internet günlüğü #4: Işıl Yılmaz Sümer

Podcast nasıl yapılır, nereye yüklenir, hangi mikrofonu almalıyım, konuk konuşmacıyla sohbet kaydımızı neyle nasıl yapabilirim, podcasti İtunes kabul edecek mi, Spotfy hemen yayımlayacak mı vs diye kafamda onlarca soruyla 1,5 ay önce başladığım podcast yayınlarının dördüncü bölümü geride kaldı.

Sezer İltekin, Ceren Varol ve Burak Göç‘ün ardından podcast yayınını paylaştığım dördüncü isim Işıl Yılmaz Sümer oldu. Her blog yazarının birbirini az çok “dijitalen” tanıdığı gibi Işıl’dan da bloğu sayesinde haberdardım ancak kendisiyle yüz yüze, Kadir Has Üniversitesinde 2017 yılında düzenlediğimiz 3. Blog Yazarları Çalıştayında tanıştık. O günün telaşından dolayı kendisiyle sohbet edemediğim Işıl’la o sohbetin acısını bu podcast sayesinde çıkardık. Hatta 25 dakikalık podcast kaydını sonlandırdıktan sonra, neredeyse bir o kadar daha sohbet ettik Skype’ta.

İlk üç podcastte olduğu gibi bu yayında da Işıl’la başta sıraladığım konulardan sadece ilki üzerinde konuşabildik: Teknoloji bağımlılığı. Bu konudaki sohbetimizden satır başlarını aşağıda sıralamaya çalıştım. iTunes Podcast veya Spotfy kullanmayanlar için podcast kaydını YouTube’dan da paylaştım:

Podcast 4. Bölümden Notlar:

Evren: “Satın almanın değil paylaşmanın, sürekli tüketimin değil de sürdürülebilirliğin önemini” 2013 yılının başlarında keşfediyorsun ve 30 gün boyunca bir deney yapıyorsun, tek bir kıyafetin var sadece onu giyorsun, alışverişten uzak duruyor, hiç makyaj yapmıyor, hiç takı takmıyorsun ve bu konuda 2013 yazında TEDxAlsancak sahnesinde bir konuşma yapıyorsun. O konuşmada “Sahip oldukça özgürlük alanımın daraldığını fark ettim.” diyorsun.

2013 yılındaki bu deneyiminin üzerinden altı yıl geçti. Bir kadın, iş insanı ve her şeyden önce sosyal bir varlık, insan olarak bunca reklamın, bilinçaltımıza yerleştirilen tüketme zorlamasının baskısıyla kendini yine bakımlı olmaya çalışırken, tırnak içinde söylüyorum, “gereksiz yere” alışveriş yaparken, bugün ne giysem telaşına düşerken bulduğun ve “kahretsin yine farkında olmadan sistemin kölesi oldum.” dediğin oluyor mu?

İyi bir kapitalist değilim

Işıl: O kapı bir kere açılınca, o yola bir kere girilince geri döndüğünüzde tekrar eski siz olmuyorsunuz. O yüzden farkındalık hep var. Ben zaten çok fazla alışveriş yapmayı sevmiyordum. Çok fazla makyaj, takı tutkum yoktu. Ama hâlâ devam ediyor mu diye sorarsan eğer, tabii arada kırılma noktaları oluyor. Bir çocuğum var sonuçta. Zaman zaman yeteri kadar iyi bir anne miyim, şunu almazsam çocuğum mahrum kalır mı gibi kaygılar yaşadığım oluyor. Araştırmaktan ve okumaktan hiç vazgeçmedim. O süreçte paylaşım ekonomisi, az tüketme, daha sürdürülebilir hayat, sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir moda daha kapsül kıyafetler… Her sezon giyebileceğim, bir dolabım var mesela siyah beyaz ağırlıklı, renklerden biraz daha uzak. Dolayısıyla sezonluk alışveriş yapmıyorum, yıllık alışveriş yapıyorum, bir aldığımı üç dört yıl giyiyorum. Eskiyince atıyorum. Evimdeki bütün eşyalar öyle. Teknolojiyle ilişkili işler yaptığım için kullandığım cihazlar biraz farklılık gösteriyor. İhtiyacım olan şeyleri alıyorum eskidikçe çünkü yavaşlıyor. Genelde bayağı bir hırpalandıkça bırakıyorum her şeyi.  İyi bir kapitalist değilim galiba.

