Sınırlar Arasında / Banu AVAR

Türkiye’deki STK’ların işleyişini yakından takip edenler ve Soros’un bazı Türk STK’lar üzerindeki etkisinden az çok haberdar olanlarda, Banu Avar’ın aşağıdaki yazısı “ora’yla bura” arasında bir benzerlik duygusu uyandıracaktır:

Yugoslavya’da demokrasi projesinin uygulanmasında OTPOR yani “direniş” adlı sivil toplum örgütü başı çekti.

Amerikalı işadamı George Soros tarafından finanse ediliyordu ve Yugoslavya’nın dağılarak “demokrasiye geçişi”nde aktif rol oynadı. [s.14]

Türkiye’de seyredilme rekorları kıran dizilerin, milyonlar dağıtan, ucuza şöhret sunan yarışmaların Continue reading →

Dedim: “Ah” / Feyza Hepçilingirler

Minder, şilte, divan ve sedir’e “kanepe, koltuk”; dolaba “büfe, konsol, gardrop”; ocağa “şömine” diyenler; zaten olumsuzluğu ifade eden “tepki”yi “olumsuz tepki, olumlu tepki” şeklinde kullananlar; kalana da gidene de “hoşça kal” deyip, “güle güle”yi ağzına bile almayanlar; teşekkür edenlere “önemli değil” diye cevap verenler; “kendine ait (sorunları var.)” gibi bir cümle kurup “(onun) kendi sorunları var.” şeklinin doğrusu olduğundan haberdar olmayanlar; insanlar için kullanılmaması gereken “tane” ile “sen sevdiğim insanlardan bir tanesisin” gibi bir cümle kuranlar; “annen herhalde harika bir insandı.” demek gerekirken özentiyle “senin harika bir annen olmalı” diyenler; bununla yetinmeyip “hadi biraz dışarı çıkıp hava alalım”ı “neden biraz dışarı çıkıp hava almıyoruz” şeklinde söyleyenler; zaten beklenmeyen şey olan “sürpriz”le “bu güzel sürprizi hiç beklemiyordum” gibi cümleler kuranlar; “Kendine iyi bak, kendimi iyi hissetmiyorum, aklından bile geçirme” gibi çeviri Türkçesiyle konuşanlar; “nitelik” gibi pırıl pırıl Türkçe bir kelime dururken “kalite”yi diline dolayanlar; eskiden eşekler için kullanılan “keyif” kelimesini “zevk” yerine kullananlar; “şaşkınlığa uğramak” yerine “şaşkına uğramak” diyenler; “olduça üzgün” görünenler ve bunun doğrusunun sadece “üzgün olmak” olduğunu bilmeyenler; “şöyle söyleyeyim” diye söze başlayanlar; “biri, kimi” yerine “birisi, kimisi” demekte ısrar edenler; “denilmesi”nin doğru şekli “denmesi”ni kullanmayanlar Feyza Hepçilingirler‘in aynı zamanda “Türkçe Off 2” de dediği kitabı Dedim: “Ah” ile Türkçe konusunda epey bir faydalı bilgiye sahip olabilirler.

Yazar, kitabında sıkça yapılan dil yanlışlarından başka bilmediğimiz bazı gerçekleri de dile getiriyor. Örneğin birkaç yıl önceye kadar her pazar Star Tv Ana Haber Bülteni’nden sonra “naçizane benim yazdığım bir öykü” diyerek yüreğimizin tellerini titreten Deniz Arman, aslında Henry’e, Mauppasant’a ait öyküleri okuyormuş. Çocuklarımız daha iyi ingilizce öğrensin, temelden yetişsin diye ana okullarından itibaren ingilizce öğretmeye başlarken, UNESCO’nun yabancı dil öğretiminin alt sınırını “9 yaş” olarak belirlediğini görmezden geliyoruz. Üstelik yabancı dille eğitim yapan bir okula uluslararası statü kazandırmak için “anadilini çok iyi derecede öğretmek” koşulunu öne süren UNESCO’nun bir devlet bir ulus için önemli bir detay sayılacak bu önermesine rağmen Anadolu-Fen Liselerinde ve artık pek çok üniversitemizde dersler ingilizce anlatılıyor!

