Noter’den Mezun Ol; Kâr Et

Tatile girdiğimizden bu yana ilk kez öğrencilerimin yanındaydım bugün; okulun bahçesindeki kameriyenin altında buluştuk. Yaklaşık 3,5 saat beraberdik. Korktuğum başıma geldi; onlardan ayrılırken yine garip bir hüzün çöktü içime. Bir de hava kararıyordu artık; güneş batmıştı. Fotoğraf makinemi yanımda götürmeme rağmen hiç fotoğraf çekmedim. Fotoğrafları bilgisayara yükleyince onlara bakmak daha da hüzünlendirecekti beni.

Sabah Erzincan’a Continue reading →

Öğrencilerimi Yanaklarından Mıcırırım

Güne misafir sesleriyle uyandım. Halam {biz ona küçük halam deriz}, eniştem, iki yıldır Amerika’da olan İsmail abim, eşi ve sülalenin Amerika’da doğan ilk bireyi minik Kerem bizdeydiler. Amerika’dayken her gün e-vren günlüğü’nü okuduğunu söyleyen İsmail abim dahil hiç kimse bilmez: e-vren günlüğü’nün ortaya çıkmasına vesile olanların en başında kendisi gelir.

Facebook’ta videolarımı paylaşıp Continue reading →

Ayrılık Sendromuna Öğrenci Takviyesi

Pazartesi günü 10A’dan Mehmet Emin bizim evdeydi, elinde bir kutu meyve suyuyla :) Böylece o da Safiye Sultan’la tanışan 11. öğrencim oldu. Öğleden sonra 11A’dan öğrencim Burcu ile buluştuk. Orda oturduk, burda oturduk, şurda oturduk derken ne çok mekan değiştirdik…

Salı günü öğrenci ziyaretlerim ara vermişti ki bugün 11A’dan üç öğrencimin mesajıyla kendimi KPSS kitaplarının arasından sıyırıp onları karşıladım. Halime, Meftune ve Melike ile akşam üzerine kadar vakit geçirdik.

Hepsini çok özlüyorum. Cuma’dan bu yana onlarla Aydın’da görüşüyor olmak benim için ayrı bir nefes oldu. Üç öğrencimi minibüslerine bindirirken, KPSS’den sonra Ankara’ya gidecek olmama hayıflandılar. Ankara’ya gitmeyin hocam, giderseniz de çok kalmayın, Dalama’ya gelin, festivalde mutlaka Dalama’da olundeyip durdular… Ailemden sonra 75 zincirle daha bağlandım hayatın her bir noktasına :)

Safiye Sultan, e-vren Öğrencilerine Bayıldı

Bugün öğrencilerime son görevimi yerine getirme günümdü. 10 kişiden oluşan 12. sınıf öğrencilerim ÖSS için Aydın’daydılar. Her biri farklı okullarda sınava girdiler. Ben, sınav yerine yalnız gidecek olan Murat’a refakat ettim. ÖSS sonrası da buluşup yemek yemeye gittik.

ÖSS 2009 için hepsi farklı yorum yapıyordu. Yol boyu edebiyat sorularının çok zor olduğuna dair değerlendirmeler duydum. Benim gençlerin en çok şaşırdığı sadece 1 tane anlatım bozukluğu sorusunun çıkmış olmasıydı :) Ve nihayet sıra, öğrencilerimin ilk kez evime misafir olmalarına ve ismini sıkça duydukları Safiye Sultan’la tanışmalarına gelmişti:

Evim, ilk göz ağrım çiçeklerimle dolup taştı. Annem onları “Evren’in civcivleri” diye karşıladı. Yiyip içip, bit gibi şişmeye devam ettik. Safiye Sultan’ı kahkahaya boğdular. Ege Üniversitesi’ndeki profesörün karşısında neyse benim öğrencilerim, Safiye Sultan’ın karşısında da o’ydular :) Okulumdan ayrılığın etkisiyle içim iki gündür sıkılırken, ÖSS’ye girecek öğrencilerimin evimize misafir olacak olmalarıyla teselli buluyordum. Güzel saatler hızla akıp geçti. Onlara karşı son görevimi de yerine getirmiş olmanın iç huzuruyla yolcu ettim her birini. Eve döndüğümde “bayıldım” dedi Safiye Sultan; “fotoğraflarda görüp sevdiğim öğrencilerine bayıldım…” Annem, e-vren öğrencileriyle tanışmanın kendisinde yarattığı duyguyu bu cümleyle ifade ederken; Muratım’ın, KPSS’ye girerken kullanmam için bana hediye ettiği ÖSS’de kullandığı kalem, silgi ve düzgüsü elimde bakakaldım fotoğraflarımıza…

