Vardar Pastanesi Forum Aydın’a Şube Açmasın

Sabaha yağmurla uyandı Aydın. Böyle yağmurlu havalarda Safiye Sultan’la çay içmek en büyük keyfimizdir. Hava yağmurlu, hafif karanlık, elimde simitler kapıdan içeri giriyorum, çay demlenmiş, kahvaltı hazırlanmış. Bilgisayarda CMYLMZ stund-up. Harika başlayan ve öyle devam edeceği başlayışından belli olan birgündü bu Cuma.

Cuma namazından sonra Harun geldi. Ruhunu doyurmuş ama midesi hala aç. Bizim mahalledeki pidecinin birine oturduk. {pidecinin biri ifadesi de sanki pek bir imalı gibi oldu} Ben sözde rejimdeyim, tek bir lokma dahi almadım. Harun karnını doyururken ben, hangi tatlıcıda hangi tatlıdan yesek acaba diye düşünüyorum. Dondurma mı yesek, yok salep içelim. Kış iyice bastırmadan boza mı içseydik acaba. Yok yok, Bolulu Hasan Usta çilekli muhallebi çıkarmış, oraya gidelim derken, soluğu Vardar Pastanesi’nde alıyoruz :)

Since 1957 yazıyor Aydın’ın en meşhur -inadına meşhur- pastanesinin duvarında. Aydın’da bir dükkanın yıllar boyu iyi işlemesi için ille de merkezi bir yerde, özellikle de Adnan Menderes Bulvarı üzerinde olması inancı hakimdir :) Vardar Pastanesi yıllardır en sapa yerdedir ve ününe ün katmaya devam etmiştir. Çok ilginç bir durum. Şimdilerde bulunduğu yer Forum Aydın’ın sayesinde daha işlek bir güzergah olacak gibi. İşini iyi yapmak onca mesafeye rağmen müşteriyi ayağına kadar getirmenin en birincil şartı sanırım. Ben salepi de bozayı da buradan başka yerde içmedim desem yeridir. A boza dedim evet, onca tatlı alternatifime rağmen bozada karar kıldık :) Bu ekşimsi içeceği hiç bilmeyen, bilip de tatmayan varsa çok şey kaybediyor. Malum enerji deposu eski Türk içkisidir boza.

Mahalle baskısı işte. “Forum Aydın açıldı, herkes orada bir sen yoksun. Şöyle blogunda yaz da müşteriler akın etsin” dediler. Biz de atladık gittik Harun’la, bi’ blogluk fotoğraf aldık :) Elin oğlu şehrin kenarında mini bir şehir inşa etmiş. Alakalı alakasız herkes orada. Hava satın alıyoruz resmen. Bir süreliğine kendimizi küçük bir avrupa mahallesinde sanıp, sonra tekrar gerçekle yüzleşiyoruz şehir merkezine dönerek :)

Forum Aydın’ın Denizli yoluna bakan kısmına iki tane kocaman efe heykeli dikmişler. Aydın ya burası; “logodaki zeytin tanesiyle temsil etmek olmaz; iki de efe heykeli konduralım” demişler zannediyorum. Yalnız birinin suratı epey çirkinceydi. Sağdan çektim, soldan çektim heykeli bir türlü yakışıklı gösteremedim. Harun da müdahale etti sonra zaten: “Yahu bırak sizin evde bunların canlısı var” dedi. Tabi ya, biz evde İbrahim ve Ziya isminde iki tane dünya yakışıklısı efe yetirştiriyoruz.

Ümran‘ın resmi izni ve Harun‘un ulaşım sponsorluğunda bol sohbetli, geleceğe yönelik bol planlı güzel bir cumayı “siz köyde biz ziyaretlerde” hesabı bir türlü gidemediğimiz teyzemlere abimlerle bayramlaşmaya giderek sonlandırdım. Bugün anladım ki “kış”, tarafımdan özlenmiş; yağmurlar da…