Kitabın künyesi: Dedim “Ah”, Feyza Hepçilingirler, Everest Yay. İst. 2005, 333 S.

Dün Yağmur Yağacak / Özdemir Asaf

Düşüncelerimizi, niyetlerimizi mümkün olduğu kadar saklıyor ve sakladığımız nisbette makul oluyoruz. (…) İçimizdeki çılgın alemi dışımızdaki istikrar alemine uydurduğumuz nisbette kamiliz. Kah içimizdekileri zorlayıp genişleterek kah dışımızdakileri baskıya vurup daraltarak sözüm ona sakin yaşıyoruz.” {s.17}

Kütüphanemdeki Özdemir Asaf serilerini tamamlamak üzereyim. Son okuduğum kitap, şairin 1940-1980 yılları arasında yazdığı öykülerden oluşuyor. Dün Yağmur Yağacak‘ı diğer Özdemir Asaf kitaplarından özel kılansa şairin ölümünden sonra bulunan öykü müsveddelerinden oluşması. Kitap, asıl adı Halit Özdemir Arun olan Özdemir Asaf’ın oğlu Olgun Arun tarafından müsveddelerin orijinaline sadık kalınarak hazırlanmış. Onun şiirlerine tutkun olanlar için ilk kez gün yüzüne çıkan öyküleri büyük bir hazine. {Bu sözüm başta banaydı :) }

Künye: Dün Yağmur Yağacak, Özdemir Asaf, Epsilon Yay. 192 S.

Avrasyalı Olmak / Banu AVAR

Bu kitapta, 2005 sonbaharıyla 2006 yazı arasında TRT’de yayınlanan, Sınırlar Arasında adlı programda işlediğim 14 ülkeden gözlemleri, 14 ülkenin anılarını, acılarını ve masalsı kavuşmalarını bulacaksınız…” diyerek Avrasyalı Olmak kitabının içeriğini özetliyor Banu Avar, Okura İlk Not’ta.

Dedesinin memleketi Dağıstan‘dan Fidel Castro’nun Kübası’na kadar 14 ülkeyi dolaşıyor. Ve Banu Avar, insanı içine çeken, karşısına oturtup anlatıyor hissini veren başarılı üslubuyla bize Modern Medeniyetin gerçek yüzünü gösteriyor bir bir… Her yerde karşımıza Amerika başta olmak üzere Avrupa Birliği’nin oyunları çıkıyor. Masum insanlara sahip oldukları yer altı zenginlikleri, jeopolitik konumları yüzünden uygulanan ambargolar, katliamlar, işkenceler, yaptırımlar sorgulanıyor. Demokratikleştirme adı altında parçala böl taktikleri, hoşgörü bilinci adı altında Hıristiyanlaştırma çalışmaları vs. Her yerden Soros ve Sorosvari kuruluşlar sırıtıyor. Türkiye’deki organizasyonları çağrıştıran pek çok kötü tecrübeyi yaşıyor Orta Asya ve diğerleri. Hepsinde başrolde AB ve ABD. Banu Avar’ın görüştüğü, mikrofon uzattığı ezilmiş, horlanmış pek çok insanın ağzından “Türkiye’ye hayranlık, saygı” cümleleri dökülüyor. Yaşanan afetler, darbeler, zulümler sonrası dünyada onlara ilk koşan biz olmuşuz, bunları anlatıyorlar.
Banu AVAR’ı Seyretmek, Okumak, Tanımak

TRT’deki Sınırlar Arasında programında işlediği Nobel Ödüllerinin iç yüzüyle ilgili bölümü şaşkınlık ve hayranlıkla seyretmiştim. Baştan sona seyrettiğim ilk programıydı. Yüksek Lisans dersindeydik. Orhan Pamuk dahil, alınan ödülün ve ödüllendirilen kişilerin artık hiçbir değeri kalmamıştı gözümde. Yayınlanmış 3 kitabı var Avar’ın. Gündemdeki olaylar, Türkiye’ye karşı oynanan oyunlar hakkında bilinçlendirilmesi bakımından özellikle lise ve üniversite öğrencilerine öğretmenler tarafından mutlaka tavsiye edilmesi gereken kitaplar. Elinize aldığınız an, bir solukta okuyacağınızdan eminim. Ayrıca Banu Avar’ın üniversitelere söyleşilere katıldığını da biliyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde görüştüğü öğrencilere “TRT’ye sahip çıkın” dediğini de duymuştum. Medyanın bir ülkeyi temelden değiştirecek güce sahip olduğunun altını çiziyordu. Zaten buna da kitabında sık sık değiniyor.

