Atatürk, Bugün Aydın’da!

Ulu Önder Mustafa Kemal, birgün Aydın‘a gitmek istedi ve öyle de yaptı. Ata’nın Aydın’a ayak bastığı gün 80 yıl önce bugündü! 80 yıl önce 3 Şubat 1931‘de saat 10.00’da özel treniyle İzmir’den yola çıkan Atatürk ve heyeti saat 15.00’i gösterdiğinde medeniyetler beşiği Aydın vilayetindeydi. Yukarıdaki fotoğraf, Atatürk 80 yıl önce Aydın’a geldiğinde Aydın tren garında çekildi. O fotoğrafın Aydın’da çekildiğini Aydınlılar da dahil bilen pek azdır ;)

Atatürk Aydın’a aslında ilk kez 1924 yılında geldi. Vefatına kadar da 1930, 1931 ve 1937 yıllarında olmak üzere üç kez daha Aydın’ı ziyaret etti. Biz Aydınlıların her yıl kutladığımız ve bugün de 80. yılını kutladığımız Ata’nın ziyareti 3 Şubat 1931 yılındaki “Büyük Ege Gezisi” kapsamında gerçekleştirdiği 2. ziyareti oluyor. Aydın, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli, en sağlam cephelerinden biriydi ve Mustafa Kemal Paşa da Aydın’daki savunmaya büyük hayranlık duymuştu. Üstelik Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından yakın arkadaşlarının Aydın’dan milletvekili olmaları için çaba sarfetmişti.

80 yıl önce Aydın’a doğru yolan çıkan Mustafa Kemal Paşa, özel bir karşılama töreni yapılmamasını emretmesine rağmen 3 saatlik yolculuğu süresinde Ortaklar tren istasyonundan Aydın tren istasyonuna kadar geçtiği her istasyonda halk tarafından durdurulurmuş, büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanmıştır. Biz Aydınlılar için Ata’nın Aydın’ı şereflendirmesi son derece önemlidir. İşte yıllar önce de bugün de Atatürk’ün Aydın’ı ziyareti büyük bir coşkuyla karşılanır ;)

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

e-Kitap Teknolojisi Kütüphanelerin Sonunu Getirir mi?

Birkaç haftadır kütüphanedeyim. Teyzeler, amcalar, gençler, çeşit çeşit insanlar gelip ödünç aldıkları kitapları bırakıyorlar, rafların arasında dolaşıp okumak için yeni birer kitap daha alıp gidiyorlar. Kütüphanenin büyük penceresinden onları seyrediyorum, mutlu bir şekilde yolda yürüyorlar. Ben bir edebiyatçıyım, on yıllardır da kütüphaneyle irtibatım pek kopmadı. Ama ben bile insanların hala üşenmeyip bir il halk kütüphanesine gidip ödünç kitap alıyor olmasına şaşırıyorum. Ama onları takdir duygum, şaşkınlığımdan kat be kat fazla. Üstelik bu okurların korsan kitabın ucuzluğuna veya televizyonun, internetin cazibesine rağmen yol tepip kütüphaneye kadar gelmelerine çok büyük saygı duyuyorum.

Benim kütüphane kaydımın üzerinden iki nesil geçmiştir sanırım. Son ödünç kitabımı aldığımda Continue reading →

Oğul

Bugün:

Paylaşmak, kâğıt üstünde de olsa dijital ortamda da olsa paylaşmak’tır. Bir yazıyla, bir müzikle veya bir fotoğrafla da olsa paylaşmanın mecrasının önemli olmadığının bir göstergesidir: Oğul 

3 Yıl Önce:

En zayıf ruh hâlimle en tökezlediğim günleri yaşıyorum. Gücümü en kaybettiğim anda sanal alemin bu akıl almaz paylaşımcılığı, beni kendime getirecek yeni bir dijital mesajla üzerine düşen görevi yapıyor: Daha önce hiç görmediği bir yürek kendisine “Oğul” diye seslenerek bir mesaj yazıyor. Oysa “oğul” diye seslenen de seslendiği kişinin daha önce sesini bile duymuyor.

