DEMOKRASİ PROJELERİ

Mustafa Kemal‘in savaştığı iki batılı ülke olan İngiltere ve Fransa ile İsmet İnönü, Ata’nın ölümünden 144 gün sonra aynı masaya oturur; onlarla üçlü anlaşmaya imza atar. 1940’lardan sonra Türkiye’deki bütün eğitim ve kültür Batı’nın etkisi altına girer. Gazi Mustafa Kemal’in oturttuğu Türk kimlik, kültür ve tarihini anlatan kitaplar ortadan kaldırılır. Yerine Yunan ve Latin eğitimini, duygu, düşüncesini pompalayan Yunan-Latin edebiyatını öne çıkaran bir eğitim planı yapılır. Ve bunu, bunun gibi pek çok “acı gerçeği” Banu AVAR dile getirir Demokrasi Projeleri adlı kitapta.

Aslında kitap, Banu AVAR’ın kaleminden çıkmış bir kitap değil. Bu kitabı önemli kılan, programcı Cem KÜÇÜK‘ün  AVAR’la Kasım 2007’de televizyonda yaptığı söyleşinin yazıya dökülmüş şekli olması. Nobel Edebiyat Ödülü’nün perde arkasını, Avrupa Birliği’nin gerçek yüzünü ve Türk milletine yutturulmaya çalışılan pek çok yalanı, hazırladığı televizyon programlarında ve yazdığı 3 kitapta cesurca gözler önüne seren Banu Avar; Demokrasi Projeleri kitabının sayfaları arasında öyle acı gerçeklere işaret ediyor ki kayıtsız kalmak mümkün değil.

Örneğin milyonları ekrana kilitleyen televizyon programlarının asıl yapılış amacıyla ilgili Yugoslavya’dan bir örnek veriyor Banu AVAR: Continue reading →

Ziya’nın Yemini, Ücretli’nin İkilemi

16 Ocak itibariyle Ziya, Kütahya semalarını Vatan-Millet Uğruna Canını Feda Etmek adına and içti. O esnada Safiye Sultan gözyaşlarını tutamıyordu. İnsanoğlunun hayatındaki tarihi anlardan birine tanıklık edenlerin arasında Hüss de dahil bizim ailenin bütün fertleri vardı. Bense Cuma günü 9. sınıflarda yazılı yapmak zorunda kaldığım için ve birkaç başka sebepten dolayı Kütahya’ya gidemedim. Haftasonu Ziya ile internetin uzakları yakın eden teknolojik imkanı sayesinde webcamda hasret giderdik, telefonlaştık.

Cuma akşamüzeri birden bastıran yağmurun altında muhtarlık- postahane arasında sıçana dönerken hemen ertesi gün pırıl pırıl bir Aydın sabahına gözlerimi açtım. Oysa 7 saatlik mesafede Kütahya’da kar yağıyor; hayatında ilk defa kar gören Hüss sevincinden çıldırıyordu. Öyle ki haftalar öncesinden plan programı yapılan Ziya’nın yemin töreninde kar oynamanın hayalini kuran Hüss, Safiye Sultan’a bere ve atkı bile ördürmüştü.

Eğitim-öğretim yılının ilk döneminin son Continue reading →

Ben Öğretmenim, Sessizce Ölmemeliyim

Yemin töreninden sonra Mutlu, dağıtım iznine geldi. Sadece gelmekle kalmadı; akşam bizdeydi. “Acemi birliğinde internet kafemiz vardı ama başından kalkması zor gelir diye internete girmiyordum” dedi. Öyle de yaptı. “Eeee ilk gün nasıldı, Aydınlı arkadaşın var mıydı, eğitimler ağır mıydı”dan sonrasında Mutlu’yu benim bilgisayarda facebook’un içinde kaybettim :) Perşembe günü vatani görevini yeni yerinde yapmak üzere Kars Sarıkamış‘a gidecek. Google’dan Sarıkamış’a ait ne kadar fotoğraf varsa, facebook’ta Mutlu’nun birliğiyle ilgili kaç tane grup varsa hepsine tek tek bakıldı.

Mutlu’yla geçirdiğim vakit, pazar günü Akşam gazetesinin 3. sayfasında çok az bir yer kaplayan “Emekli öğretmen evinde intihar etti” haberinin etkisinden beni kurtarmaya yetmemişti. Bugün okul dönüşü yolda sürekli o haberin -daha doğrusu intihar eden öğretmenin yaşadığı durumun- vehametini sorguladım durdum.

