Göster Şiirini Konuştur Şairliğini

Cuma günü gerçekleştirmeyi planladığımız Göster Şiirini Konuştur Şairliğiniözel şiir dinletimize nihayet saatler kaldı. Haftalarca hazırlandık, günlerce çalıştık, saatlerce bilgisayarın başında öğrencilerin sunum videolarını hazırladım. Ve artık, geriye sadece yarın akşam 19 öğrencimin sırayla sahneye çıkıp şiirlerini okumları kaldı.

19 öğrencim, kendi beğenip seçtikleri 12 şiir okuyacaklar. Programın başında Bilal Oğlan türküsünü, sonunda da Berkant’ın Bir Şarkısın Sen parçasını seslendirecekler.  Öğrencilerin şiirlerini okumadan önceki anonsları için Ankara Radyovizyon’dan sevgili Nur Şentürk ve Konya Radyo Gençlik’ten Şevket Uzun stüdyoya girdiler. Bu anonslarla beraber sahnedeki yerini alacak öğrencilere şiirlerini okurken aşk, yalnızlık, gurbet, yağmur temalı yüzlerce fotoğrafla desteklenmiş sinevizyon gösterileri eşlik edecek.

Şiir dinletisinin içinde ben de ilkin şurada yazdığım ve sonra burada Nur’la seslendirdiğimiz Tek Satırlık Nefes başlıklı yazımın aşağıdaki videosuyla yer alacağım:

Beni son derece heyecanlandıran şiir dinletisinin sonunda heyecanımı daha da arttıran bir ilke imza atacağız. Başta Aşk Bir İnkılaptır olmak üzere aşk konulu birkaç yazımdan alıntılarla oluşturduğum bir metin eşliğinde kardeşim İbrahim, sema edecek. Hayatımızın bu ilk tecrübesinden hemen önce gösterilecek video sunumunun ilk kısmını da aşağıda paylaşıyorum:

Evren’in Gençleri Beni Hiç Unutmasın!

Bugün okula gittiğimde bana hazırlanan sürprizden habersizdim. Bir şeyler sezer gibi oldum binaya girdiğimde ama gün boyunca yaşayacaklarımı tahmin etmem mümkün değildi. 26 kişilik 9-A sınıfım, hem doğum günümü kutlamak hem de bana veda günü düzenlemek için haftalar öncesinden hazırlıklara girişmişler; bugün okulda herkesi organize etmişlerdi.

Sınıfın kapısına iliştirilen bir notla sınıfın tahtasındaki yazıya yöneldim. Tahtadaki yazı, bilgisayar sınıfına gitmemi ve oradaki tahtayı okumamı istiyordu. İstenilen yere gittiğimde sınıfın erkekleri “iyi ki doğdun” naraları ve alkışlarıyla karşıladılar beni. Sonra, sınıfın kızları tek tek içeri girdiler  buz mavisi tişörtleriyle. Her biri bir şiirin tek bir dizesini söyleyip, ellerindeki gülleri verdiler ve sıraya dizildiler. “Gitme-Kal” demenin daha etkili bir yolunu bulmuşlardı:

Hazırladıkları her şeyin içinde onları bırakmamamın, orada öğretmenliğe devam etmeminricası, mesajı vardı. İnternetten buldukları fotoğraflarımla hazırladıkları videoyu seyrettik göz yaşları içerisinde. Neler neler yazmışlar, neler neler düşünmüşler.. İnanamadım..

Doğum günü pastasını kestik; elleriyle hazırladıkları hediyeleri verdiler; bol bol sarıldık öpüştük… Kasım 2008’den beri yaşanan bir rüyanın son günlerinin hüznüne boğulmuştuk bir kere. Para versek tekrarı yaşanmayacak anlar mazide kalmak için hazır bekliyordu.

