HÜSS’ü Alıp Geliyorum :)

Yağmur yağıyor Aydın’a şu an. Balkondaki çamaşırlar ıslanmış. Annem telaşlarda :)

Aydın’a döndüğümden beri Seda’yla ilk defa az önce konuştum telefonla. Biraz olsun kendine gelmiş. Cumartesi köye geleceğimi söyledim. “Hüss’e söyle” dedim, “yemek yemezse gelmeyeceğim.”

Yengem Pazar günü dönüşte Hüss’ü Aydın’a götürmemi söyledi. Köyde hava çok soğuk, hasta olmasından korkuyor. Çok mutluyum, yeniden Hüss…

3 haftalık aradan sonra yarın ingilizce kursum yeniden başlıyor. İngilizceden de nasibimi alacağım sanırım.

Birkaç saat sonra Nisan MisAfiR KaLeMim Mustafa‘nın yazısı yayına giriyor. Onun adından çok bahsetmişimdir bazı yazılarımda. “Ellerine sağlık” dedirtecek son derece anlamlı bir yazı yazmış. Çok konuştuk, çok bekledik. Mustafa’m görücüye çıkıyor, hadi bakalım.

Adnan Menderes Bulvarı‘nı bilmem kaç milyonuncu kez arşınlarken Aykut Bey(!)leri fırçalamayı da ihmal etmedim. Beni aramayan sormayan, ihmal eden dostlarım, böyle durumlarda başlarına gelecekleri çok iyi bilirler. Saat 21:00. Şu sıralar Aykut’un gelmesi gerekiyor :) {Laftan, sözden, cep mesajından, epostadan, tehditten anlamayanın sanal alemde afişe edilmesi kaçınılmazdır. Ey Aykut bu taş, hayatımdaki sen ve senin gibiler için!}

PROTESTO EDİYORUM!

Bu Ramazan, Aydın‘da hiçbir belirti yok. Belediyemiz derin bir uykuda. Aydın’ın kurtuluşu 7 Eylül‘ü Deniz SEKİ ve Yeşim SALKIM‘a 5-10 şarkı okutturarak, 20-30 havai fişek patlattırarak kutlayan Aydın Belediyesi, zannediyorum bütçesini fazla aştı ki, Ramazan’da dinlenmeyi tercih etti. Biz Bulvar’da, Atatürk meydanında, Sevgi Yolunda, Yağcılariçi sokağında Ramazan’ı görmek, yaşamak istiyoruz. Hem de şimdi istiyoruz, yerel seçimlere 10 kala değil!

Çok uzakta değil, hemen yanıbaşımızdaki Denizli’de belediyenin Ramazan için şehri baştan sona süslediği, bir Ramazan sokağı kurduğu haberlerini alınca Aydın Belediyesi’ne kızmamak, Denizli halkını da kıskanmamak elde değil. Oysa hemen hemen bütün şehirlerde Ramazan için aylar öncesinden hazırlıklar başlıyor. Halk, Ramazan’ın manevi havasını iyice tatsın, yaşasın diye sokaklar, caddeler, meydanlar 11 Ayın Sultanı’na yaraşır şekilde hazırlanıyor. Ramazan sokakları kuruluyor, iftar çadırları açılıyor, Orta oyunları, gölge oyunları, macunlar, dövme dondurmalar, şerbetler dört bir tarafı dolduruyor. İnsanlar sokaklarda iftarını açıp, gönlünce eğlenebiliyor.

Bu yıl uğramadı Aydın’a Ramazan :( Seni protesto ediyorum Aydın Belediyesi!

YENİ BİR…

Bana ait olmayan bir rol biçildi, üzerimde emanet durdu. Gönlümden geçenlerle gönlünden geçenler öyle bir çatıştı ki yirmidört saatlik bir kabus yaşandı. Şimdi buraya yazmadıklarım ömrüm boyunca saklayacağım bir sır olarak kaldı. İki yürek arasında konuşulanlar, koca bir dünyayı yerle bir etti de herkesin duası her şeye rağmen gerçek oldu. Gün gelir, devran döner burada duaların yansıması yazılır elbet…

Üç ay boyunca hazırlanılan yüksek lisans mülakatları fırtına gibi gelip geçti. Yüzlerce üniversite mezunu, gönüllerindeki hayaller, umutlar; dillerindeki dualarla birer birer jüri önünde ter döktü. Moraller bozuldu,umutsuzluğa düşüldü, başlar öne eğildi… Şimdi herkes sustu da, pazartesi açıklanacak sonuçları beklemeye koyuldu.

Dünyadan ilişiğimin kesildiği gecenin sabahında ailemin de ısrarıyla gözümü Kuşadası‘nda açtım. Kardeşim Efe’m karşıladı beni. Bütün gün çağrılara cevap vermedim, mesajları yanıtlamadım, en sonunda telefonumu kapattım. Belma Hanım‘la Öykü Gününe katıldım, İlçe Kütüphanesi’nde şairlerle tanıştım, denizi seyrettim, bol bol yürüdüm ve Ekim ayında e-vren günlüğü’nü MisAfiR KaLeM olarak şereflendirecek dostum, kardeşim Murat‘la sabaha kadar sohbet ettim. Ayrıca Murat’ın birkaç poz fotoğrafını da çektik ki, Ekim’deki muhteşem yazısını o karizmatik tebessümüyle süsleyelim istedik.

