İyi ki Varsınız

Canım ailem, sevgili Ayben, dosttan – kardeşten öte Harunum, canım kardeşlerim İlknur ve Fatih, bizim kız Deniz, hakim adayımız Betül Atlı, Çağrı Paçin, Ebruların Sultanı, Gülbahar, Güneş Yeşim, Neşe Altunal, Özlem Bilgi, Salih’im, Saliha Toksoy, Yasemin Hanım ve sınıf arkadaşlarım…

Dün doğum günümde beni unutmayıp aradığınız ve yanımda olduğunuz için teşekkür ediyorum :) Bu yol tek başına yürünmüyor, tek başıma yürütmediğiniz için de teşekkürler…

Yapayalnız bir doğumgünü sabahına gözlerimi açtım, hayatımda ilk defa. Ama akşama doğru Harun‘un sürprizi, akşam Fatih ve İlknur’un doğum günü organizasyonuyla bir kere daha yalnız olmadığımı, ne kadar da zengin olduğumu anladım. 2007’nin 26 Haziran’ı benim için çok önemliydi çünkü içimden bir his bunun Aydın’da ve ailemle geçireceğim son doğum günü olduğunu söylüyordu… Dün, belki de bunun bir provası yaşandı. Neyseki gece annemle kavuştuk yeniden :)

Telefonla Radyoya Bağlandım :)

Aydın Life‘ın aylardır beklenen son sayısıyla güncelliğini bir türlü kaybetmeyen yazım da görücüye çıkmış oldu. Bir blog yazarı olarak “Basit Yaşama“yı ele almak, kanımca cesaret isteyen bir davranıştı :)

Yazının e-vren günlüğü’nde yayınlanmasının hemen ardından sevgili Salih, Radyo Gençlik’teki programında Basit Yaşayacaksın‘ı okumak için izin istedi. İnsanın iç sesinden duyup da kaleme aldığı kendi yazısını bir başkasının -hele ki çok sevdiği bir insanın ağzından- duyması çok başka bir duyguymuş. Salih benim yazımı programında okur da ben telefonla canlı yayına bağlanıp kendisine canlı canlı teşekkür etmez miyim hiç :)

UA’nın Eğitimine Gidiyorum!

Başvuru sonuçlarını bekleme sürecinde içim içime sığmadı, sabırsızlığın en alasını gösterdim ve biliyorum Ayben, bu zaman zarfında sürekli başının etini yedim. Neyse artık sen de rahatladın ben de. Çünkü günlerdir beklediğim telefon bugün Ankara’dan geldi: Ulusal Ajans‘ın Konya‘daki eğitimi için yaptığım başvuru kabul edildi :) Salihim, senin de gözün aydın!

61 GÜN ARADAN SONRA

Yıllar önceydi… Gönüllülük maceralarımızın ilk projesiydi… Ağrı’nın çocuklarıyla Aydın’ın çocuklarını mektuplaştırmayı düşünmüş, 8 ay süren bu büyük projeye KaRDeŞ MeKTuP Projesi demiştik.Bugün 10 Şubat Pazar. KaRDeŞ MeKTuP’ları taşıyan aynı kargo, bugün bana 14 kişinin mektubunu getirdi. Bir sosyal sorumluluk projesi, canım kardeşim Ziya‘nın sayesinde bambaşka bir boyutta asker ocağında bana yeniden NEFES oldu.

Canım ANNEM, biricik EFE’M İbrahim’im, canım yengem Seda Nur, minik civcivim HÜSS, sevgili yeğenlerim Mesut ve Ramazan, canım arkadaşım Hikmet, sevgili Yüksel Abim, canım kardeşimlerim Salih, Fatih, İlknur, Deniz, Ozan… Ve böylesine ince bir organizasyona önayak olan canım kardeşim Ziya’m…

Annemin mektubunu okumaya cesaret edemeyip, akşama sakladım ama herbirinizin mektubunu tek tek okudum. “Hayatımın en büyük sürpizi!” desem… Yaşadığım şaşkınlığı cümlelere döksem… Cümlelerinizden aldığım kuvveti, fotoğraflarınızdan duyduğum mutluluğu bir ifade edebilsem… Çoğunuzun hayatınızdaki ilk mektubu bu vesileyle bana yazıyor olmanız bile büyük bir gurur benim için. Bugün aldığım 14 mektup, şüphesiz ömrümün en özel hatıraları arasında yer alacak. Hepinizin ellerine ve yüreğine sağlık. Bu kargoya yetişmeyen ve bana önümüzdeki haftalarda ikinci bir mutluluk daha yaşatacak olan diğer mektupları da dört gözle bekliyorum. Ziya’nın isimlerini sakladığı yeni mektupların sahiplerine de şimdiden yürek dolusu teşekkürlerimi sunuyorum.