Avrupa Birliği, bizden istedikleri konusunda her zaman iki yüzlü davranıyor. Öyle ki kitabın daha ilk başında Banu Avar, tek dişi kalmış canavarın çifte standardına şu cümlelerle gönderme yapıyor:

Demokrasi projesini uygulayan sivil toplum örgütlerinin, Amerika’da veya Batı Avrupa’da faaliyet göstermeleri yasak. Amerika, dünyaya demokrasi ihraç ederken, ihraç malının Amerika’da kurulamayacağını sözleşmelere koyuyor. Demokrasi hareketleri sadece öteki ülkeler için var. Batıda böylesi faaliyetlere girmenin cezai müyyidesi var.

Hedefteki ülkelerde, önce ekonomi felç ediliyor. Bu iş demokrasi projeleriyle paralel yürütülüyor.

Para piyasaları dışarıdan gelen uluslararası vur-kaç tefecilerine açılıyor; özellştirme adı altında fabrikalar kapatılıyor; ulusal sanayi ve enerji kaynakları ele geçiriliyor.

Kaynak: s.12, Avrasyalı Olmak, Banu Avar, Truva Yay.

Tehlikeli Oyunlar / Oğuz ATAY

Ön Söz yazarının “…okumak üzere olduğun için seni ne kadar kıskandığımı…” diye söze başladığı Tehlikeli Oyunlar‘dan bir alıntı:

“…Ülkemizde tarım ürünleri yetişir. Kuru üzüm ve incir yetişir. Önce ıslak yemişler yetişir. Onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. İngiltere’ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. Gerçek tohumları gönderirler. Biz, o gerçeklerden kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. Son yıllarda, kuru üzüm ve incirin yanısıra, köylü de göndermeğe başlamışızdır. Bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye) başka ülkelere göndeririz. Onlar da bize döviz gönderirler. Halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. Az gelişmiş ülke göndeririz; yardım gönderirler. Zelzele, toprak kayması, sel felaketi haberleri göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. Asker göndeririz; teşekkür gönderirler. Binbir zorlukla yetiştirdiğimiz değerler göndeririz; dış ülkelerde çalışan yabancılar istatistiği gönderirler. Gerçek insanlarımızı göndeririz; bize ordan mektup gönderirler.”

s. 112 Kaynak: Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay, İletişim yay. 1994, 474 S

Beş Şehir, Eğil Dağlar, Bir Kapı Önünde, Suç ve Ceza

Beş Şehir – A. Hamdi Tanpınar: Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul, Ahmet Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eserinde ölümsüzleşiyor. Tanpınar’ın en önemli eserlerinden biri Beş şehir’de özellikle Bursa’da Zaman kısmı şairene bir üslupla işlenmiş. {Milli Eğitim Basımevi 1972}

Eğil Dağlar – Y. Kemal Beyatlı: Günümüzde yabancı sermayeli büyük alışveriş merkezleri mahalle aralarına bile girip, bakkalların kapanmasına sebep olurken ve biz artık pikniğe, yürüyüşe gitmek yerine dev alışveriş merkezlerinde dolaşmayı tercih ederken Yahya Kemal, yıllar önce İstiklal Harbi yazılarını topladığı Eğil Dağlar’da bu konuyla ilgili yazdığı yazı ne kadar güncel:

İnönü askerlerinin yaralarını sardırmak için yüz seksen beş bin lira veren bu halk bir maaş aldı mı hemen Yunan bakkallarına, Yunan mağazalarına koşar, bir aylık maaşın yekunu olan bir milyon iki yüz bin lirayı hemen de her ay, Yunanlılara cephane yetiştiren Yunan teşkilatının eteğine döker.