Hafta sonu tatilinde bile ben öğrencilerimi özlüyorum. Onlarla derste ya da teneffüste vakit geçirmeye doyamıyorum. Hiçbir ders arası ince belli bardaktaki çayımı bitirmeyi başaramadım. Curcuna, koşuşturma ve bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji içinde 6 saati nasıl tüketiyoruz anlamıyorum. İnsan 1 dakika boş kalamaz mı? Eminim intihar eden o emekli öğretmen de mesleğini icra ederken öğrencilerden dolayı başını kaşıyacak vakit bulamıyordu. Şüphesiz soru soran, sohbet etmek için bahane uyduran bir sürü öğrencisi etrafından eksik olmuyordu. Üstelik kolon kanseriyle de boğuşuyordu o öğretmen. Psikolojik rahatsızlıklarına yenik düşüp evinde bir başına intihar etmişti. Bütün o karmaşa, bütün o öğrenci cıvıltıları, bitmeyen yazılı soruları son bulmuştu. O öğrenciler bugün nerededir acaba? Neler hissetmişlerdir öğretmenlerinin ölüm haberini duyunca. Öğretmenlik, okulda olunduğu müddetçe yaşayan bir olgu muydu sadece? Okul bitince öğretmen ve öğrencinin de birbiriyle işi bitiyor muydu? Ölüm geldiğinde onca emek, onca paylaşım unutulup gidiyor muydu?

Arkama Dönüp Bakıyorum da

Arkama dönüp bakıyorum da

ne çok ses kesilmiş,

ne çok görüntü kaybolmuş,

ne çok insan ölmüş / doğmuş / kaybolmuş,

ne çok giden / gelen / inadına kalan olmuş,

ne çok küslükler, barışmalar yaşanmış.

Arkama dönüp bakıyorum da göreceli bir ömürden ne çok yol geride kalmış, kendine yeni yollar eklemiş.

……

2009’un ilk haftalarında e-vren günlüğü’ne yakışmayan bir “hareketsizlik” oldu; ben de herkes gibi rahatsız oldum bu durumdan. 173 mesajın cevaplarını vermeden önce “ses” vermeyi daha uygun buldum. Ocak 2009’un ilk MisAfiR KaLeMinin sayfa hazırlıkları, “fotoğrafhikayeleri”nin bir düzen teşkil etmesi için çalışmalar ve yazılarda kullanılacak fotoğrafların “bıyıksız olanları” için arşiv taramaları vs derken e-vren günlüğü 2008 yıllığı da son şeklini almak üzere :) Biraz psikoloji, az matematik çokça edebiyatla dolu günlerim hiç olmadığı kadar “gazetelerin kitap ekleri” ile geçiyor. Yeni özelliklerini keşfederek heyecana kapıldığım Canon 450D ile fotoğrafa biraz daha fazla eğildim 2009’un ilk günleri.

Bir de unutmadan not etmekte fayda var: TTNET’in Evren’e yaptığı, e-vren günlüğü’ne yansıttığı problem ALEM FM’de takılıp kalınca ve bugün soruna kökten çözüm bulununca bunca sessizlik “inşallah” son sessizlik oldu.

Bir de tuhaflıklar var ki bütün bir hafta onları da düşünmekle meşgul oldum. Hem elindeki listede ismini hem bilgisayarının ekranında fotoğraflarını gördüğü insanın bir bahaneyle de olsa sesini duyma merakıyla amatörce uydurulmuş bir bahane” ile çalan telefonum; bir blogger için kriterlerimizde esneklik yapalım babında gelen elektronik posta… Bazen cumhurbaşkanı olasım geliyor, sık sık Uğur Dündar ama en çok da Blogger olarak kalmak istiyorum. Çünkü yaşasın Özgürlük :)

Sen Bir Bahanesin Yeni Yıl

Az uyuyup, çok çalıştığım haftaların (olayların) arasında 1 günlük yılbaşı tatili büyük bir nimetti benim için. Okul yok, konu hazırlığı yok, dershane yok, o yok, bu yok. Bomboş bir perşembe :)

İlk 6 ayını askerde geçirdiğim 2008’in değerlendirmesini ayrı bir yazıyla görsel hafıza eşliğinde önümüzdeki günlerde yapacağım. Eski yılın son günü ve yeni yılın ilk saatleri e-vren dünyası’nda nasıl yaşanmış; bunları not etmek istedim. Sonra da uyuyacağım; saat 01:49 ve çok uykum geldi :)

Dersimin olduğu sınıflarda öğrencilerimle tek tek öpüştüm, birbirimizin yeni yılını kutladık. Talepleri doğrultusunda iki sınıfımla hediye çekilişi yapmıştık; hediyeleri 2 ocak Cuma günü derste vermek üzere sözleşip evin yolunu tuttum.

Yılbaşı atmosferini yerinde yaşamak üzere Aydın’ın bulvarına attım kendimi. Önünden geçtiğim kuruyemişçiler ve büyük marketler hınca hınç doluydu. İşten çıkanlar, bir yere yetişme telaşında olanlar, alışverişini tamamlama gayreti içerisinde olanlar, son saatlere rağmen hediye almaya çalışanlar vesaire. Işıklandırılmış bulvar ağaçlarının ve süslenmiş mağaza vitrinlerinin önünden geçerken Continue reading →

Safiye Sultan e-vren günlüğü’nde!

Son Dakika Gelişmesi: Safiye Sultan e-vren günlüğü’nü ilk kez okudu!

Bunu buraya not olarak düşmemek olmazdı. Annem e-vren günlüğü’nü 2005’ten beri okuyan yüz binlerce insanın arasına nihayet birkaç saat önce katıldı :) Malum internetim 5 gündür yine kesikti. Safiye Sultan, bugün akşamüzeri bağlanan internetle beraber Ziya‘nın Continue reading →