Öğrencilerimden Ayrılık Vakti

3 Kasım 2008, 11A sınıfı. Dolanan dilim, titreyen ellerimle karşılarına çıktığım ilk sınıfım. Yedi ay boyunca yaşanacak bir rüyanın ilk günü…

12 Haziran 2009… Gelmesini hiç istemediğim ayrılık vakti gelip çattı tüm ağırlığıyla. Yürekten inanarak yerine getirmeye çalıştığım öğretmencilik’i kağıt üzerinde resmen sonlandırmama saatler kala elimde karnelerle girdim sınıfıma. Her bir öğrencimle çekildiğim siyah beyaz fotoğraflarımızı iliştirmiştim karnelerine. Yaşadığımız ilkler elbet hatırlarında kalacaktı da küçük bir karne hediyesi olarak Evren öğretmenlerinin son bir anısı onlara refakat etsin yol boyu istedim. 9. sınıflarla vedalaşmaya doyamadık, 12’lerle konuşmaya… Hiç kötü anımız yok dedik, varsa da unuttuk. Hepimiz aynı rüyayı gördük, aynı hayali doyasıya yaşadık.

Dönemedim o gün Aydın’a. Fotoğraflar çekildik, dertleştik, geçmiş günleri yad ettik, müzik eşliğinde dans ettik… Hava kararana kadar okulun bahçesinde odun ateşiyle semaver yakıp çay içtik, edebiyat dersi için ezberlenen şiirleri dinledik, ağladık… Çok ağladık…

Akşam, Dalama‘nın eski parkında toplandık. Anneler babalar da gelmişti. Ne çok kalabalıktık, inanamadım. Babalarla helalleştim, ağlayan anneler gördüm, onların KPSS adına hayır dualarına amin dedim. Gecenin geç saatlerine kadar şarkılar, türküler söyledik hep birlikte. e-vren öğrencileri, sadece bana değil, Dalama’ya ilkleri yaşattı dün gece de…

Gece, öğrencilerimin evinde kaldım. Sabah da 10.20’de ayrıldım Dalama’dan… Yüreğim buruk, gözlerim dolu, beynim bir dünya hatırayla bezeli her gün 1 saat 20 dakika katettiğim yolları seyrettim…

Ben, öğrencilik hayatım boyunca birkaç öğretmenim haricinde çoğundan nasıl bir öğretmen olmamam gerektiğini öğrenmiştim. Sahip olamadığım ama yaşamak istediğim öğretmenliği yaşatmaya çalışmıştım hayatımın bu ilk tecrübesinde. Benim canım 75 öğrencim de bana, nasıl bir öğretmen olmamgerektiğini öğrettiler. Öğretmenliğe veda mı bu benimkisi yoksa bir ara mı zaman gösterecek. Ama sınavları aşamayıp, hiçbir zaman atanamasam bile hiç öğretmenlik yapmadım demeyeceğim. Benim 75 e-vren öğrencim var; kendilerine “e-vren’in gençleri” diyen….

Öğrencilerimle çekildiğim tüm fotoğraflardan oluşan albüme aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

Öğretme’nin “E” Hali

Kirazı Dalından Yemenin Tadı

Öğle yemeğine öğrencim Hülya’nın evine davetliydim. Leziz yemeklerden sonra yetiştirdikleri atlara bakmaya gittik. Öğrencimin babası, büyük bir özenle atlarını her gün kaşağıladığını, özellikle koşucu olanına her gün mutlaka koşu çalışması yaptırdığını söyledi. Evlerindeki defteri görünce çok şaşırmıştım. Atların hepsinin doğum tarihlerini not etmişlerdi. Fotoğraftaki sarı tay 23 Nisan 2009 doğumluydu :) Bir ata en yakın ne zaman yaklaştım hiç hatırlamıyorum. Bugün öğrencimin sayesinde 9 atla beraber epey vakit geçirdim.

