e-vren günlüğü Facebook

Facebook‘un “eski arkadaşlıkları yeniden inşa etme” ve daha da sosyalleşme (!) amacıyla kullanılmasını hala yadırgayanlardanım. Ona rağmen kişisel olarak Facebook’ta birkaç aydır yer alıyorum. Sadece akrabalarım ve özel yaşamda görüştüğüm insanlar arkadaş listemde yer alıyordu. Ama dün yeni bir kararla “e-vren günlüğü” olarak da Facebook’ta yer almanın doğru olacağını düşündüm. Çünkü beni takip eden, okuyan ve yazılarıma yorum bırakan ziyaretçileri gerçekten çok merak ediyorum. Son 3 yıl içerisinde herhangi bir yazıma yorum yapıp ya da bana özelden mesaj atıp da gmail hesabımda adres kaydı bulunan herkese dün davet e.postası gönderdim. 24 saat içinde 73 kişinin davetime olumlu yanıt vermesi de ne kadar doğru bir karar vermiş olduğumu gösterdi. Yorumlarda sürekli isimlerine aşina olduğum ama cisimlerini bilmediğim ziyaretçilerin fotoğraflarını da görmek çok hoşuma gitti. Hep siz mi beni görecektiniz :) Artık sadece cevap e.postalarıyla değil interaktif olarak da ziyaretçilerle iletişim halinde olmak istiyorum. Sanırım internet günlüğünde 3. yılımı geride bırakırken bu benim en doğal hakkım :) “Bana arkadaşlık daveti gelmedi” diyenler varsa {şuradan} buyurabilir ya da search’ten “e-vren günlüğü” yazarak arkadaş ekleme talebinde bulunabilir.

AYDIN LİSELİLER “PİLAV GÜNÜ”

Geçen yıl 7 Haziran’da Aydın Lisesi bahçesinde mezunlar pilavı’ndaydık. “Bu yıl olmayacak mı acaba?” derken -çünkü Lise’nin daha eski dönemlerinde mezun olup bugün elit tabakadan sayılanları geçen haftalarda lüks bir yerde mezunlar yemeği yemişler- haber Fatih‘ten geldi: 13 Haziran Cuma günü saat 18.30’da Aydın Lisesi bahçesinde Pilav Günü var. Bir aksilik olmazsa biz yine oradayız. Hakiki Aydın Liseliler olarak…

AYAĞIMIN TOZUYLA…

Askerden yeni gelmişim, otursam ya oturduğum yerde. Ya da birkaç yüz test sorusu çözüp kaçınılmaz gerçek KPSS’ye hazırlansam ya. Dünya dönüyor, zaman akıp geçiyor, 4 Haziran gecesi Ankara‘ya doğru başlayan yolculuğum 8 Haziran günü Balıkesir dönüşüyle sona eriyor.

Yeğenlerim Arif ve Şaziye‘yle beraberdim Ankara’da. Arif, e-vren günlüğü’nün Ekim 2005 MisAfiR KaLeM‘iydi.

Abisinin ardından Şaziye, e-vren günlüğü’nün yeni döneminde ilk MisAfiR KaLeM olacak 9 Haziran Pazartesi günü. Bu sebeple yazıda kullanmak için fotoğraf çekimleri yaptık Ankara parklarında.

Ankara’dan Aydın’a, oradan da ayağımın tozuyla Balıkesir’e… Yine e-vren günlüğü’nün MisAfiR KaLeM{LeR}inden Hikmet‘le beraber kısa bir Balıkesir turu yapıyoruz. 5 yılını geçirdiği Balıkesir’e veda etmeden önce son birkaç kare fotoğrafını çekiyoruz. Aydın, Hikmet’in dönüşünü bekleyedursun; ben, bu akşam ailem, İlknur ve Fatih‘le Leman SAM konserine gitmeye hazırlanıyorum.

LeMaN mı Uykusuz mu?

Hayır PENGUEN! Mizah ve karikatür apayrı bir kültür. Zekanın çizgilerle ve esprilerle profesyonel bir şekilde bütünleşmesi gibi bir şey. {üfff ne cümle kurdum} Kıyaslama saçma olabilir. Leman‘ı iki haftada bir almayı tercih ediyorum. Komik bulup kesip ayırdığım 4-5 karikatür dışında koca dergiyi atıyorum. Uykusuz‘a bakayım bir de dedim, sıkıntıdan patladım :) Çok çalışmaları gerek daha, çok! PENGUEN, beni çok eğlendiriyor. Biraz hükümeti ve din konularını malzeme yapmaktan vazgeçse daha hoş olacak. Haddini aştığı durumlar olmuyor değil. Buna rağmen seviyorum seni PENGUEN.

