OKUMUŞUM

Gündüz aklıma geldi, uzun süredir okuduğum kitaplar hakkında yazı yazmadığım. Akşam da Çilekli Pasta daha çok kitap tavsiyesi eklemelisin deyince aklımdaki fikri yazıya dökmeye karar verdim. Her okuduğum kitabı eklemeye vaktim olmuyor. Ben de bundan böyle şöyle bir formül buldum:

Geçtiğimiz Nisan,

Dram Sanatı – Sevda ŞENER – Dost Yay.
Kent Enstitüleri – Prof. Dr. Adil TÜRKOĞLU – Anı Yay.
Özdemir Aasaf’ça – Özdemir ASAF – İş Bankası Kültür Yay.
Benden Sonra Mutluluk – Özdemir ASAF – İş Bankası Kültür Yay. kitaplarını okudum. Özdemir ASAF’ın kitapları benim için ayrı bir yere sahip. Ömrüm boyunca Özdemir ASAF okumaya devam edeceğim.

Mayıs henüz bitmedi ama çıkana kadar da yeni bir kitabı elime alabileceğimi sanmıyorum. Şu an Yahya Kemal‘in Aziz İstanbul kitabını okuyorum. Muhteşem bir Türkçe. Y. Kemal BEYATLI bu konuda en büyüklerden zaten. Onun öncesinde Can GÜRZAP‘ın Söz Söyleme ve Diksiyon adlı kitabını okudum. Özellikle doğru telaffuz, düzgün bir konuşma becerisi, nefesi doğru kullanma kabiliyeti konularında uygulamalı bilgiler edinmek isteyenler için çok faydalı bir eser. Psikolojiye karşı her zaman büyük bir ilgim olmuştur. Bunun yanında bir dönem NLP’ye de merak salmış, Türkiye’nin ilk kişisel gelişim uzmanlarından Oğuz SAYGIN‘ın peşinden az koşmamıştım. Popüler Psikiyatri dergisini çok severim, zaman zaman bazı sayılarını alırım. 2006 yılının bütün sayılarını tek bir ciltte toplayıp satışa sunmuşlar ki, tam benim için yapılmış bir uygulamaydı :) Hemen aldım, tavsiye ederim. Bir de Sivil Toplum Dergisi‘ne abone oldum. STK adına bilgi birikimini geliştirmek ve bu konudaki makaleleri yakından takip etmek isteyenler için bulunmaz Bursa kumaşı bu dergi :)

YARATICI DRAMA ATÖLYESİ

Meslek Liseliler Kitap OKU’R!

Geçen hafta Konya‘da Eylem 1.1 eğitiminde olunca Meslek Liseliler de Kitap Okur atölye çalışmalarının sonuncusunu bugün gerçekleştirdik. Kendilerinden 4 hafta boyunca proje çalışması yapabilmek için izin istediğimiz arkadaşlarımızda bir hüzün vardı. Çünkü her güzel şey gibi bu çalışma da hızla geçip gitmişti.

Yeşil kağıtlar olumlu, turuncu renktekiler olumsuz görüşleri içindi. Lütfen yanlışlarımızı yazın desek de, turunculara kocaman kocaman YOKyazdılar. Bir iki cümle karalayanlar da kendilerini eleştirmiş, arada bir gürültü yaparak bizi üzdüklerini, bundan dolayı da özür dilediklerini yazmışlardı.

Hem onlar, hem de bizim için çok önemli bir tecrübeydi bu 4 atölye çalışması. Değerlendirme yazılarında da gördük ki, istenilse kitap okumak sonradan sevilebilecek bir alışkanlıkmış. Kağıtlara yazılan bize iyi davrandınız, çok eğlendik, hep güler yüzlüydünüz gibi cümlelerden çok artık kitap okuyorum, çünkü sıkıcı bir şey olmadığını gördüm.tarzı ifadeler bizim için çok önemliydi. Gönülden kağıda dökülen, sonra da güzel günlerin bir vedası olarak duvarda rengarenk bir güle güleye dönüşen her bir değerlendirme cümlesi amacımıza ulaşmışız dedirtti bize. Ben ve 3 arkadaşım, meslek liseli arkadaşlarımızı çok sevdik ve onları çok özleyeceğiz…

4. Haftanın Fotoğraflarını Gör

Meslek Liseliler de Kitap Okur!