Okuldan sonra da Mügenur ve Onur öğrencilerimin Köşk’ün Kızılcaköyü’nde yaşayan anneannesigilin bahçesine gittik. Dalından kiraz topladık, erik yedik, semaverde çay içtik. Bahçelerin arasından dolanan dere boyu yürüyüp fotoğraf çekilirken pantolonumun arası da yırtıldı :) Dağa taşa tırmanmaya benim pantolonun sosyetik dikişleri dayanamadı sanırım :)

Ve yarın karne günü… Öğrencilerimle son günümde kasabanın parkında sabahlayacağız… Yüreğimdeki derin hüznü yüzlerce fotoğraf eşliğinde cumartesi günü e-vren günlüğü’ne not edeceğim. Hayatımın ilk öğrencilerini, her bir e-vren öğrencisinin ismini buraya tek tek işleyeceğim.

Dalama’nın 19 Yeni Şairi, Gönülleri Fethetti

Dün akşam sadece ben değil 75 öğrencim, aileleri ve Dalama Lisesi bir ilke şahit olduk… Dalama halkı, kasabasının okuyan gençlerinin nelere imza atabildiğine bire bir tanık oldu ve  eminim onlarla gurur duydu. Göster Şiirini, Konuştur Şairliğini, adına yaraşır şekilde pırıl pırıl 19 öğrencinin kendisini gösterdiği, gençliğini konuşturduğu bir şiir dinletisi oldu.

Yaklaşık 1 saat süren özel şiir dinletisinde her bir öğrenci sevgili Nur‘un radyo kayıtlarıyla sahnedeki yerlerini aldılar ve şiirlerini provadakilerden çok daha ayrı bir heyecanla seslendirdiler. Kimisinin ailesi sadece kendi çocuğu değil, her bir öğrenci de şiirlerini okurlarken gözyaşlarını tutamadı. Bilal Oğlantürküsünün koro halinde söylenmesiyle başlayan program, Veda Busesi şiiri okunduktan hemen sonra  sinevizyona yansıyan Zeki Müren, Muazzez Ersoy ve Zara yorumlu Veda Busesi şarkısınyla coşkusunu iyice arttırdı. Şiir dinletsinin özellikle aileler için en büyük sürprizi hiç şüphesiz evlatlarının hayat hikayelerinin ve fotoğraflarının yer aldığı kısa sunumlardı. Hepimizin iyive yüreğini kabartan ve herkesi aşka getiren, programın sonundaki semazen gösterisiydi. Evren’in en muhteşem Efesi, onca işine gucüne rağmen 19 öğrencim için okuduğum metin eşliğinde sema etti. Bu hepimiz için eşine az rastlanır bir gösteri olmuştu.

Berkant’ın eşliğinde Samanyolu’nu söyledik hep beraber. Dalama Lisesi’nin bütün öğretmenlerini sahneye davet etmiştik. El ele kol kola “Bir Şarkısın Sen” derken unutulmaz bir eğitim öğretim yılını, unutulmaz arkadaşlıkları, paylaşımları ve unutulmaz bir geceyi mazide bırakmak üzere olduğumuzun farkındaydık. Mikrofonu elime aldığımda tek söyleyebildiğim anne ve babaların böyle güzel evlatlar yetişrtirdikleri için haklarını helal etmeleriydi. Çünkü, o yüreklerin sevgisinden ötürü gitmek bize çok zor geliyordu. Salonun sıcaklığına rağmen salonu tıklım tıklım dolduran Dalama halkının, programın sonuna kadar gitmeyip programı seyretmeleri beni en çok mutlu eden ayrıntılardan biriydi. Gösteriden sonra fotoğraf çekilme karmaşasının arasında konuşabildiğim kadar konuşmaya çalıştım velilerle. Liselerine sahip çıkmalarını rica ettim onlardan…

Kardeşlerim Ziya, İbrahim, Fatih ve İlknur o gece beni yalnız bırakmadılar. Programdan sonra okulun yanındaki pastanede dondurma, lisemizin bahçesinde kiraz yedik; öğrencilerle sohbet ettik. Haftalardır hazırlandığımız program bir çırpıda bitmişti sanki ama gecenin Dalama kısmının son bulmasını istemiyordum içten içe..

Şimdi yeni hayaller, yeni heyecanlar peşinde koşma vakti. Ama nerede.. Ama ne zaman… Kimlerle ve ne şekilde. Kim bilir…