Bu, Efe’nin Doğum Gününün Resmen Belgesidir

Sağdaki karışık meyve suyunun bana, diğer bütün kola bardaklarının aile fertlerine ait olduğu ayrıntısını vererek bizim Efe’nin rötarlı (uçak mı bu çocuk, ne rötarı) gecikmeli doğum günü kutlamasını yapmış bulunduğumuz notunu düşüyorum. Bir blogluk fotoğraf alalım her zamanki gibi diyorum, Efemiz hemen düzeltiyor: Her zaman mı? Geçen doğum günümü bloga koyacağım dediğin halde koymadın. {Off, blogger bir abinin ailesinden duyabileceği en can sıkıcı söz bu osla gerek.} Şimdi bütün içeriği yeni yere taşımakla cebelleştiğim için İbrahim’in geçen yılki doğum günü hakkında yazı yazıp yazmadığımı bulmam çok zor. Aranızda hey, ben okudum hatta yorum bile yaptım diyeniniz varsa hemen Efe’nin eposta adresini veriyorum :) 

Beyimizin fotoğrafları bir türlü yakışıklı çekilemedi. Canon’un profesyonel teknolojik özellikleri bile Evren’in en muhteşem Efesi’ni bu akşam iyi göstermeye yetmedi :) Çek Allah, çek. Amcalarıyla her platformda yarış halinde olan Hüss de illa mum üflemek istedi. Lakin, mum  bir türlü sönmek bilmedi. Bir gıdımlık ufaklığın bir mumu söndürme çabasından en az 50 poz çıkarmak mümkündü.

Canım kardeşim, Efe’m. Doğum gününde burada değildin. O yüzden böyle gecikmeli oldu. Ama bugün bütün aile bir aradaydık. İnşallah her doğum gününü geleceğe not düşmek bugünkü gibi kısmet olur. Safiye Sultan’ın her zaman ettiği duayı yinelemek istiyorum burada: Allah bizi birbirimizden ayırmasın.Sen bizim en küçüğümüzsün. Hayırlı bir ömür dileklerimle…

Çok Çalıştım Çok

Telaşlı hazırlıklar, kalabalık iftarlarla dolu bir haftasonu geçirdim. Hele pazar günü sürekli bir yerlere yetişmekle geçti. Gelenler, gidenler, gelemeyip gidemeyenlerle dolu bir haftaydı bu hafta :)

Blogu bu ayki MisAfiR KaLeM‘im sevgili İbrahim’in o çok güzel yazısına emanet etmişken, ben de bir taraftan Avrupa Gönüllü Hizmeti ile ilgili iyice araştırmalara daldım -ki Kasım’da Ulusal Ajans’ın AGH için Ankara’da 70 kişiye özel bilgilendirme eğitimi için başvuru almaya başladığını öğrendim- diğer taraftan da sanal alemdeki dünyamın yeni mekanındaki yeni şekli üzerinde kafa yordum.

Önemli bir not: Bugün canım kardeşim İbrahim ve manevi kardeşim Fatih‘in doğum günleri. Henüz gün ışımadığı için önce buradan her ikisinin doğum günlerini kutluyor, onlara hayırlı bir ömür diliyorum. Uyandığımda günü yarılamış olma ihtimalim son günlerde yüksek de :)Son bir not: Akülü Araç Kampanyası için son gün 20 Eylül’dü. Detaylarını Kalemhane‘den alır almaz buradan paylaşacağım. Sanırım 1-2 gün daha son bağışlar için beklenilecek.
.
.

4 Yıllık e-vren günlüğü’nün İLK’leri

Birkaç saat sonra e-vren günlüğü, sanal alemdeki 4. yılına girmiş olacak. “e-vren’in e-lektronik yaşam serüveni” sloganıyla yola çıktığım bu e-yaşam paylaşımımın ilk’lerine yer vermek istedim.

2005 yılında Yahoo‘nun 360 adlı servisini kullanmaya başladım. Bu blog adına attığım ilk adımdı. Sonra ilk Türkçe blog olan Blogcu‘yu keşfettim. Bu da blog alemine attığım ilk adım oldu. Ve bu ilk adımın adı yunusevren‘di. Kullandığım ilk logo:

Yunus Evren adıyla çıktığım blog yolculuğunda ilk adresim yunusevren.blogcu.com‘du. Paylaştığım ilk e-günlük ise kardeşlerim Ziya ve İbrahim için yazdığım “Çok Özledim Sizi” başlıklı yazıydı.

İlk fotoğrafımı “Hayatım Okumak ve Yazmak Olmalı” başlıklı yazıda kullandım: 

Blogumda yer verdiğim ilk arkadaşım “Benim Ömrüm Seninle İki Nefes Arası” başlıklı yazıyla Harun Boylu olmuştu: 

İleri Zaman Projesi” diye tanımladığım fotoğrafhikayeleri‘nin ilk denemesini 18 ağustos 2005’te aşağıdaki fotoğrafla gerçekleştirdim. Objektifimden yansıyan bu kareyi ilk defa “Sen Benim Yağmurumsun!” yazısıyla paylaşmıştım:

Ve e-vren günlüğü’nün vazgeçilmez parçaları, ziyaretçiler. e-vren günlüğü, blog macerasına başladıktan yaklaşık 1 ay sonra keşfedilmeye başladı. Ve ilk yorum yine bir blogcu olan Milkboy tarafından yapılmıştı. İkinci yorum gecikmedi. Hala daha blog tutmaya devam eden Burcu tarafından ikinci yorum yapıldı: 

28/9/2005 – ~~
Yazan: milkboy
“Her sey, senin adının üzerine yazılmıs bir masaldan ibaret gibi sanki…”
çok güzel yüreğinize sağlık

29/9/2005
Yazan: burcuburcu
senin içinden akıp bize gelen çok güzel şeyler var seni tebrik ediyorum

İlk MisAfiR KaLeM sevgili Salih Gürbüz, “Hepimizin Bir Anneannesi Olmuştur yazısıyla bir e-vren günlüğü geleneğini başlatmış oldu:

e-vren günlüğü’nün maskotu, vazgeçilmez parçası Hüss. Hüss, e-vren günlüğü’nde ilk defa 14 Kasım 2005 yılında “Hüss de Hasta Olursa” başlıklı yazımda aşağıdaki fotoğrafıyla yer aldı:

İlk elektronik söyleşim 16 Kasım 2005 tarihinde engelliler.biz‘in editörü Bülent Küçükaslan‘laydı. “Engelliler.biz’in Oturan Boğa’sı İle İnteraktif Söyleşi” başlığıyla yayımlanmıştı. 

İlk ortak yazı çalışmasını sevgili Ayça ile yapmıştık. “Gidersen…Gitme!” 29 Ocak 2006’da hem e-vren günlüğü’nde hem de Ayça’nın blogunda yayınlanmıştı.

İlk çok katılımlı proje “Bana Fotoğrafını Anlat“, sevgili Sinan Cem Güney, Feriştah ve Halil Gökçe‘nin katılımıyla 26 şubat 2006’da gerçekleştirilmişti: 

İlk videoblog “Bayram/Yeni Yıl Videosu“ydu. 

Şüphesiz bu e-yaşam projesi’nin ilkleri bu kadardan ibaret değil… Daha da detaylısını 5. yılda hazırlamak nasip olur inşallah. Burayı ayakta tutan ziyaretçi ve yorum sahiplerine de bir kere daha yürekten teşekkür ediyorum.

Facebook Eleştirisi

Hani hiç sırasını bozmadan “siyah-beyaz, az-çok, aşağı-yukarı, iyi-kötü, zengin-fakir” diyoruz ya. Bu beni çok mahsunlaştırıyor :( Beyaz-siyah demek istiyorum ben! Sonra aşağı-yukarı değil de yukarı-aşağı demek istiyorum. Çok-az, fakir-zengin de diyebilmeliyim. Bu özgürlüğü vermeli bana Türk Dil Kurumu! Ya da buna kim karar veriyorsa :)

Facebook‘ta “e-vren günlüğü” profili açmamı hala eleştirenler varken dün orada ilk defa yazıştığım bir kardeşim bana öyle şeyler yazdı ki, facebook profilini açmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kere daha görmüş oldum. Sosyal Bilgiler öğretmenliği 3. sınıf öğencisi Tekin, “Evren abi, 3-4 aydır seni takip ediyorum. Hiçbir yazına yorum yapmadım çünkü bütün yorumlara tek tek yanıt verdiğini bildiğim için seni yormak istemedim. Bu sebeple yorum yapmamak bana daha doğru geldi” diye yazdı. En başta çok duygulandım. Gerçekten sizden çok şey öğreniyorum bu paylaşımlarda. Böylesine ince bir düşünce hiç aklıma gelmezdi. Kimbilir daha ne hikayeler var burada, orada, sizde… En baştaki cümleye geri dönüyorum: Bu facebook konusuna son kez değiniyorum. Sevgili Tekin gibi beni ısrarla okuyanlar var ben onları facebook profili sayesinde öğrenebildim. Her ziyaretçiden bir boy bir portre fotoğraf isteyip, “sizi görmek istiyorum” diyemem herhalde :) Hem ayrıca sayısı binleri bulan e-vren günlüğü ziyaretçilerinden şu an sadece 152’si e-vren günlüğü facebook‘ta :)

Bugün kardeşim İbrahim’le başka bir Türk Filmi seyrettik ama haftaiçinde Ziya’yla seyretitğimiz “Hayattan Korkma” filmini tavsiye etmeden yazıyı sonlandırmak istemedim. Bu film ben askerdeyken mi çekildi, hangi ara sinemalarda gösterildi bilmiyorum. Ben ilk defa seyrettim, çok da keyif aldım. Sıcacık bir Ege filmi “Hayattan Korkma” Türk insanının, Ege’deki mahalle komşularının, bizim köylü insanımızın dostluğunu, kardeşliğini birebir hissedebilmek istiyorsanız ilk fırsatta Hayattan Korkma’yı seyredin :)

Yine Bir 26 Haziran

Her seferinde 1 yıl daha “kocamış” olsak da Allah yokluğunu göstermesin 26 Haziranların :)

24 Haziran’da EFE‘nin sürpriz kutlamasıyla başlayan 26 Haziran festivali, benimle aynı gün doğan Ozan‘la bir araya gelmemizle devam etti, İlknur ve Fatih‘in bizim eve sürpriz baskınıyla son buldu :) Ebruların Sultanı “27 yılı devirdin, doğum günü mü kutluyorsun hala utanmadan” demesine rağmen işte seven sayan arkadaşların ve ailemin organizayonları sayesinde yine dolu dolu geçti. Napsaydım yani?

Şaka bir yana, doğum günleri çok önemli benim için. Askerdeyken mecburi olarak doğum gününü kutlayamadım çoğu arkadaşımın. Askerden döndükten sonra da bir iki arkadaşımın mutlu günlerini kutlayamadım. Zaten dikkat ettim, onlar da beni aramadılar :)

Gündem yoğun, kafa karışık, geleceğe not düşmek adına arayan soran her arkadaşa buradan teşekkür edecektim ama hepsine tek tek geri döndüm nasıl olsa.

Asıl hazırlık e-vren günlüğü’nün yıldönümü için. 27 Temmuz sizi bana, beni size kavuşturan ilk gün.

HÜSS, 6 Yılı Geride Bıraktı

Daha çok küçüksün çocuk. Henüz bir çocuksun. Fotoğraflarına baktığımda hala aynısın. Gün gelecek, tıpkı Ziya ve İbrahim amcalarının çocukluk fotoğraflarına bakamadığım gibi, senin de bu binlerce fotoğrafına bakamayacağım.

İbrahim Amcan -hani hala bizim küçük EFE’miz- ilkokuldayken “Tohumlar Fidana” şarkısını söylerdi. Gizli gizli ağlardım. Onun o çocuksu sesi -çok iyi biliyordum ki- bir daha duyamayacağım bir sesti. EFE büyüdü, söylediği şarkının sözlerindeki gibi tohumlar fidana, fidanlar ağaca döndü. Şimdi ne İbrahim amcan o şarkıyı söylüyor ne de ben o günleri geri getirebiliyorum.

Sen de büyüyorsun. Masumiyetimizden, çocukluğumuzdan bir şeyler yitirerek sözde “kocaman” oluyoruz. Bütün bu fotoğraflar, yazılar sana en güzel hatıra çocuk. Şimdiki gibi yanında olamayacağız yarınlarda. Amcalarının yüreğinde nasıl bir yerdeymişsin gör diye, Doğum Günün Kutlu Olsun babamın adı Hüseyin, bizim minik Hüss!