…Bozdoğan Kemeri semti tamamıyla müslümandır. Orada karşılıklı dört bakkal dükkanı var: İkisi Türk, ikisi Yunanlı. Yunanlı dükkanlar makine gibi işliyor. Girenin çıkanın haddi yok, müşterilerin hepsi de müslüman. Karşılığındaki Türk bakkallarına bilakis kimseler uğramıyor…
{Eğil Dağlar, “Ramazanla Beraber, s.110-113”, MGSB Yay. 1988 İst.}
Bir Kapı Önünde, Özdemir Asaf: Epsilon Yayınları Özdemir Asaf’ın 5 kitabını “Bir Kapı Önünde” ismiyle tek bir kitapta toplamış. Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil ve Nasılsın adlı kitaplar bu eserde yer alıyor. Özdemir Asaf’ın şiirlerinin pek çoğunda kendimi buluyorum. Beğenmediğim şiiri çok azdır. Kısa yazar, çok şeyi ifade eder. Kendi bahçesinde dal olamayanın biri / Girmiş bahçeme ağaçlık taslayor der Bakı’da. Beni öyle bir yalana inandır ki, / Ömrümce sürsün doğruluğu diyerek sarsar insanı Bağlı’da. {Bir Kapı önünde, Özdemir Asaf, Epsilon Yay.}

Suç ve Ceza, Dostoyevski: En önemli dünya klasiklerinden birini ancak okuma fırsatı bulabildim. 2 ciltlik eser akıcı olmasına akıcı da yayınevinin baştan savma çevirisi, editörün doğru dürüst metin kontrollerini yapmaması yüzünden çok fazla kelime ve cümle yanlışıyla dolu. Hal böyle olunca bu kadar önemli bir eseri Kumsaati Yayınlarından okumak büyük bir işkence oluyor. Raskolnikov’un iki cinayet işleyip, yıllarca kendisiyle yüzleşmeye çalışması insanı içine kolaylıkla çeken psikolojik bir savaşı andırıyordu.

Eğitim Felsefesi / Veysel Sönmez

Prof. Dr. Veysel Sönmez‘in Eğitim Felsefesi kitabının Eğitim Akımları bölümünde birkaç filozofun eğitim ve kadın – erkek eşitliği konularında ilginç görüşlerine yer verilmiş. Şöyle ki:

Eflatun‘a göre yönetici ve koruyucu sınıfına mensup kadın ve erkeklerden en sağlıklı olanlar birbirleriyle ilişki kurmalı ve bu ilişkiden doğan çocuklar yabancı annelere verilip onlar tarafından emzirilip büyütülmelidir. Burası daha da ilginç: Aynı yılda doğan kız ve erkekler kardeş sayılmalı, bunların birbirleriyle cinsel ilişki kurmaları yasaklanmalıdır. {s.74}

Aristo‘ya göre eğitilmesi gerekenler sadece hür ve akıl yönünden baskın olan vatandaşlardır. Zanaatkar, tüccar ve kölelerin eğitilmesine karşı çıkar. Erkek ve kadının akıl yönünden eşit olmadığını savunur ve erkekler daha akıllıdır diyerek sadece onların eğitilmesi gerektiğini söyler. {Bak sen bizim Aristo’ya!} Bir sonraki sayfada da şu ifadelere yer veriliyor: …erkeklerin eğitimi, kadınların eğitiminden farklı olmalıdır çünkü kadınların beyni erkeklerin beyninden daha küçük ve hafiftir. Bu nedenden dolayı kadınlarda akılsal yön daha azdır. (!) {s.82-83}

Heraclitos da eğitim anlayışı bakımından Aristo’dan geri kalmaz. O da seçkim grupları, aristokratları en iyiler diye niteler ve bunların evrensel akıldan en çok payı aldıklarını savunur. Halk ise evrensel akıldan en az payı almıştır, yani aptaldır. Bu yüzden sadece en iyiler eğitilmeli ve devleti onlar yönetmelidir. (!) {s.95}
Kaynak: Veysel SÖNMEZ, Eğitim Felsefesi, Anı Yay.