(…) iç sesimi sanal alemde paylaşıyorum herkesle. Edebiyat okumasaydım, yine yazar mıydım bunca şeyi. Sanırım evet. Köyden dışarı çıkmamış ve kanserin pençesinde can vermiş amcamın saklı günlüğünü okuduğumda da rahmetli babamın yıllar sonra keşfedilen duvardaki fotoğrafının arkasındaki şiiri okuduğumda da “yazmanın” bir eğitimden çok genlerden gelen bir kabiliyet olduğunu anlamıştım.

Yazma işine nereden de girdiysem… Asıl mesele 4 yıldır internetteki bu “e-vren günlüğü” sayesinde beni göz yaşlarına boğan insanlarla tanışmış olmam. Siz, o insanların sonuncusu oldunuz. Ben bir Türkolog diplomasına sahip edebiyat mezunu, yıllardır Fethi Naci ismi diline pelesenk olmuş bir yeni yetmeyken, o büyülü ismin eşi bana gün gelecek “oğul” diye seslenecek.

(…) Biliyorum, yalnız değilsiniz… İstersek yakınınızdayız çünkü.

e-vren günlüğü yazarına dipnot: Bu yazının arşiv kodu evrengunlugu.net’in 6 yıllık arşiviyle aynı kodu taşımaktadır “30082008” Yazının orijinalinde bulunmasına rağmen bazı cümleler çıkartılmış, noktalama işareti hataları düzeltilmiş olabilir. Anlatım bozukluğu olan cümlelere dokunulmamıştır.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Çok Fotoğraf Çekesim Geldi, Ben de Yazı Yazdım

Benim fotoğraf çekme isteğim, karnımın acıkması gibi yer ve zaman dinlemiyor. Saat gece 01.13 ve ben bir taraftan patates kızartması konusunda can çekişirken bir taraftan da siyah-beyaz hatta simsiyah-bembeyaz bir portre çekme hevesiyle yanıp tutuşmuş durumdayım. Bu saatte ne patates kızartabilirim ne de sokakta birini bulup denklanşöre birkaç kez basabilirim değil mi ;)

İlknur‘a göre benim bu saatte acıkmam ve daha da kötüsü canımın patates kızartması çekmesi tam bir facia. Sanki beni yıllardır en çok tanıyan arkadaşlarımdan biri değilmiş gibi. İlknur’un benim yaşasın yemek yemek! yaşam biçimime getirdiği bu anlık tepkiyi keşke Mehmet Turgut da gecenin bu vakti bende peyda olan siyah beyaz portre çekme arzuma verseydi. Ama hayır, Mehmet Turgutaslanım, çık ve çek; fotoğraf beklemez! diye beni daha da yüreklendirirdi ;)

Sağa sola yazmıştım buraya da not düşeyim: Kars‘taki ucube olarak ün salan ama gerçek adını kimsenin bilmediği o heykel’in polemiğinden sonra Türk Telekom Arena‘nın açılışındaki sorundan ötürü Aydın Belediyesi de stadyumu Aydın’a taşımaya talibiz. der mi acaba diye çok bekledim ama demedi. Üzüldüm tabi ;(

On yılda bir gelen bir Montaigne krizindeyim. Fransa’nın yetiştirdiği en muhteşem ama en sıradan kalemi, Denemeler’i ile ruhumda yine fırtınalar estirdi. Montaigne’yi kıskanıyor muyum ne ;) Ama elbetteki Türk Edebiyatı’nın deneme üstadı Nurullah Ataç‘a da hakkını teslim etmeli: Muhteşemsin Ataç!

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Anneannem Derdi ki: Zıkkım İçeseciler!