PTT‘nin {PTT mi kaldı; ağız alışkanlığı işte} Denizli yolu üzerindeki şubesinde görevli memuresi pek komikti (!) {Aldığı maaşın karşılığını vermekle yükümlü asık suratlı bir memure ne kadar komik olabilirse…} Çarşı şubesi ana baba günüyken, merkez binadaki bayan tek başına olmasına rağmen, bir suratsız bir suratsız. Sanırsınız ki gelen gidenden başını kaldıramıyor. Çok şanslısınız dedim; benden önceki delikanlıya ters ters cevap verdikten sonra. Ne bakımdan?dedi, zahmet edip kafasını çevirdikten sonra. Demek dikkatini çekmek için gıcık gıcık konuşmak gerekiyormuş; iyi günler dilediğimde yüzüme bakmamıştı oysa. Çarşı nasıl kalabalık anlatamam, burası ne güzel bomboş(sunuz)dedim. Şu devlet memuru zihnityetini {memur zaten devletindir e-vren!} Bomboş şubedesin, insan azıcık güler yüzlü olur, iyi günler dileklerini alır. Alır mı alır!

Evren’in en muhteşem EFE’si İbrahim, dün Davutlar’da kampa girdi. Neden girdi: 26 Ekim’de İstanbul’da halkoyunları yarışması Türkiye finaline hazırlanıyorlar. Ziya da bugün Selçuk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık‘tan yüksek lisansa yerleşti, 24 Ekim’de Konya yolcusu inşallah. Fatih‘i Edirne‘ye uğurlamıştık dönemin başında. Bu cumartesi de Sevil İngiltere’ye gidiyor. Haydi hayırlısı bakalım, dağılan dağılana.

İftar Soframızı Huriye Teyzemize Taşıdık

Ramazan’ın ikinci haftası da iftarı yaşlıların ayağına götürmeye devam ettik. Yine yemekten tatlıya, meyveden ekmeğe kadar iftarlıklarımızı alıp, bir teyzemizin sofrasını şenlendirmeye çalıştık. Bu Cuma bize evinin kapılarını açan, iftarımızı kabul eden Huriye Teyzemizdi. Dün akşamki konumuz genelde “kim çocukken neyi yuttu, nasıl çıkarıldı” idi. Sevil’in dişçi koltuğundayken yuttuğu dolgu makinesi başlığını ve kargoyla biten macerasını duyunca kulaklarımıza inanamadık, gülme krizlerine girdik :)

Evine misafir olduğumuz yaşlılarla yaşadığımız iftarı kaleme alırken özel yaşamlarının ayrıntılarına girmemeye özen göstermekte fayda var. Ancak, birbirinden mükemmel iki evlada ve kendisine çok düşkün torunlara sahip Huriye teyzemizle güzel bir akşam geçirdiğimizi, güle oynaya sohbetler ettiğimizi belirtmek yeterli olacaktır. Önemli olan da gençliğin rüzgarına kapılıp etrafımızdaki yalnız yaşayan ya da yaşlılığıyla başbaşa kalan büyüklerimizi -en azından Ramazanlarda- ihmal etmememiz gerektiği mesajını verebilmek.

Üniversiteyi kazanan Fatih bu gece -tam da doğum günün olan 22 Eylül’de- Edirne’ye doğru yola çıkıyor. Biz de Ziya ile birlikte Fatih’in son gecesine misafir olduk. Sahura kadar oturup İlknur‘un birbirinden lezzetli böreklerini yedik. Artık bir üniversiteli olan Fatih, bundan böyle 4 yıllık bir Trakya Üniversitesi macerasına başlıyor. İnsan bir taraftan emeklerinin karşılığını alan Fatih için sevinirken diğer taraftan da artık eskisi gibi her istediğimizde bir araya toplanamayacak olmamızın can sıkıcı gerçeğine üzülüyor. Eğitim ve istikbal her şeyden önemli. Bu gece Fatih’i Edirne’ye doğru yolcu ederken, yepyeni güzel bir hayata ve yeni dostluklara da uğurlamış olmak için dua edeceğiz.