Ben, vakti zamanında demiştim: Yine kendim kaşındım, sosyal sorumluluk damarım kabardı.diye. Çok değil 3 hafta sonra projemizi bugün hayata geçirdik: Meslek Liseliler de Kitap Okur! Öğrencilerin kitap okuma alışkanlıklarını sorgulamalarına ve kitap okuyamama konusunda yaşadıkları sorunlara çözümler üretmelerine yardımcı olmak amacıyla 4 haftalık atölyeler hazırladık. Bugün Beyin Fırtınası Atölyesi ile ilk kez onlarla buluştuk.

Önce onlardan projeyi gerçekleştirebilmek için izin istedik. İzni de seve seve verdiler. 4 hafta boyunca öğretmen-öğrenci muhabbetini kaldırdık. Biz onların işini kolaylaştırmak için orada olan abileriydik, onlar da bizim arkadaşlarımızdı. Dedik ki, atölye çalışmaları boyunca her şeye siz karar vereceksiniz, kuralları siz koyacaksınız. Ve projenin bu ilk gününde 4 gönüllü arkadaş muhteşem bir tecrübe yaşadık. Projenin fotoğraflarını da {burada} olduğu gibi paylaştık.

Proje Fotoğraflarını Gör

Kitap Faydalıdır / Zararlıdır

Bugün stajda ilk defa onlarla başbaşa kaldım. Meslek lisesinin 28 kişilik 10. sınıfı “kitap okuma” saatindeydiler. Hepsinin elinde birer kitap… 45 dakikalık sürede kitap okuyacaklar. Ben de başlarında bekleyeceğim. İzin verirseniz bu ders öğretmeniniz ben olacağım deyiverdim birden :) Estağfurullah hocamdediler. Gerçekten şu an kitap okumak istiyor musunuz?diye de soruverdim hemen ardından. Kimi evet dedi kimi hayır. Kimi de evet-hayır’larından emin değildi. Ama onlar kitap okumak zorundaydılar.

Herkes elindeki kitabı sıranın altına koysun, kitap okumayacaksınız. Sizinle bir oyun oynayacağız.dedim. Sınıfı kitap okumanın zararlarını ve yararlarını savunan iki ayrı gruba ayırdım. Her şeyi söylemekte serbesttiler. Öyle ki ben hiçbir şekilde müdahale etmeyecek, yorum yapmayacaktım. Başladık yazıp çizmeye ve sonrasında tartışmaya.

Dersin en ilginç yanı kitabın zararlı olduğunu savunanlar, bir anda aslında yaralı olduğunu savunmaya başlamışlardı. Onlar kitap okumayı seviyordu da, kendilerine zorla kitap okutulmasından hoşlanmıyorlardı. 28 kişilik meslek lisesi sınıfıyla yaptığımız çalışmanın sonunda kitap okumanın tek bir zararında hemfikirdik: Kitap okumak gözleri bozardı :)

Hemen ardından ikinci bir sınıfta daha bu tecrübeyi yaşadıktan sonra diğer stajyer arkadaşlarım Semih, Fatma ve Esra‘ya o sınıfta 3-4 haftalık bir atölye çalışması yapmayı teklif ettim. Tamam dediler. Sanırım bir iki hafta içinde Meslek Liseliler de Kitap Okur sloganlı ufak bir proje yapabiliriz. Yine kendim kaşındım, sosyal sorumluluk damarım kabardı…

Öbür Yüzlü Melekler/Soner Dayan

“Yolunu şaşırmış ne kadar mundar kelime varsa, gelip konuyor dilimin ucuna…

Fareli Köyün Yalancısı’ndan…

O, Benim Tanıdığım İlk Şair!