Askere gidişim çok ani oldu. Çok az insanla vedalaşabildim. Haber vermeden gidişimin en büyük -belki de tek sebebi- bu zorunlu ayrılıktan dolayı sevdiğim insanlarla vedalaşmaya cesaret edemeyişimdi. Ardımdan darılanlar olmadı değil. Bu konuda herkesten özür diliyorum.

Mektupların her birine tek tek yanıt vereceğim. Askerliğimin nasıl geçtiğini merak edip, burada ara sıra yazmamı isteyenlerin de hoş görüsüne sığınıyorum. 1 Haziran’da askerliğimle ilgili belli başlı ayrıntıları kaleme alacağım yazım dışında askerlik günlerime dair kesinlikle herhangi bir şey yazmayı düşünmüyorum. Beni allak bulak eden mektup sürprizi karşısında bu yazıyı ekleme gereği duydum. Şimdi 1 Haziran’a kadar yeniden susma zamanı benim için.

Yorumlarınızı ve özel mesajlarınızı okudukça mutlu oluyorum. Çarşı izinlerimdeki kısıtlı zamandan dolayı çok istediğim halde yorumlara cevap veremiyorum. Yeri gelmişken yorum sahiplerinden de bu sebeple özür diliyorum.

Hayatımın en farklı tecrübelerinden birini yaşadığım Elazığ‘daki 156 günlük maceramın sonunda 17 Mayıs’ta Aydın’a ayak basmanın ümidini paylaşıyorum hepinizle.

Bayram-ı Ramazan

Ramazan Bayramını, Kurban Bayramından daha çok sevmişimdir her zaman. Ramazan Bayramını hep iple çeker, büyük bir heyecanla beklerim. Ondan aldığım büyük hazzı, Kurban Bayramından alamam nedense. 

Her yıl olduğu gibi bu bayram da çok eğlendik ve güzel bir bayram geçirdik. Elime dijital fotoğraf makinemi alıp bol bol fotoğraf çektim. Bayramın en renkli anılarından biri ise şüphesiz dedemin objektifler karşısındaki sempatik tavırları ve pozlarıydı. Anneannemle birlikte verdikleri poz çok güzel bir hatıra olarak yerini aldı arşivimde. 

Bu yılın en büyük sürprizi ise bayramın üçüncü günü Ferit‘ in Denizli’den kalkıp ziyaretime gelişi oldu. Yaşadığım en büyük mutluluk bu oldu şüphesiz. Yaşadığım tek hayal kırıklığı ise şu an İzmir NATO’ da askerlik yapan Mustafa‘nın bana uğrayamadan İzmir’ e geri dönmesi oldu. 1 yılı aşkın bir süredir görüşemiyorduk. Bayram izni almıştı ama çıkan bir aksilik sebebiyle NATO’ ya geri döndü ve görüşemedik. 

Ve Harun… Yine Paşa’ sının elini öpmeye geldi :) Bu sefer kardeşi Ümran’ı da yanına alıp gelmiş. Zannediyorum kendisine ödünç verdiğim kitabı kaybetmesi skandalının ardından böyle bir güvenlik tedbiri aldı :) Neyse ki kitabın aynısını bulup almış da bayram günü elimi kana bulamadım :) 

Yeni imajımı ise kesinlikle Ziya’ya borçluyum. Zor beğenen, olumlu yorumları kıt Ziya, bu bayram bambaşka bir görüntüyle objektiflere poz vermeme vesile oldu. Demek ki arada bir “iyi yorumlar” işe yarıyormuş :) 

Bu bayram beni unutmayan:

Cihan ÇETİNKAYA, Bilal Emrah İBİL, Ali AKTAŞ, Ramazan TEKKOYUN, Osman ALCA, Yahya KONYALI, Semih KUM, Fatih SEVCİ, Hatice ASLAN, Halil SAMURKAŞ, Suzan GÖZÜKARA, İsmail TEKKOYUN, Durmuş Ali KAVAKLI, Muhammed SOYUÇOK, Elif YILMAZ, Meldanur BULUT, Ayşen ÖÇALAN, Nihal KILIÇ, Ayşe MACİT, Tuğba KOÇER, Salih GÜRBÜZ, Altan KOLBAY, Harun BOYLU, Ferit KAYA, Deniz ÇEVİK, İlknur KAVAS, Betül ATMACA, Evrim KEPENEK, Deniz ALPAY, Yonca ALTINDAL, Neşe ALTUNAL, Ayşe ERDOĞAN, Serkan ÖZKAN, Ahmet GÜZEL ve Mutlu YAVUZ‘ a sonsuz teşekkürler. 

