Bugün Benim İlk Öğretmenler Günüm

İlk defa bir 24 Kasım‘ı “öğretmen” sıfatıyla kutlayacaktım. Bunun heyecanıyla dün akşam bir türlü uyuyamadım. Hiç böyle olacağını tahmin etmemiştim. Seneye bu vakitte atanmış olur muyum yoksa yine ücretli öğretmen mi olurum ya da özel sektörde farklı bir işe mi başlarım bilemiyorum ama bugünkü 24 Kasım ilk de olsa son da olsa benim için bayram gibi bir gündü.

İlk kutlama mesajı gece Cihan’dan gelmişti. Mesajları gün içerisinde Kaan, Teyzem, yeğenim İbrahim, Enis ve kardeşim İbrahim ile Ayşe’nin kutlama telefonu takip etti.

İkinci ders öğretmenler günü kutlama törenine geçtik. 12. sınıflar, bu organizasyonun tamamını üstlenmişler, gayet güzel de bir iş çıkarmışlardı ortaya. Bütün öğretmenlere birer karanfil hediye etme nezaketinde de bulunmuşlar, provaları beraber yapmamıza rağmen bu güzel sürprizi benden de başarıyla saklayabilmişlerdi. Törenin sonunda öğrencilerle sarıldık, öpüştük, bol bol fotoğraflar çekildik. Gün boyu bu, böyle sürdü gitti : )

Bir öğrencimiz bu güne özel tatlı yapıp getirmiş, kendi elleriyle bize servis yaparken kasabanın belediye başkanı girdi kapıdan elinde baklavasıyla. Hep beraber öğretmenler odasında çay içip tatlı yedik.

Öğle yemeğinden sonra bir öğrencimizin anne babası geldi; onların da ellerinde bir tatlı paketi. Hepimize birer kalem getirmişler, bayan öğretmenlere de küçük birer hediye. Sonra kasabanın ilköğretim okulunun müdürü ve bir öğretmeni ellerinde karanfillerle çıkageldiler. Yine çiçeğiyle eczacı bey öğretmenler odamızdaki yerini aldı. Bu kasabada insanlar ne kadar düşünceli ve candandı; çok mutlu oldum.

Akşam eve geldiğimde de Hüss, öğleden beri içi içine sığmaz bir şekilde sakladığı çiçeğini getirip öğretmenler günümü kutladı. O, ilkokulun bense öğretmenliğin ilk basamağında lise sıralarında bir araya gelebilmeyi diledik : )

Akşam yemeği sofrasından tam kalkıyordum ki zil çaldı. Kocaman bir çiçek gönderilmişti bana. Kilometrelerce uzaktan her zamanki inceliğini gösterdi yine Ebruların Sultanı. Ve bana günün en güzel sürprizlerinden birini yaptı.

İlkokul öğretmenim Aynur Durmaz‘a telefonla ulaşamadım. Ama Türkçe öğretmenim Gülgün Sargın ile uzun uzun sohbet ettim telefonda. Okula çok erken gidip, eve geç döndüğüm için ancak telefonla arayabilmiştim. En kısa zamanda bunu kutlayalım dedi Gülgün hocam. Şimdiden kendisine güzel bir sürpriz düşünüyorum.

Hayatımın ilk 24 Kasımı’nı bizim grupla Öğretmenler Günü anısına kestiğimiz pastayla sonlandırdım. Sevgili kardeşlerim Ziya ve İbrahim’in sürprizi ile bu gün, artık hafızalarıma kazınan bir gün olmayı hak etmişti. Benim gibi çiçeği burnunda öğretmenler Deniz ve İlknur’la 3 mumlu pastayı üflerken, Ozan da bizimle beraberdi. Bu günü böyle hayal etmiyordum gerçekten. Sanki bayramdı bugün, öylesine heyecanlıydım. Heyecanıma da değdi. Harika birgün geçirdim.

Bir Lunapark Macerası

Her sınıfa kendi aranızda organize olun, bana gün ve saat verin, haftasonu bir şeyler yapalımdiyorum. İlk organize olan 10. sınıflar oldu. Her sınıfta genelde sinemaya gitme üzerine planlar kurulurken onlar Lunapark‘a gitmeyi istediler. Bana da hem davete hem de bu isteğe icabet etmek düştü.

Bir marketten alışveriş yapıp Pınarbaşı‘nın yolunu tutmuştuk ki yağmura yakalandık ve soluğu kapalı bir alışveriş merkezinin üst katında aldık. {Neresi olduğu malum, reklama gerek var mı:) } Yedik içtik, dedikodu yaptık derken 11. sınıflardan iki korsan Continue reading →

Size Haftasonu “Abi” Diyebilir miyiz?