En gururlanarak yazdığım yazılardan biri Soner Dayan Kitabı’yla ilgili bu cümleler. Hem lisansta hem de yüksek lisansta aynı sınıfı paylaştığım Soner, defterlerinde sakladığı, edebiyat panolarında bazen paylaştığı şiirsel yazılarının bir kısmını kitaplaştırdı. Hayatımda tanıdığım ilk şair Soner Dayan, geçtiğimiz ay ilk şiir kitabıyla ölümsüzlüğe giden yolda ilk adımını attı: Öbür Yüzlü Melekler.

KADAVRA
Öyle bir gülümsedin ki fotoğraflara
Sen gittin ama
Gülüşün -unutulmaz-
Çoktan işlemişti zamana

Ve ben
Bırakılmışlığın hoyratlığıyla
Avuçlarımda tuttuğum
Geçmişin ölümsüz sevinçlerini
Öylece
Savurdum hayata

Bi-mekanım şimdi
Knedi şehrimde
Ve yaralı ellerimde
Bir aşktan geriye kalan;
Kadavra

Öbür Yüzlü Melekler’i okudukça, her zaman gelişi güzel kullandığımız kelimeleri alıp böylesine yaşanabilir kılmak ne büyük bir beceri diye düşündüm. Belki günümüzün şair (!) geçinen çoğu popüler ismi “…ilmik ilmik sokuluyor tenime yazık bir yalnızlık” cümlesini kuramazdı, Soner gibi…

KÜÇÜK PRENS

Senin oradaki insanlar, dedi Küçük Prens, bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar. Aslında aradıkları tek bir gülde ya da bir damla suda bulunabilir. Ama kördür gözler. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir.

Daha bunun gibi “boyundan büyük laflar” ediyor B612 asteroidinin Küçük Prens‘i, 95 sayfalık kitap boyunca. Küçücük gezegenine düşen Fransız pilot Saint-Exupéry ile de akıllı uslu sohbetler ediyor. Ona eskizler çizdiriyor, çizdiklerini beğenmiyor. Ve Saint-Exupéry, çizdiği koyunları beğenmeyen Küçük Prens’e en sonunda bir kutu çiziyor ve “koyunun bu kutunun içinde” diyor. Küçük Prens’in arzuladığı koyun artık o kutunun içindedir.

Küçük Prens’i ilginç kılan iki özellik var: Yazarı Saint-Exupéry, tıpkı kitabındaki gibi uçakla ıssız bir çöle düşer. Zaten kitap yaşadığı bu tecrübenin de bir ürünü gibidir. Akdeniz üzerindeki son uçak kazasında Fransız yazar hayatını kaybeder ve cesedi o gün bu gündür bulunamamıştır.

Küçük Prens’i okuduktan birkaç gün sonra, 2005 yılında 100 Temel Eser arasından çıkarıldığını öğrendim. İddiaya göre sebebi Atatürk’ü ve Atatürk’ün kıyafet devrimini eleştiren şu satırlardır:

Bu asteroidi ilk kez 1909 yılında bir Türk gökbilimci teleskopla gözlem yaparken görmüş. Bu buluşunu hemen Uluslararası Gökbilimi Toplantısı’nda büyük bir heyecanla sunmuş, ama adamcağız şalvar, cepken ve fes giyiyor diye onun söylediklerine hiç kimse değer vermemiş. Büyükler böyledir işte…

Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de, 1920 yılında aynı gökbilimci etkileyici ve şık bir giysiyle Asteroid B-612’yi tanıtabilmiş. Bu kez herkes ilgiyle izlemiş onun söylediklerini.

Kitabın künyesi: Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry, Mavibulut Yay. Ekim 2005, İst.