Büyükler ziyaret edildi, gelen misafirler ağırlandı, hocaların yanına gidildi, en yakın dostlarla sohbetler edildi, hasret giderildi. Bir çırpıda geçip gitti bir bayram daha…

Hoş Geldin Ramazan!

Ramazan

İyi ki Geldin; Hoş Geldin*

Akşam ezanı okunmuştu bütün hüznüyle ve hüzünle açmıştık son orucumuzu. Yıl 2003’tü ve gün 2003 Ramazanının son günüydü.

Bir dosttan ayrılmak kadar zor oldu Ramazan’dan ayrılmak. Ardından hemen bir bayram geliyordu belki ama koca bir ay yaşanan huzur, üç gün yaşanacak bayram sevincinden daha çok değerliydi benim için. Kim bilir belki senin için de…

Yine karşımdasın. Koskoca 30 günün var, henüz daha 1 günün bile eksilmeden. 11 Ay’ın Sultanı olarak ismine yaraşır bir şekilde bütün asaletinle yeryüzünün üstüne serilmeyi bekliyorsun. Herkes farklı yaşayacak yine seni, farklı hissedecek, farklı değerlendirecek. Ama sen asaletinle yeryüzündeki bütün yüreklere aynı huzuru, aynı sükûneti ve aynı mutluluğu vereceksin.

30 günlük bir hazinesin sen. Öyle ki sandığının kapağı açıldığında insanlar daha çok sevmeye başlayacak birbirlerini, daha çok yardım etmeye başlayacak birbirine… Ve daha çok dönüp bakacak kendisine.

Yeryüzüne sen inince Ramazan, kıyıda köşede yarım yüreğiyle duran kimsesiz çocuğun yüzüne daha çok göz değecek. İhmal edilen yaşlılar daha çok aranılacak, unutulanlar bir bir hatırlanacak. Yani sen inince yeryüzüne Ramazan, çoraklaşmış yürekler yeniden yeşerecek, yüzler daha çok gülecek, gönüller daha da ferahlayacak. Sen gelip oturunca soframıza unuttuğumuz öz değerlerimizi sanki yeniden anımsayacak, bir tür geri dönüş yaşayacağız. Sen gelince…

Peki ya sen gidince? Yine geldiğin gibi, tüm asaletinle geri döndüğünde… 30 gün boyunca yeryüzüne ve kalplere saçtığın nur tohumlarını ardında bırakıp gittiğinde… Kaç kişi bıraktığın yardım, sevgi ve huzur tohumlarını sulamaya devam edecek? 23 defa seni gördüm ve yaşadım. Ve her seferinde ardından gözyaşı döktüm. Çünkü varlığınla aydınlattığın bu dünya, bir mükâfat olarak sunduğun 3 günlük bayramın ardından yine karanlıklara boğulacak. Ve ben 30 günlük dev gibi huzuru 3 günlük bayram sevincine tercih edip, gidiyorsun diye ağlayacağım ardından yine.

Nerede o eski Ramazanlar, bayramlar deriz her gelişinde. Oysa sen hep aynı Sen’sindir. Seni yaşayanlar, algılayanlar farklıdır yeryüzüne her inişinde. Biz değiştikçe seni yaşama biçimimiz de değişiyor, bayramı kutlama tarzımız da…

Sen yine asil, yine nurlusun… Çünkü sen bize Rab’dan bir lütuf, bir armağansın. Kalplerimizi nurlandıran, bizi bize döndüren 11 Ay’ın Sultanısın. İyi ki varsın, iyi ki var olmaya devam ediyorsun, iyi ki yeniden geldin… Hoş geldin!

Hepimizin gözü aydın. Hayırlı Ramazanlar

*Bu yazı, ilk önce Anadolu’nun Sesi Dergisinin 2. sayısında (2004) yayımlanmıştır.

**Bu yazı, 07.10.2005 tarihinde Radyo Gençlik’ te Salih GÜRBÜZ tarafından seslendirilmiştir.

Hepimizin Bir Anneannesi Olmuştur

{ilk (Eylül ’05) MisAfiR KaLeM yazısıdır} 

İlk olarak ne zaman “anneanne” sözcüğünü söylediğimi bilmesem de, hayatımda en çok söylediğim ilk beş kelimeden biri. Hatta üçüncüsü. Nedendir bilmem ama anneannem benim için bir yaşam tarzı olmuş. Bu hayata gelen her insan iyilikleriyle beraber çirkinlikleri de yanında getirir. Ama benim yanlışına ve çirkinliklerine rastlamadığım Continue reading →