Gönüllü Kütüphaneci

Haftalardır konuşuluyordu. KPSS geçsin, Çankırı’ya AB Projesi’ne gidip geleyim derken nihayet bugün sabah İlknur‘la soluğu Aydın İl Halk Kütüphanesi‘nde aldık. İl Halk Kütüphanesi, bir süredir otomasyon sistemine geçiş için uğraşıyor. Yarım asırlık kitap kayıt defterleri tek tek internet ortamına aktarılıyor. Eleman sıkıntısı çeken kütüphaneye bu iş için Kültür Müdürlüğü birkaç personel görevlendirmiş. Ama elbetteki yeterli değil. Gönüllü desteğine de ihtiyaçları vardı. Ayşen ablam benden rica etti, ben de İlknur’un desteğini istedim. Bugün öğlen vaktine kadar sisteme veri girişinin nasıl yapıldığını öğrendik ve öğleden sonra defterdeki kayıtları online ortama aktarmaya başladık. Hal böyle olunca ilk gün sadece 4 kitap kaydı gerçekleştirebildim :)

Gündüz kütüphanede öyle yorulmuşuz ki -aslında yalan, Fatih ve İlknur’un eve gidesi yoktu, benim de aklıma girdiler- Semih‘i de alıp gözümüzü Pınarbaşı‘nda açtık. Armut minderlere bayılmıştık, o baygınlığı -kıskanç- ilknur da yaşamak istedi. Pınarbaşı yeni haliyle, bugün Aydın’daki en güzel, en ferah mekan durumunda. Üstelik yıllardır bahsi geçen ama bir türlü eyleme dökülemeyen Aytepe’yi Pınarbaşı’na bağlayacak teleferik inşaatına da nihayet başlanmış. Gece vaktine kadar yine bol kahkalhalı, bol fal’lı bir sohbet gerçekleştirdik. Hepimiz Eylül’de Türkiye’nin dört bir yanına dağılma hayalleri kurduk :)

İyi ki Varsınız

Canım ailem, sevgili Ayben, dosttan – kardeşten öte Harunum, canım kardeşlerim İlknur ve Fatih, bizim kız Deniz, hakim adayımız Betül Atlı, Çağrı Paçin, Ebruların Sultanı, Gülbahar, Güneş Yeşim, Neşe Altunal, Özlem Bilgi, Salih’im, Saliha Toksoy, Yasemin Hanım ve sınıf arkadaşlarım…

Dün doğum günümde beni unutmayıp aradığınız ve yanımda olduğunuz için teşekkür ediyorum :) Bu yol tek başına yürünmüyor, tek başıma yürütmediğiniz için de teşekkürler…

Yapayalnız bir doğumgünü sabahına gözlerimi açtım, hayatımda ilk defa. Ama akşama doğru Harun‘un sürprizi, akşam Fatih ve İlknur’un doğum günü organizasyonuyla bir kere daha yalnız olmadığımı, ne kadar da zengin olduğumu anladım. 2007’nin 26 Haziran’ı benim için çok önemliydi çünkü içimden bir his bunun Aydın’da ve ailemle geçireceğim son doğum günü olduğunu söylüyordu… Dün, belki de bunun bir provası yaşandı. Neyseki gece annemle kavuştuk yeniden :)

Erken Doğum Günü :)

Birkaç gün önceden Deniz, bugün için hepimizi çaya çağırdı. {Biz derken ben, Ziya, Fatih, İlknur} Bugün de sabah 9’dan 14’e kadar dersim var. Yeni hocamızla tanıştık ilk defa. Rehberlik dersine giriyor, çok eğlenceli birisi. Haliyle ders de çok neşeli geçti. Dersten sonra ben de bir yorgunluk, bir uyku… Her öğlen mutlaka uyumaya alışkın olunca bünyem, biyolojik dengem sarsıldı haliyle. Hava çok sıcak, ta dağın tepesinden güneşin bağrında yürüyerek aşağı iniyoruz. Küresel ısınma karşısında son derece savunmasız yani.

“Evren git eve, üstünü başını değiştir, duş al, devir kafayı yat uyu” dedim. Bu yorgunlukla Denizler de keyfim olmayacaktı zaten. Esnemekten iki çift laf edemeyecektim :) Davete icabet etmek gerek, eve uğrayıp üstümü değiştirip, Hüss‘ün de elinden tutup soluğu Denizler de aldım. Meğer Ziya ve Deniz; Deniz’in kardeşi Ozan ve benim için sürpriz doğum günü hazırlamışlar. Ozan’la ben aynı gün doğumluyuz. Başka birini de tanımadım zaten benimle aynı gün doğan :) Deniz öyle güzel profiterol yapıyor ki, yerken kendimden geçiyorum. Ozan’la ikimiz profiterolü çok seviyoruz diye, doğum günü pastamızı da ondan yapmış Deniz. Üzerine de iki mum… Üfleye üfleye bir hal olduk mumları. Ozan aşka geldi, bana üfleyecek mum bırakmadı. Yaktık üfledik, yaktık üfledik.

Amma uzattım konuyu. 12 gün önceden kutlanan bir doğum günü olayını yazacaktım bir iki cümle, çenem düştü yine :) İyi ki varsınız çocuklar!