Evren: Hayatımızı fazlalıklardan arındırmaya çalışırken, gereksiz eşyalar ve kıyafetleri dağıtırken, sadece lazım olduğu kadarını satın almaya özen gösterip alış veriş çılgınlığına kendimizi kaptırmamaya  çabalarken, hem maddi anlamda hem zaman bakımından tasarrufta bulunmaya gayret gösterirken hatta bazılarımız yaşadışımız şehri terk edip köylere yerleşirken veya karavanda, çadırda yaşamaya başlarken vazgeçemediğimiz bir şey var: Kendimizde haberdar etmek ve başkalarından haberdar olmak. Sadeleşirken bile bunu sosyal ağlardan paylaşmaya ve gelecek bildirimleri kaçırmamaya dikkat ediyoruz. Sisteme bağımlı olmaktan kaçıyoruz ama internetle bağımızı koparamıyoruz. Bazı konularda sadeleşiyoruz ama teknoloji konusunda özellikle de en iyi telefon modelini kullanma konusunda sanki bilinçli olarak sadeleşmiyoruz. 

Artık bütün dünya başka bir evrende yaşıyor

Işıl: Teknolojiye tutsak, bağımlı ve zincirli bir haldeyiz. Heidegger da bu durumu, 1954’te yazdığı makalede şöyle betimliyor: “Kabul etsek de etmesek de her yerde tekniğe tutsak ve zincirli haldeyiz.” Teknolojiyi geliştirenler bunu herhalde mantıklı bir şekilde bu hale getiriyorlar. Vücut bunu kullanırken dopamin salgılıyor, mutlu oluyoruz. Sonuçta kendi çıkarımız için kullanıyoruz. Yaylaya bayıra çıksak da ürettiğimizi satmak, pazarlamak zorundayız. Bugün bunu kolay yoldan nasıl pazarlayacaksınız? Sosyal medyayı kullanarak pazarlayabiliriz. Artık eskisi gibi kapı kapı gezmek yok, çünkü bütün dünya başka bir evrende yaşıyor. Sizin de orada olmanız lazım. Sıyrılmak maalesef çok zor. Dünyanın yarısından fazlası teknolojiyi, interneti kullanıyor. Kullandığımız lenslerden ürettiğimiz içeriğe kadar mecburuz bu teknolojiyi kullanmaya.

Evren: Teknoloji bağımlılığı ya da teknoloji bağımlılığını kabul etmeyenlerin deyimiyle “Teknoloji farkındalığı”. Teknoloji bağımlılığını kabul eden ve böyle bir bağımlılık yoktur diyen iki taraf var. Biz önce teknoloji bağımlılığını kabul eden tarafın söylediklerine kulak verelim. 

Dünya Sağlık Örgütü, teknoloji bağımlılığını hastalık olarak tanımlayıp kabul etti. Çin’de de 2008 yılında internet bağımlılığı klinik bir rahatsızlık olarak kabul edildi. Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Teknoloji Bağımlılığı Kongresinde “En tehlikeli bağımlılık maddesi en kolay ulaşılabilendir. O yüzden teknoloji bağımlılığı gittikçe büyüyen ciddi bir sorundur.” diyor. Teknoloji soyut bir kavram olduğu için engellenmesi zor ama kullanımı da gerekli. Sigara veya madde bağımlılığı gibi değil. Bu açıdan teknoloji bağımlılığı çok zor bir alan. Doç. Dr. Huriye Martı, internet bağımlılığını Cinsellik, alışveriş, kumar ve şiddet yüklü oyunlar olmak üzere dört ana unsurun tetiklediğini söylüyor. Doç. Dr. Tülay Ortabağ da teknoloji bağımlılığını halk sağlığı sorunu olarak ele aldıklarını ifade ediyor. Bu söylemler ışığında Işıl, sen teknoloji bağımlılığını gerçekten de tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görüyor musun?

Teknoloji, bağımlılık değil kötü bir alışkanlık olabilir

Işıl: Teknoloji bağımlılığı akademik bir tartışma. Bunu bağımlılık, hastalık ölçüsünde tartışabilecek akademik bir alt yapım yok. Ama hastalık, bağımlılık olarak görülmesini çok düşünmüyorum. Belki kötü bir alışkanlık olarak tabir edilebilir. Her şeyin çok fazla kullanımı zararlı.

Teknolojinin şöyle bir tarafı var: Dur işareti yok. Televizyonda dizi seyrederken, dizi bitiyor ve reklamlar giriyor. Kalkayım işimi yapayım, televizyonu kapatayım diyorsun. Bir dur işareti oluyor. Bir kitap okurken bölüm bitiyor, kitap bitiyor ama sosyal medya ve oyun öyle değil.  Sonsuza kadar oynayabilirsiniz. Başından kalkmadan yirmi dört saat oyun oynayan arkadaşlarım vardı. Çünkü orada devam eden bir hayat var. Sosyal medya da öyle, orada bir hayat var. Instagram’da bir hayat var mesela, girip bakıyorsunuz insanlar bir şey paylaşmış. Çıkmasanız çıkmazsınız, sıkılmasanız uzun bir süre oradan çıkmazsınız. Başında zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Dolayısıyla orada bir dur işaretinin olmaması bağımlılığı çok ciddi pekiştirici bir unsur.