Yazıya girmeden önce uyarımı yapayım: 6 yıldır olduğu gibi bundan sonra da e-vren günlüğü’nde alkollü içki tüketmek ya-sak-tır! Bu blogu her gün yüzlerce genç okuyor, çocuklar ziyaret ediyor, aileler takip ediyor. Gidin başka yerde zıkkımlanın ;)

Medya yine yaptı yapacağını, meğer haberlerde bangır bangır iddia edilen içki sayaklarının çoğu yalanmış. Pöf! Gündem meşgul olsun da oh nasıl olursa olsun ;)

Dün, NTV’de tartışma programında bir grup amcamız içki yasağı üzerine ahkam kesiyorlar. Hepsi bu yasağa karşı ama ille de şunun latını çizmeden edemiyorlar: Abijim tamam içki insan sağlığına zararlı, trafik kazalarına sebep oluyor; abijim biz demiyoruz ki içki için. Kabul ediyoruz bunun kötü bir şey olduğunu. Bunu içip içmeyeceğine insanlar kendileri karar vereceklermiş. Hatta yasaklamakla önüne geçileceği sanılıyormuş ama tam tersiymiş. İşin özü eğitimmiş. Abijim bir de catering (bu da yeni çıktı, yemek şirketi mi bunlar, Türkçesi yok mu bu yeni sekötrün?)  firmaları zarar edecek, binlerce insan bundan ekmek yiyor.” Bıd bıdı bıdı…

Uyuşturucu da zararlıdır, hem de en zararlısıdır. Adını telaffuz etmek, bu kelimeyi yazmak bile iğreti bir durum. Ama bu denli pis bir şey olmasına rağmen, hayır efendim, uyuşturucu yasaklanamaz, bu özgürlüklere bir darbedir! Uyuşturucu kullanıp kullanmayacağıma pekala kendim karar verebilirim; evet bunu yapabilirim mi diyeceğiz? Uyuşturucu sayesinde milyonları cebe indiren zevk sefa içinde yüzen baya bir insan da var. E onlar da ekmek parasından olacak. Böyle mi mantık yürütelim o halde?

Millet de sosyal özgürlük adı altında evinde bar’ında demlenmekle yetinmeyip sokakta sahilde içmeye pek meraklıymış. Böyleleri için rahmetli anneannemin sözü hep cebinde hazırdı: Bkz. bu yazının başlığı ;)

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Bedava Reklamın Böylesi

Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ilgili yasaklansın, kaldırılsın, adli işlem başlatılsın diyenler veya diye düşününler keşke yıllardır insanları kanser eden cips reklamlarını yasaklamayı da akıl edebilselerdi.

Mesela, Kurtlar Vadisi dizisi bunca yıl yüz kez yayından kaldırılabilirdi. Ülkedeki sosyolog ve psikologlara sorsak bu dizinin koca bir nesilde sebep olduğu tahribatı saymakla bitiremeyeceklerdir.

Halihazırda daha kötüleri varken tek bir diziye yüklenmenin manası nedir anlamadım. Aslında yapılan bütün bu tartışmalar bedava reklamdan başka bir işe yaramıyor. Ha bir de oyuncuların fiyatı artıyor. Kim sitemez ki bütün köşe yazarlarının bahsettiği, bütün televizyon programlarının ele aldığı böylesi bir dizide oynuyor olmayı. Mutlaka bu haberler de oyuncu ekibine  ayrı bir hava katıyorduk ;)

NTV bile, başka bir kanala ait bir dizinin daha ilk bölümü için özel programlar yaptı. Yaprak Dökümü‘nün milyonları göz yaşına boğan finalinde ölen Ali Rıza Bey için de TRT kandil geceleri yaptığı gibi büyük bir camide canlı yayında mevlit okutsaydı ancak bu kadar şaşırırdım. Kimse kimsenin reklamını bedavaya yapamazken bütün basın yayın organlarının çarşaf çarşaf Muhteşem Yüzyıl başlıklarını anlamakta güçlük çekiyorum.

Ancak başta da belirttiğim gibi keşke toplumun sağlığını, gelenek göreneklerimizi her alanda ve bu denli titiz bir şekilde koruma gayreti içinde olsaydık. Söz konusu diziyi tartışana kadar canlı yayınlarda aile bireylerinin kirli çamaşırlarının saatlerce tartışılmasına dönen evlilik programlarına, dövüş ve savaştan ibaret sözde çizgi filmlere ne demeli? 

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.