Efem’le başbaşa yediğimiz yemekler, sohbetler, yürüyüşler… Belma Hanım’ın beni Öykü Günleri davetlileriyle tanıştırması, şen şakrak sohbetleri… Murat’la klinik nöbetinde başbaşa içtiğimiz çaylar, sabaha kadar ettiğimiz doyumsuz sohbetler, ancak iki dostun yapabildiği paylaşımlar… Bunca gerginliğin üzerine sünger çekti her biri, geçti gitti bütün huzursuzluklar…

Bugün öğleye doğru Aydın’a döndüm kardeşimle. Mülakatların stresinden parmağımda çıkan yaranın kanamasını durduramayınca soluğu acil serviste aldık. Yapılan müdahaleye rağmen durmayan kanama sonucu ikinci bir defa daha acil servisin yolunu tuttuk. İnsanın neresi acıyorsa canı oradadır derler ya, acil servisin insanı ürperten atmosferinde ölüp ölüp dirildim.

Ve anladım ki her şeyden önemlisi insanın kendi sağlığı… Sınav streslerinin, zorla verilmeye çalışılan rollerin, saatlerce süren psikolojik baskının birer faturası bugün ve bugüne kadar yaşadığım rahatsızlıklar. Kalkıp kimse bunun hesabını vermeyecek, insan üzüldüğüyle, yıprandığıyla kalacak. Demek ki güçlüye karşı güçlü olmak durumunda insanoğlu. Ne olursa olsun başı dik olmalı, kilitlenip kalmamalı bir başka bedenin karşısında.

GÜZEL AYDIN VADİSİ

Aydın’ın Kurtuluşu 7 Eylül etkinlikleri çerçevesinde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, ilk defa misafirlerini ağırlayan muhteşem Aydın manzaralı Aytepe Anfi Tiyatro’daydı. Senfoni orkestrası Şefi’nin söylediğine göre tarihlerinde bir ilk’i gerçekleştiriyorlardı. 7 Eylül’ün hem Aydın’ın Kurtuluş günü olması hem de Berat Kandili gecesine denk gelmesi sebebiyle İlahileri ve Ege Türkülerini ilk defa birlikte seslendireceklerdi. Yaklaşık 2 saat boyunca doyumsuz bir müzik dinletisi yaşattılar bize.

Ancak çok daha önemli bir detay vardı ki, konsere katılan bütün davetlilerin nutku tutuldu. Aydın Belediyesi, her organizasyonunda olduğu gibi bunda da “küçük pürüzler”i ihmal etmemişti. Orkestra elemanlarının yerleştirileceği otel berbat bir durumdaydı, bayan sanatçılara -orkestra şefinin tabiriyle- “cinayet işletecek” hakaretler edilmişti. Bunun üzerine İstanbul’dan bizim için gelen sanatçılar geceyi dışarıda geçirerek bizim karşımıza çıkmışlardı. Bütün bunları orkestra şefi, konserin başında öyle kibar bir üslupla dile getirdi ki, bütün davetlileri yerin dibine soktu. İyi de etti!

KURTULUŞ HAFTASI

Bugün 1 Eylül itibariyle Ege’nin medeniyetler beşiği Aydın‘da Kurtuluş Haftasına girmiş bulunuyoruz.

Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluşunun resmi tarihi 7 Eylül‘e kadar küçüklü büyüklü pek çok etkinlik gerçekleştiriliyor. Ama son yıllarda en büyük organizasyonları Aydın Belediyesi yapıyor.

Dördüncü Altın İncir Kültür ve Sanat Festivali‘ni bu yıl farklı kılan ise şüphesiz “Güzel Aydın Vadisi Projesi” ile kapsamında inşa edilen ve Aydınlıların heyecanla beklediği Aytepe Anfi Tiyatro‘da gerçekleştirilecek olan senfoni orkestrası konseri. Aydın, her Eylül ayının ilk haftası olduğu gibi bu yıl da meydanlarda olacak.

GÖÇMEN HAYATLAR

{Evren’in Aydın Life Dergisi Eylül sayısındaki yazısıdır}

1940’ların sonu, 1950’lilerin başıdır. Bulgaristan’da yaşam, Türkler için iyice zorlaşmıştır. Çoluk çocuk çalışıp çabalayarak elde ettikleri ekinlerin ve kazançların çoğu devlet tarafından alınmakta, kendilerine çok az bir kısmı bırakılmaktadır. Bulgaristan Türklerinin gözü artık doğuda, Türkiye’dedir. Continue reading →

GÖÇMEN HAYATLARA DAİR

O’na biz Hatice Nine diyoruz. Çocukluğumdan beri yaşamımda olan, gurbetin insanı… Kendimi bildim bileli Hatice Nine, örgü örerdi ve gözleri hep az görürdü. Ramazan iftarlarında bizim soframızın vazgeçilmez isimlerinden biriydi. Uzun bir aradan sonra dün kendisini ziyaret ettim. Aydın Life dergisinin 3. sayısı için Aydınlılarca pek bilinmeyen Göçmen Mahallesi hakkında bir yazı yazacaktım ve bu mahallenin tarihini, onun en eski sakinlerinden dinlemek istedim. Çaldığım ilk kapı Hatice Nineydi. O’nun yaşam hikayesi öylesine etkileyiciydi ki, ikinci bir kapıyı çalmaya gerek duymadım. Programım değişmişti. Üçüncü sayının konusu Göçmen mahallesi’nin 90’lık sakini Hatice Nine’nin “”göçmen hayatı” olacaktı.

Bu gün ailecek tekrar ziyaretine gittik, dergi için fotoğraflarını çektik. Hatice Nine’nin hüzün dolu hikayesini Eylül’de {buradan} okuyabilirsiniz.