Günümüz insanında, özellikle beyaz yakalılarda, 20’li 30’lu yaşlarını yaşayan nesilde bir şeyleri kaçırma, kariyerlerini etkileyecek kadar geri kalma korkusu var. O kadar çok şey değişiyor ki yakalamak için çok ciddi çaba sarfetmeniz gerekiyor. 

Sosyal medyada ve oynlarda ödül kavramı var. Beğeni (like), yorum (comment) bunlar insanı çok mutlu eden şeyler. Vücut, dopamin salgılıyor, mutlu oluyorsunuz. Alışkanlık yaratıyorlar. Bu ekonomiyi yaratan platform sahibi insanlar, o alışkanlığı yaratmak, bağımlılığa dönüştürmek için psikolojik danışmanlık alıyorlar, davranışsal psikolojiden faydalanıyorlar, büyük çaba sarfediyorlar. 

Evren: Teknoloji bağımlılığını kabul etmeyen hatta bunun konuşulmasını komik bulan kesimin söylediklerine bir bakalım. Dr. Özgür Bolat, insanın bağımlılık ihtiyacını teknolojiyle karşıladığını, bunun teknolojiye bağımlı olarak nitelendirilemeyeceğini söylüyor. Bilal Eren, teknoloji bağımlılığı terminolojisine çok katılmadığını, teknoloji farkındalığı ifadesinin daha doğru olduğunu söylüyor. Öyle ki “interneti uzvu gibi gören bir nesle sen bu uzvun bağımlısısın demek ne kadar mantıklı?” diye de soruyor. Yalçın Arı da “İnternetin kendisi nesne değil; insan nesne olmayan bir şeye nasıl bağımlı olur?” sorusuyla böyle bir bağımlılığı kabul etmediğini dile getirmişti kongrede.

Son olarak Atıf abinin Atıf Ünaldı’nın bu konuda attığı bir tiviti var: “Bu teknoloji bağımlılığı hikayesine 5 yıl sonra öyle çok güleceğiz ki” diyor. Bu tivitin üzerinden tabii henüz 3,5 yıl geçti. Ben de bu yayına dair notları hazırlarken Atıf abiye Whatsapp’tan bu tivitini gönderdim. Fikrinin aynı olup olmadığını sordum. Sonra telefonla konuştuk kendisiyle. “Teknoloji bağımlılığını kabul etmiyorum” dedi. Hatta geçen hafta bu konuda Gençleri Teknoloji Bağımlılığından Kurtarmak İçin On Yöntem başlıklı bir yazı yazdığını söyledi. Orada özetle “İsterseniz önce şu literatürü elden geçirelim. Teknoloji bağımlılığından kasıt nedir? ekran bağımlılığı mı sosyal medya bağımlılığı mı gençlerin video kaynakları karşısında zombileşmesi mi, bilgisayar oyunu bağımlılığı mı?” diye soruyor. Sen de sanki bu tarafın görüşlerine yakın duruyorsun.

Işıl: Ben de aynı görüşteyim çünkü öyle bir dünyada yaşıyoruz ki hakikaten (teknoloji) uzuvlarımız. Her şeyimi internetten yapıyor, oğlumun davranışlarını oradan takip edebiliyorum. 

Oğlum 3,5 yaşında ve onun eline hiç telefon vermiyoruz, ekran da göstermiyoruz. Beş yaşına kadar günde 1 saat, beş yaşından sonra kontrollü olarak ekran alsın ekolüne yakınım. 

“Bir oyuncak istiyorum.” diyor, “Şu an alamayız.” diyorum. “Ama internetten sipariş verebilirsin.” diyor, bunu çok rahat bir şekilde söyleyebiliyor, yokluk kavramıyla ilgili kafasında bir şey yok. “Anneaanemi özledim Facetime yap.” diyor. Oğlumun normali bu olunca sen ona “bağımlısın” diyemezsin.

Türkiyede 2010 ile 2015 yılları arasında yapılan araştırmalarda çocukların internet kullanım yaşı 5’ten 2’ye düşmüş. Dünyada 1 yaşındaki çocuuların internet kullanım oranı yüzde 60’lara yükseliyor. Siz bağımlısınız demek onlar için çok garip bir şey. 