Oynadık, zıpladık, danslar ettik; fotoğraflar çekildik.. Ve oturduk, konuştuk… Çok çok teşekkür ettim onlara; yürekten sarıldım, tek tek öptüm hepsini. 28 yıllık hayatımda başıma gelen en güzel şeydi onlar. Dünyamı bir anda değiştirmişti her biri tertemiz yürekleriyle. Onların bunca ince fikirliliği, saflığı, sahiplenme duyguları karşısında ben onlar için daha ne yapabilirdim; sevgimden, arkadaşlığımdan ve kısıtlı zamanımdan daha öte onlara neyimi verebilirdim… Ben, şu an için en kıymetli varlıklarım olan öğrencilerimin onca hakkını nasıl ödeyebilirdim…

Gitmeyin; bizi bırakmayındiye bas bas bağıran o yüreklere, çarpık eğitim sisteminin çıkmazında ücretli öğretmen olarak, bu durumu nasıl izah edebilirdim… Beni aramayacakları, çok daha hoşgörülü, çok daha sevecen, bilgili ama “kadrolu yeni bir edebiyat öğretmenine sahip olmalarını diledim. Onları aradıkça “şikayet” değil “güzel şeyler” duymak istediğimi; gelenin gideni aratmaması için dua ettiğimi söyledim.

Mektuplar yazılmış, notlar iliştirilmişti hediylerin arasına. O kocaman yüreklerden biri, ömrüm boyunca istediğim şeylerden birini cümlelere dökmüştü: Evren’in gençleri sizi asla unutmayacak!

MisAfiR KaLeM{LeR}in Dev İsmi

Bugün 1 Haziran 2009 Pazartesi. Pek çok sebeple iple çektiğim birgündü. Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Türk edebiyatının dev isimlerinden Fethi Naci‘nin saygıdeğer eşi Lale Hanım, bu gece e-vren günlüğü’nün yeni MisAfiR KaLeMi olacak; Yalnızlıkı ve eşi Fethi Naci’yi ebediyete uğurladıktan sonraki yalnızlığını anlatacak…

Görev yaptğım lisede eğitim-öğretim dönemini şimdiye kadar yapılmamış bir şeyle sonlandıralım istedik. 11A sınıfıyla çok farkı bir şiir dinletisine imza atmak için harıl harıl çalışıyoruz. Öyle ki sevgili Nur, bizim için Ankara’da stüdyoya Continue reading →

Fransız Konuğumuzla Piknik’te Yemek’teyiz

Üçüncü ve dördüncü ders, 11A sınıfıyla pikniğe gittik. Öncesinde, haftaya cuma gerçekleştirecekleri şiir dinletisi için iki saat boyunca çalıştık. Biraz yorulup; birbirinden leziz ikramları haketmeleri gerekiyordu :)

Kimsenin kısmetini kimse yiyemez diye bir söz vardır; Fransız turist Philippe Continue reading →

Muhteşem 19 Mayıs

Resmi görevli olduğum hayatımın ilk 19 Mayıs Gençlik Bayramı‘nı unutamayacağım anılarla geride bıraktım.

Haftalarca süren çalışmalar, provalar, hazırlıklar vesaire derken bugün şaşırtıcı bir şekilde tıkır tıkır işleyen bir törene şahit olduk hepimiz. Bizim gençler aşka gelip, Continue reading →

İzmir; Tadına Doyulmaz Şehir!

Birkaç ay önce bu fikri ortaya attığımda gerçekleşeceğinden emin değildim. Öğrencileri İzmir’e götürebilirdik belki ama Ege Üniversitesi‘nde derse dinleyici olarak girmelerini sağlamak biraz hayal gibi duruyordu. Dersine girilecek hoca Prof. Dr. Müfit KÖMLEKSİZ olunca, o hayal hem çok özel bir tecrübe hem de fotoğraf kareleriyle ölümsüzleşen bir anı olarak yerini aldı bile.

Sabah 8’e doğru yola çıktık aylardır gitmediğim İzmir’e doğru. Henüz İzmir’i görmemiş, herhangi bir üniversitenin kampüsüne girmemiş Continue reading →

Madran Çayı Çıkarması

Şimdilerde en çok onları anlatıyorum; Cuma akşamı Harun‘a, cumartesi akşamı Semih‘e, pazar akşamı Ebruların Sultanı’na saatlerce anlattığım gibi… Cumartesi günkü Madran Çayı çıkarmasından geriye kalan yalnızca onların 600’e yakın fotoğrafı değil; son bir haftadır içinde bulunduğum duygusal iniş çıkışların hıçkırıkları içinde yeniden hayat bulan bir yaşam tecrübesiydi.  Continue reading →