Öğretmenlik deneyiminin ikinci haftasını da sağlığım biraz düzelmiş şekilde geride bıraktım. Öğrencilerimin objektifinden yansıyan ilk fotoğrafımı da paylaşmak istedim. Fotoğraf, bugüne kadar hiçbir öğretmenimle fotoğraf çekilmedim diyen bir öğrencim tarafımdan çekildi. Elimden geldiğince babil kulesinden indirmeye çalışıyorum “öğretmenliği”. Her ne kadar Cuma günü hocam, siz çok hümanistsiniz, tanıdığınız serbestlik döner dolaşır sonunda bize girerContinue reading →

Kağıttan Uçak Değil Gemi Yapabilmek

Geçmiş olsun temennileri için teşekkür ediyorum. Rahatsızlığımın sınıfta bağırmaktan ya da çok konuşmaktan değil de bir anda girdiğim hızlı tempodan kaynaklandığını düşünüyorum. Tabi beyaz tebeşirli tahtayı da es geçemeyeceğim. Gençlerle güzel güzel sohbet ediyoruz. Onlarla birlikte olduğum süre içerisinde sinirleneceğimi, sinirlenip de bağırıp çağıracağımı zannetmiyorum. Eğer öyle olursa hem kendi değerlerimle hem de girdiğim bütün sınıfların ilk dersinde onlara verdiğim sözle çelişmiş olurum.

Geçen hafta ilk ders bütün sınıflarda bir atölye çalışmasıyla “beklenti ve endişeleri”ni almıştım. Benim 1990’lı yıllarda korktuğum öğretmen davranışları 2008 yılında lise sıralarında ne yazık ki hala geçerli. Benim bağırıp çağırmam, onları azarlamam, onlarla sınıf içerisinde alay edip onları küçük düşürmem, hatta (yazmaya elim varmıyor) onları dövmem sarı renkteki post-itlere yazdıkları endişeler arasındaydı. Her sınıftan bol miktarda aynı endişeler çıkınca elbetteki üzüldüm. Beklentileri mi? Hepimizin güler yüzlü, sevecen, hoşgörülü öğretmen modeli, onların da beklentisi.

Şimdi onların benim dersim için “başıboşluk”la karıştırmadıkları sınırsız özgürlükleri var. Kimseyi rahatsız etmemek şartıyla gönüllerinden geçen her şeyi yapabiliyorlar, yapabiliyoruz. Ama dört sınıfımda da şu konuda anlaştık: Ne yapıyorsak ya hep beraber yapıyoruz ya da hiç yapmıyoruz. Bu gün kağıttan uçak yaptık. Bilmeyenlere nasıl yapılacağını gösterdim. Sırayla uçurduk uçaklarımızı. Peki edebiyat bunun neresinde? İkinci haftanın sonunda öğretmenin sınıfın tanrısı olmadığı fikrini benimsemeye çalışan bir öğrenci kağıtla uçak yapılma direktifine uymayıp kağıttan gemi yapıyorsa bu “edebiyatın, hayatın kendisi” olduğunu göstermiş oluyor benim için. O kız öğrencim kağıttan uçak yapmayı bilmiyordu, ben gösterirken aynısını yapmak da istememiş, en iyi bildiği şeyi; kağıttan gemi yapmayı tercih etmişti. Sınırları aşmak gerektiğini beraber öğreniyoruz. Tıpkı geçen haftaki dersi hep beraber sakız çiğneyerek işlediğimiz gibi :) Kısıtlarsan, kural çiğneyen öğrenci tavırlarını da göze almak zorundasındır.

Sesim bugün biraz daha iyi. Ama çok daha iyi olmak için haftasonunu bekliyorum. Öğrencilerin daha çok paylaştığı, öğretmenlerin daha çok dinlediği bir sisteme ulaşabilmeyi ümit ettim bu gün yol boyu.

İzmir’deki fotoğraf eğitimleri devam ediyor. Cuma günkü son teorik ders önümüzdeki pazartesiye alındı. Sonrasında sahaya inip fotoğraflar çekilecek. Okuldan çıkıp İzmir’e gitmek ve hemen geri dönmek beni yoruyor ama yaptığım işin en iyisini yapma arzum bu yorgunluğumu unutturuyor bana.