Dünyada şöyle bir farkındalık var: Yasaklama, yönlendir. Teknoloji alışkanlıklarımız, giderek yaşam tarzlarımızı farkılaştırıyor. Bunu (teknolojiyi) düzgün kullanalım. Google’ın ekim ayında yayımladığı wellbeing.google‘da röportajlar var. Ebeveynlerde teknoloji çocuklarımız için tehlikeli bir ortam sunuyor gibi bir korku var. Ama çocuk onun farkında değil, bunu gayet normal bir durummuş gibi görüyor. Psikologlar da bunu söylüyor: Genç bir kişi teknolojik bir şey kullandığında bunun onun için fayda sağlayacak, iyi yanlarını görür. Daha yaşlı biriyse tehlikelerini, zararlarını görür. 

Bağımlılık konusunda ailelerin de eğitim görmesi gerekiyor, çünkü ebeveyn gözetimi çok az. Anne baba elinde telefonla oynarken çocuğun oyuncaklarıyla oynamasını bekleyemezsin. Sen kitap okumuyorsun ki çocuk okusun. 

Çocuklar için erken yaşlarda ekranla karşılaşmak iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi? Bu konuda iki ekol var. Bir ekol diyor ki, çocuklar 2 – 3 yaşından itibaren ebeveyn gözetiminde internet kullanabilirler. Bir ekol diyor ki, hayır beş yaşına kadar kullanamazlar, beş yaşından sonra ebeveyn gözetiminde kulanmaya başlayabilirler. Çocuk psikologları ya da bu konuyla ilgili çalışan uzmanlar, bu konuda bir uzlaşı sağlarlar, bununla ilgili bir literatür yaratabilirlerse belki o zaman bağımlılık – hastalık evresi konuşulabilir ve ne yapılması gerektiği o zaman tam olarak oturabilir.

Oğlumun fotoğraflarını, daha doğrusu yüzünü sosyal medyada paylaşmıyorum. Çünkü benimi için etik değil. Çocuğunun fotoğrafını paylaşan var paylaşmayan var; doğar doğmaz çocuğuna sosyal medya hesapları açan aileler var ya da hiç açmayan aileler var. Bu da yine ne olduğu bilinmeyen kara delik. Bu kara delik içerisinde yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

Evren: Kesinlikle bize lazım olan teknoloji farkındalığı. Anne babanın bu konuda çok bilinçli olması, güvenli internet kullanımının yaygınlaşması gerekiyor. Çocuğun internet başında neye maruz kaldığı konusunda fikir sahibi olamayabiliyor aileler, kontrol mekanizmaları zayıf. “Ben kafamı dinleyeyim, çocuk oyalansın.” mantığıyla uçsuz bucaksız dünyayla baş başa bırakıyorlar çocuklarını. Her işin başı eğitim, farkındalık ve teknolojiyi, interneti kullanma konusunda bilinçlenmek.

Bu podcasti iTunes Podcast üzerinden de dinleyebilirsiniz.

İnterneti kullanıyor ama teknolojiye yön veremiyoruz

Işıl: Türkiye internet kullanımı açısından bir cennet. Türkiye, dünyada interneti en çok kullanan ülkelerden biri, on altıncı sırada. Vaktimizin çoğunu internette geçiriyoruz. Ama öyle kötü bir durum var ki, teknolojiye yön verebilmek için gereken insan gücüne sahip olması gereken insani becerilerin ne yazıkki çoğu bizde yok. İnternet kulanımının bu kadar yaygın olduğu bir ülkede teknolojiye yön verebilmenin bu kadar düşük olması çok üzücü. Çocuklarımıza teknolojinin üretilmesine yönlendirilebilmesi için okuduğunu anlama, matematiksel kavramları öğretebilme ve dijital platformlarda bilgi toplayarak analiz edip problemi çözüp geliştirebilme becerisini aşılamalıyız. 

Evren: Teknoloji maalesef ülkemiz için iPhone’un son çıkan modelinden ibaret, internet de bizim için resmî istatistiklere göre yüzde 89,9 sosyal medyadan ibaret. Bizdeki algı bu, interneti sosyal medya için kullanıyoruz. Tam bir seyirciyiz, tam bir tüketiciyiz. Maalesef içimizde içerik üreten, faydalı olmaya çalışan, interneti bu anlamda kullanan çok az internet kulanıcısı var.

Bir önceki Kendi kitabını kendi yapan yazar: Cihan Gülbüdak başlıklı yazımda Cihan Gülbüdak, Habis Kıssa ve theremin hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir