Flash Haber!

Sıcak bir gelişmeyi bültenimiz içinde sizlerle paylaşmak istiyorum:
İzmit’te gerçekleşen trafik kazasında 1 kişi öldü, 30 kişi hayatını kaybetti!

Gecenin 2’si. Flash TV‘nin ana haber bülteninin tekrarına şöyle bir göz atayım dedim, hata bende. Sarı saçlı, mavi gözlü erkek sunucu, bir haberden diğer habere geçerken “son dakika haberi” olarak bu cümleyi söyleyip, başka bir habere geçiyor. 1 kişinin ölümüyle 30 kişinin hayatını kaybetmesini farklı zanneden bu sunucular iletişim fakültelerinde yetişmiyordur umarım :)

Türkçe, Dünyanın En Güzel Dilidir!

Yandaki fotoğrafı geçen hafta Tavas‘ın Çağırgan Köyü‘nün İlköğretim Okulu’nda çektim. Belli ki okul öğretmenleri Türk Dili üzerine bir çalışma gerçekleştirmişler, öğrenciler de bu çalışmaya kendi imzalarını atmışlar. Okulun camlarında Türkçemizin güzellikleriyle ilgili buna benzer pek çok mesaj bulunuyordu.

Çağırgan İÖO’nun öğrencileri Türkçe, dünyanın en güzel dilidir diyordu. Dün de NTV‘deBiri Bana Anlatsın programında Türkçe yaşıyor mu, savaşıyor mu?bu masaya yatırılmıştı. Tutabildiğim notları burada paylaşmak istedim:

Dil Derneği Başkanı, sürekli tartışılan şapka kalktı mı kalkmadı mı tartışmasına son noktayı koydu: Hiçbir zaman “k” ve “g” den sonra şapka kalkmadı!

Okullarda güzel konuşma dersleri olmalıydı ve yıllarca bunun mücadelesi verilmişti.

TV ve bilgisayar dili çok hızlı bir şekilde zayıflatıyordu. Öyle ki gençler arasında MSN / SMS dili denilen yeni bir dil doğuyordu. Konuklardan biri tam bu noktada taşı gediğine koydu: Bunlar genç değil, gnc! {Türk’ü Turk yazıp da cell’leştiren Turkcell’in reklamları sağolsun!}

Her zaman savunduğum bir konuyu Beyaz da dile getirdi: Dilimize son yıllarda böylesine hızla yabancı kelime girişinin en büyük sebebiçok üretken, buluşları olan bir millet olmayışımız, teknoloji dahil pek çok bilgiyi dışarıdan alıyor olmamız idi.

Kadir Çöpdemir‘in ise son derece ilginç bir tespiti vardı ki “hakikaten!” dedirtiyordu: Köyüne okul, öğretmen götürmeyen devlet; TV vericisini dikebiliyordu. Ve çoluk çocuk bütün köylü Türkçe’yi TV’den yanlış öğreniyordu.

Ve dilin neden bu kadar önemli olduğu Kaşgarlı Mahmut‘un şu sözüyle son bir kez anlatılmaya çalışıldı:

Erdem başı til! / Erdemin başı dildir!

“TÜRKÇE LAFLAR” GAFI

TRT, bu defa eurovision’da bizi temsil edecek isim konusunda iyi bir karar verdi diye düşünmüştüm ki Kenan Doğulu, söyleyeceği şarkının sözlerinin Türkçe olmasını isteyenlerin eski kafalı olduğu, daha çok insana ulaşabilmek adına şarkıyı ingilizce söylemek gerektiği gibi çok tuhaf bir açıklamada bulunmuştu. Can Dündar, Evet Kenan Doğulu, biz eski kafalıyız biraz! başlıklı bir yazıyla kendi köşesinden gayet yerinde bir cevap vermişti adayımıza. Ardından TDK‘dan da haklı bir tepki geldi: Madem daha çok insana ulaşılmak isteniyor, o zaman Kenan Doğlu şarkısını Çince söylesin. İkibuçuk milyar insan anlayacak şarkıyı düşünsenize.

Kenan Doğulu da, geri adım atıp, yanlış anlaşıldığını, Türkçe diline tutkun ve aşık olduğunu, 16 yıldır müziğin içinde güzel Türkçe’yle konuşmaya, sanatını yapmaya çalıştığını söyleyerek de tuhaf bir savunma içine girdi. Türkçe zaten bir dildi ve Türkçe dili diye de bir tabir yoktu zaten. Eski kafalı demek de Türkçe’ye ve Türkçe yanlılarına ayrı bir hakaretti. Anlayacağınız Kenan’ın Türkçesi gıttı ve ingilizce şarkı söylemesi bir bakıma yerinde bir karardı :)

En acınılası cümle ise hala daha Kenan Doğulu’nun resmi web sayfasındaki haberlerin ilk sırasında yer alıyor: Ama şarkıda Türkçe laflar da olsun istiyorum. Yabancılara öğretebileceğimiz, bir kaç kolay kelime

Kenan Doğlu için Türkçe,gereksiz, boş sözanlamına gelen bir laf’tan, hatta sadece birkaç kolay kelimeden ibaretti. Görünen o ki, ünlü sanatçımız (!) daha laf ve söz arasındaki ayrımı bilmiyor; Türkçe’yi laf’layıp, daha büyük bir gaf’a imza atıyordu.

Ben yine de Türkiye’nin Sertap‘la elde ettiği milyon dolarlık tanıtım şansını bu yıl da kazanmasını istiyorum. Uzun lafın kısası, Kenan’a başarılar diliyorum.

Benimle TURKCHE Konuşma!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Kasım sayısındaki yazısıdır}

Bir dönem Arapça, Farsça, Fransızca derken, son yüzyılda İngilizcenin istilası altında Türkçe. Yabancı hayranlığının hat safhaya ulaştığı günümüzde kendi dilinden utananların akıllara zarar tabelaları ile dolu sağımız solumuz. Cep telefonu mesajlarında Türkçenin sesli harflerinden tasarruf ediliyor, yabancı adlarla iş yerleri açılıyor, televizyon ve radyolar yayına giriyor, pek çok süreli dergi piyasaya çıkıyor. V’nin yerine W, ks’nin yerine X kullanılıyor. Birileri bizi yabancılaştırıyorken, birileri de fena halde TURKCHE konuşuyor. Peki, Yahya Kemal BEYATLI’nın “ağzımızda anamızın sütü gibi helâl ve güzel olmalıdır.” dediği güzel Türkçemiz nereye sürükleniyor?
Tarih: 14 Kasım 2006. Yer: Aydın’da herhangi bir lisenin herhangi bir sınıfı. Tahtada 10. sınıf öğrencilerinin düşmüş olduğu not aynen şöyle: “Yarın beden dersinde giyincezmi? Cwp yazın?” / “Hayır giymicez!” Bu cümle Türkçenin yazım kurallarının, yazı dilinin ve 29 harfinin nasıl da bilinçsizce hiçe sayıldığının en basit örneği.

Teknolojiyi üretemeyen Türkiye, hızla değişen teknolojik gelişmelere isim bulmakta geç kalıyor, iPod’a, MP3’e isim veremiyor. Sonra da dilbilimciler bilgisayar, çamaşır makinesi, ayran gibi kelimelerle yatıp kalkıp övünüyor. Teknolojinin ve basının yardımıyla Türkçemiz, Türkilizce’ye doğru yol alırken, övüne övüne bir hal olduğumuz bilgisayar kelimesi bile artık yeni neslin diline PC olarak yerleşmeye başlıyor.

Yeni nesil Türkler artık mail atıyor, feedback istiyor, cwp yazıyor, sms yolluyor, slm verip, a.s alıyor, bye deyip, tşk ederek sohbetini bitiriyor. Yeni doğmakta olan bu uyduruk dille öyle iyi iletişim kurabiliyorlar ki anlaştıklarını O.K’layarak kısaca belirtiyorlar. Büyük bir kesim, aralarında çoğumuzun anlayamadığı yeni bir dille konuşuyor. V F’ye, Z S’ye, C J’ye dönüşüyor ve efet, güsel, abijim diyerek Türkçemiz daha da şirin bir dil olma yolunda ilerliyor(!) İki mesaj uzunluğundaki duygu ve düşünceleri 160 karaktere sığdırılabilmek, kontörden tasarruf edebilmek için Türkçenin sesli harflerinden de tasarruf etmekte hiçbir sakınca görülmüyor. Artk bz trklr trkcyi sessz harflrle yazblmyi, konsblmyi hatta sesli hrflr olmdn anlsblmyi becrblyrz.

Artık “dahi anlamına gelen de’nin, ki bağlacının ayrı yazılması gerekirken birleşik yazılmasına bile razı olduk, Adnan Menderes Bulvarında sağdan sola uzanan Türkçe İngilizce karşımı mağaza isimleri arasında yürürken. Emlak’ı MLUCK, Karizma’yı Carizma yazan zihniyet, ileride çocuklarına isim olarak “Ayshe, Shakir, Chaglar” koyar, “chaylarını da kesme sugur’la icherlerse” hiç şaşmamak gerekir!

Kabul edelim: Hepimiz sms çılgını olduk. Mektup yazmayı unuttuk, zaten e-mail de pek sarmadı bizi. Bol bol MP3 indiriyor, YouTuBe’de video seyrediyor, neredeyse günün yirmi dört saati messenger’da online bir hayat sürüyoruz. En yakınımızdaki eşi dostu unutup, dünyanın bilmem neresinden sanal arkadaşlar edinip saatlerce chat yapıyoruz. Reel anlamda gerçek cümleler kuruyor, öylesine iyi Turkche konuşuyoruz ki kırk yıllık haber sunucusu, “anchorman” oluveriyor ve Türkiye’nin en büyük anchormani Ali KIRCA bir canlı yayın konuğuna “ailesinin backgroundı”nı soruyor.

Biz İngilizceyi aşmışız, hatta ana dilimiz gibi konuşur olmuşuz. Şimdi sıra yabancı dil eğitimi veren bir kursta Türkçe öğrenmekte!

“Kâmusa uzanan el namusa uzanmıştır.” diyor Cemil MERİÇ. Sözlüğümüz, gün geçtikçe “sozluc”leşirken artık dilimize sahip çıkmanın vakti geldi de geçmedi mi? Türkçe giderse Türkiye de gitmez mi?

-THE SON!-

Dilimiz böylesine kirletilir, gelişigüzel kullanılırken, Aydın Belediye Meclisi üyelerini, Kasım 2006’nın ilk haftası almış oldukları “tescillenmiş markalar haricinde yeni açılacak işyerlerinin yabancı isim kullanmasını yasaklayan ve mevcut yabancı isimli iş yerlerinin de zamanla Türkçeleştirilmesi” kararından dolayı tebrik ediyorum

————————

“Benimle TURKCHE Konuşma!” başlığının tasarımını gerçekleştiren sevgili Mustafa PİŞİRİCİ‘ye [pisirici.com] çok teşekkür ediyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası twitter’evreni ] RSS abonelik

SEY{İ}RETMEK!

YOKSA SİZ HÂLÂ

TELEVİZYONU

SİNEMAYI

VE

TİYATROYU

İZLEYENLERDEN MİSİNİZ?

 
İzlemek, birinin veya bir şeyin peşinden gitmek; takip etmek demektir. Tiyatro, seyirlik bir oyundur. Ve tiyatro oyunları, televizyon programları izlenilmez, seyredilir.

Radyolar, dinlenmez. Canlı değillerdir, yorulmazlar, uykuları gelmez. Radyolar sadece dinlenilir. Türkiye’nin en çok dinlenen radyoları, en az dinlenilen radyolarıdır!

OSMANLICA TÜRKÇE MİDİR?

“Osmanlıca, yazı dilidir ve Türkçeden ayrı bir dildir… Prof. Faruk K. TİMURTAŞ’ın da Osmanlıca Grameri’nde belirttiği gibi, Türkçe esas olmak üzere Arapça ve Farsça birçok kelime, şekil ve kaideleri içine alan ayrı bir dil’dir.”

“Osmanlıca, (…)yazı dili olarak, 15. yy.’dan 20.yy’ın başlarına kadar edebiyat, bilim ve resmi yazışma dili’dir. (…) Osmanlıcanın Türkçenin değişik bir biçimi değil, Türkçeden ayrı bir dil olduğunu kesinlemek gerekir.”

Değerli hocamızın da söylediği gibi Osmanlıca Türkçeden ayrı bir dildir. Esasında bu dil inanılmaz zorluklar ihtiva eder. Bu zorluklar hem yazımda hem de telaffuzda kendini gösterir. Birçok Osmanlıca bölümü öğrencisi de bu zorluklardan dolayı yardım alacak bir uzman arar.

Sizler belki bir Osmanlıca bölümü öğrencisisiniz belki de Osmanlıca alanında çalışma yapan bir akademisyen, nihayetinde varsayalım ki bu dil üzerine desteğe ihtiyacınız var. Ne yapacaksınız? Osmanlıca tercüme bürosu Protranslate.net sizlerin yanında… Yedi gün yirmi dört saat çalışmaya hazır profesyonel bir ekiple hizmet veren Protranslate platformu uygun fiyatlarıyla sizlere en zorlu Osmanlıca tercümelerinizde bile destek verecek.

Kaynak: Sözün Gücü, Hilmi Yavuz, Dünya Yay., s.88-89