Okuldan İlk Fotoğraf

İlk 30 saatlik macera geride kaldı. Cuma’yı bütün sınıflarda ayrı ayrı değerlendirme alarak bitirdim. Tek tek bahçeye çıktık, daire olduk, çakışmadan sayı sayabilme oyununu oynadık ve geriye dönüşlerle 5 gün boyunca neler yapmışız, onları not ettik. Hayat, edebiyatın kendisiydive sınıfta konuşulan hiçbir şey boşuna değildi. Artık hepimiz birbirimize birer mesaj veriyoruz : )

Hayırlı olsun mesajı atan herkese çok teşekkür ediyorum. Şimdilik ücretli öğretmenlik yapıyorum ama seneye Allah kadrolusunu da nasip eder inşallah :) Aslında öğretmenlik mesleği arasında gel-gitler yaşayan ben için ücretli öğretmenlik, bu mesleğe gerçekten uygun olup olmadığımı anlamam konusunda iyi bir deneyim olacak.

Öğrencilerin hepsiyle bu kadar kısa sürede kaynaşacağımı, onları kendime ısındıracağımı tahmin etmiyordum açıkçası. Okuldaki dalgalanmanın sebebi zannediyorum benim, sahip olmak istediğim öğretmeni onlara yaşatıyor olmamda yatıyor. Bunu her sınıfta konuştuk ve bu konuda hemfikir olduk.

Cuma’nın sonunda yine İzmir‘deydim. Temel fotoğrafçılık eğitimlerinin ikinci gününde de son derece yararlı bilgi ve programlar edinmiş oldum. İzmir’e akşam karanlığında gidip akşam karanlığında oradan ayrılmak hoşuma gitmiyor gerçi ama İzmir yine de İzmir işte.

Geçtiğimiz haftaiçi internet yine kesik olduğu için bir aksama yaşandı. Öğretmenliğe başladı, çok meşgul olduğundan eskisi gibi yazamıyor diyenleriniz varsa, alakası yok :) Benim öncelikli işim blog yazarlığı. Sorun, TTNET‘te, bende değil :) Yorum bırakan ve mesaj atanlara geri dönüşlerde gecikme oldu, özür diliyorum. Şimdi hepsine tek tek yanıt vereceğim.

İlk Öğretmenlik Deneyimi

Cuma gününü saymazsam dün (pazartesi) okuldaki ilk günümdü. “İlk öğrencilerimle” bir araya geldim. Sınıfta ne konuşacağımı, kendimden nasıl bahsedeceğimi bir an bilemedim. Tıkanıp kaldım. Evren, sen bu işin adamısın, üniversite günlerindeki faaliyetlerini unuttun mu?deyip toparladım kendimi. 10., 11. ve 12. sınıflarla iki gündür beraberiz. 9. sınıflarla henüz Perşembe günü tanışacağım. Aynı zamanda onların rehber öğretmeniyim. Küçük bir kasabada tek katlı derli toplu bir lisedeyim. Az öğretmeni az öğrencili bu kutu gibi okuldaki 3. günümün sonunda içimde tarifi mümkün olmayan bir huzur var. Ben onları çok sevdim, bunu da kendilerine söyledim. Bu hafta tanışma ve birbirimize alışma haftası.

Dün akşam İzmir‘de İZAFOD‘ın temel fotoğraf eğitimlerinin ilk dersi vardı. Okuldan eve gelip biraz uyudum, dinlendim ve soluğu İzmir’de eğitimin verileceği yerde aldım. Çok istekli ve heyecanlıydım; öyle ki 1. eğitimin sonunda eve dönerken iyi ki ertlemeyip katılmaya karar verdim bu eğitime dedim. Elimdeki profesyonel fotoğraf mekinesine daha fazla hakim olmak, onu bütün özellikleriyle ve ayrıca fotoğraf bilgisine sahip olarak kullanmak istiyorum. 2 hafta sürecek bu eğitim için 3 defa daha İzmir’de gidip geleceğim.

İlk öğrencilerime ve İzmir’deki eğitime dair fotoğrafları büyük bir zevkle önümüzdeki günlerde e-vren günlüğü’nde paylaşmak için sabırsızlanıyorum : )

Yeni Bir Sayfa

Bu hafta, heyecanlı gelişmelerle başladı ve öyle bitti. Aylardır çözülmeyen düğümler birkaç gün içinde çözümlendi. Her şey bir anda oldu bitti. Kendimi bu sabah bir anda bambaşka bir yerde onlarca meraklı bakışın karşısında buluverdim. Yeni bir yola girmiş oldum. Yolun sonu Haziran’a kadar uzanıyor. Kimbilir nereye çıkacak bu maratonun sonu.