İstanbul’u Layıkıyla Yaşayabilmek

Hasan Yaşar‘ın konuk olduğu Podcast Asıl Bunu Konuşalım’ın yeni bölümünde hayatı ertelemeyi konuştuk. Hasan, ötelediği birçok şeyde İstanbul’un zor yaşam koşularının etkili olduğunu düşünüp ani bir kararla Konya’ya taşındığını anlatınca, sohbetimizin bir bölümü “İstanbul” oldu. Bu vesileyle ben de onuncu yılımı doldurduğum İstanbul’un bendeki tesirini yazmak istedim.

Bu podcasti Apple Podcast ve Google Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.
Continue reading →

Azalan Tiyatro Seyretme Görgüsü

Podcast “Asıl Bunu Konuşalım”ın üçüncü bölümü yayımlandı. On altı yıl önce bu blogda misafir kalem olarak yer alan Bade Karababa, bu kez podcastime konuk oldu. Yeni bölümde gündemi, YouTube kanalını yakından takip ettiği bir isme odaklayan Bade, Blue Horizon isimli teknesiyle yaptığı dünya seyahatinden çok etkilendiği Fatih Aksu‘dan bahsetmek istediğini söyledi.

Continue reading →

Hevesimizi Kıranlara Rağmen

Hevesi çok kolay kırılabilen biriyim. Hevesimi kıran eylem ve söylemlere karşı direncim de zayıf; yaşıma, başıma rağmen… Belki bu karakterle, yetiştirilme tarzıyla veya bilinçaltımın karanlık noktalarındaki arızalarla ilgilidir. Zaten hevesimi kıranların, bunu bilinçli yaptığına pek inanmıyorum. Farkında olarak yapan varsa da günahı boynuna ;) Konuşan ne niyetle konuşuyorsa konuşuyor; bunlardan ciddi anlamda etkilenip kararlarını veya yolunu hemen değiştiren bende asıl mesele :)

Continue reading →

Yeni Podcastim “Asıl Bunu Konuşalım” Başladı

edebî ve internet günlüğü podcastlerinin üzerinden birkaç yıl geçti. Her iki podcasti, bir süre dinlendikten sonra ikinci sezonlarına başlamak üzere bitirmiştim. Ancak dijital yorgunluğu bahane edip her ikisine de tekrar başlayamadım. Son bir yıldırsa kafamın içinde dönüp duran “asıl bunu konuşalım” cümlesine kulaklarımı daha fazla tıkayamayıp bunu yeni bir podcast formatı olarak hayata geçirmeye karar verdim. Kayıtlarına kasım ayında başladığım podcastin ilk bölümü yayımlandı. Heyecanlı ve gururluyum :)

Continue reading →

Değişen Kitap Okuma Alışkanlığım

Okumayı öğrendiğimden beri düzenli olarak kitap okuyorum. Çocukluğumda kendime ait bir odam olmadı ama kitaplığım her zaman vardı. “Okunmayı bekleyen kitaplar” rafım da hiç boş kalmadı. Farklı sebeplerle zaman zaman kitap oku(ya)madığım -tabii çok kısa süreli- dönemler oldu. Okumak, okudukça gelişen bir deneyim. Başlarda sadece okursunuz, okudukça etkin okumayı öğrenirsiniz ve kitabı elinize aldığınızda artık sadece bir okur değilsinizdir.

Continue reading →

Huzur mu Mutluluk mu?

On yıl önce bu soruya kesin bir dille “huzur” cevabını veriyordum. Her iki sözcüğün sözlük anlamlarını bir kenara bırakıyorum; bana göre mutluluk daha kısa süreli, daha kolay ve dış etkenlere bağlı bir duygu durumu. Huzursa benim için çok daha manevi, ruhsal, derin ve uzun süreli bir duygu. Kısa süreli mutsuzluklar yaşayabilirim, buna dayanabilirim ama en ufak bir huzurluğu, kısa süreli de olsa asla yaşamak istemem. Çünkü gerçekten göğsümün üzerine kocaman bir beton blok koyulmuş gibi hissediyorum.

Her işin başı huzur, en azından benim için böyle

Yine on yıl önce ben de her işin başının sağlık olduğuna inanırdım. Belki de hepimize ezberletilen, kalıplaşmış söylemlerden biri olduğu için “her işin başı sağlık” deyip geçiyordum. Ancak zamanla, o çok önemsediğim “huzur”un benim için sağlıktan daha önemli olduğunu fark etmeye başladım. Kendi adıma içimdeki huzuru kaybettiysem sağlığımın, cebimdeki paranın, boğazımdaki lokmanın bir anlamı kalmıyor. Seyrettiğim filmden, dinlediğim müzikten, yediğim yemekten tat alamıyorum. İçime huzursuzluk çöktüğünde üzerime de adeta kara bulutlar çöküyor, elimin ayağımın canı kesiliyor. Sanki ayaklarıma zincir vurmuşlar gibi yavaşlıyorum, çalışamıyorum, hayattan zevk alamıyorum.

Huzur, hayatımda sahip olduğum her şeye ve yaşadığım ana anlam katan, bütün bunları değerli kılan bir his. Bozulan sağlığı ilaçlarla, tedavi yöntemleriyle bir şekilde yerine getirmek mümkün de huzursuzluğun çaresini bulmak… işte o çok zor.

O yüzden bana huzur verdiğini düşündüğüm ne varsa hayatıma dâhil etmeye çalışıyorum. Bana huzursuzluk veren -ki çoğunlukla insanlar bunu yapıyor- her türlü etkenden, olaydan uzak duruyor, bunları hayatımda azaltma yoluna gidiyorum. İnsan insan yükünü alır derler, bazı durumlarda doğrudur da ama ben en çok “az insan çok huzur” sözüne inanırım. Deneyimle sabit.

telegram