Kalabalık Hayatlarda Benim Yerim Yok!

Haksızlığa uğratıldığını düşünüyorsun, tepkilerinden anladığım bu. Ne hissettiğinle ilgili yapabileceğim bir şey yok. Kimin kardeşi, kimin arkadaşı, kimin sevgilisi, kimin dostu olduğuna karar vermek gerekiyor. Bunlara karar veremiyorsan kimlerin senin kardeşin, dostun, sevgilin, arkadaşın olduğuna/olabileceğine bakmak gerekiyor.

Kalabalık hayatlarda benim yerim yok. Bunlar sana anlamsız geliyorsa benim dünyam böyle anlamsız işte. Bunun için de yapabileceğim bir şey yok.

Herkese takındığın üslubu bana da takınıyorsan burada hoşa gitmeyen bir sorun var demektir. Herkesin Yunus’unu değil, ben kendi Emre’mi yaşamaya bakarım. İşte sen buna engel oluyorsan asıl o zaman gerilirim. Güçlüysen bunların benim yanımda hiçbir ifadesi yok; sana yüklediğim anlam önemli benim için. Ben, karşımdaki isterse değil “ben” istersem görüşürüm. Evime gelmen, yoluma çıkman hiçbir şeyi değiştirmez. Sen hâlâ bir oyunun içindesin. Ben söyleyip söyleyebileceklerimi yazdım vaktinde, daha da fazlası yok bende: Haksız{lık} Ey Dost!

Eğer ki “hiçbir şeyim yok” diyorsan şu an ki ruh halini anlayamam. Açıkçası söylenmeyen ve yazılmayan hiçbir şey anlatılmış olmaz. Ha geriye bir tek fotoğrafını çekmek kalır ki yazmayan ve söylemeyen birinin bunu yapması daha da zor. Söylemezsen bilemem ama altın kafeste de yaşansa aşk, zor zor zor. İster seven ol, ister sevilen… İşte kabullenmediğin ya da farkına varamadığın bir ruh hali, bir sıkıntı varsa ben bunu çok iyi anlayabiliyorum.

Düğün Fotoğraflarının Sihri

Düğün fotoğrafları son zamanlarda dikkatimi çekmeye başlar oldu. Bunda en büyük pay Ziya‘nın en yakın arkadaşının düğünü için benden fotoğraflarını çekmemi rica etmesiydi. Teklif bana gelene kadar, Ziya’nın arkadaşı İstanbul’dan Ankara’dan birkaç profesyonel düğün fotoğrafçısına ulaşmış; uçak parası, konaklama, yeme içme giderleri vs derken 2 Bin TL’ye yakın fiyatlarla karşılaşmıştı. Bense şu ana kadar sadece asker arkadaşım Evren‘in birkaç düğün fotoğrafını çekmiştim. Zaten o da düğün esnasında ve standart 18-55 mm objektifle çekilmişti.

Ama ancakoyuncak, çekilmezsin çek beni hayat gibi aklımda her zaman fotoğraf projeleri vardı, çok yakın arkadaşlarımın düğün fotoğraflarını çekmek de planlarımın arasında yer alıyordu. Geçen yıllarda evlenen ama bir aksilikle düğününe katılamadığım sınıf arkadaşım Müberra‘nın sabahtan akşama kadar ki tüm fotoğraflarını çekmeyi planlıyordum. Sonra da fotoğraflarını ona düğün hediyesi olarak verecektim. Böylece Mübo, koleksiyonumdaki ilk gelin fotoğrafının modeli olacaktı ;) En yakın dostlarımdan Eray ise tepeden tırnağa fotoğraflamanın hayalini kurduğum ilk damat modelim olacaktı. Düğününü KPSS’nin hemen ertesi günü yapınca Burdur’daki düğününe katılamamıştım. İlk kez Eray’da gerçekleştirmeyi planladığım “hazırlık aşaması çekimleri”nin çok da programlanmamış benzerini kardeşim Ziya’nın akşamki nişanına hazırlığında birkaç poz çekerek denemeye çalıştım.

Tekrar en baştaki konuya dönecek olursam, Ziya’nın arkadaşının teklifini biraz naza aldığımı itiraf etmeliyim. Kendisine “objektifime güvenmediğimi” söylemiştim, evet bu konuda dürüsttüm. Yıllarca 18-55mm kit objektif kullanırken büyük bir heyecanla aldığım Canon 50mm f:1.8 gelin-damat çekimleri için -bana göre- yeterli değildi. 85mm bir objektif düğün çekimlerinde bu tarz bir endişeyi en aza indirebilecek en ideal lens; ancak şimdilik benim için alınması biraz beklemesi gereken de bir lens ;) Hayatta 1 kez yaşanan böylesi bir günün fotoğraf çekimlerini profesyonel anlamda üstelik para karşılığında yapacak olmak benim için riskliydi. Ortaya çıkacak fotoğraflar sonucu öncelikle kardeşimi en yakın arkadaşına karşı mahcup etmek istemezdim. Onu, düğün fotoğraflarını çekmesi için Haydar‘a yönlendirdim ama Haydar’ın vizeleriyle düğün tarihi çakışınca Ziya’nın arkadaşı için yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. Neyse, İzmir’den ayrı bir bayan fotoğrafçı bulunmuş, 1500 TL’ye anlaşılmış ve düğün fotoğrafları çekilmiş. Çekimi gerçekleştiren bayan, profesyonel anlamda düğün fotoğrafçılığıyla ilgileniyor ve göz alıcı bir web siteye de sahip. Portfolyosu dudak uçuklatan cinsten. Mesele bu da değil. Mesele, düğün fotoğraflarını gördükten sonra ortaya çıkıyor. Zaten bu yazıyı yazma amacım da o 1500 TL’lik düğün fotoğraflarını görünce şekillendi.

Ziya’yla en yakın arkadaşının düğün fotoğraflarını değerlendirirken şunu anladım ki hayatımız için nadir anları, böylesi özel organizasyonları ölümsüzleştirmeyi gerçekten profesyonel ellere bırakmak gerekiyor ama profesyonel eller bazen binlerce TL ödediğimiz kişiler olmayabiliyor ;) Ortaya çıkan fotoğrafları ben pek beğenmemiştim. Ticari kaygılarla yapılan, gelin ve damatla ruhsal ilişki kurulmadan deklanşöre basılarak çekilen fotoğraflar nedense amatörce duruyordu. Düğün fotoğraflarının ne geleneksel stüdyo fotoğrafçılarına ne de düğün salonundaki şipşakçılara emanet edilemeyecek kadar özel olduğunu düşünen tek ben değilim biliyorum. Bu yüzden o fotoğrafları çekecek kişinin, gelin veya damadın hatta her ikisinin de yakın arkadaşı olması gerektiğini düşünüyorum. Onların o özel gecesinin önemini kavrayan, genç çiftlerin ruh dünyalarıyla samimi bir iletişime geçebilen bir fotoğrfaçının ancak harikalar yaratabileceğine inanıyorum. Ben, bu olaylar silsilesinden böyle bir sonuca vardım.

Yukarıdaki fotoğraf Ziya ve Deniz‘in nişan günü herhangi bir ayarlanma yapılmadan hatta nişan sahibi biri olarak büyük bir stres altında özen(e)meden çektiğim bir kare. Buradan çıkardığım sonuç da ev sahibi olduğun bir organizasyonda özene bezene fotoğraf çekimi yapmak en son yapacağın iş olmalı. Bu sonuca varınca Ziya’nın düğün fotoğrafları için şimdiden Haydar’dan söz almak gerektiğine karar verdim.

Düğün fotoğrafçılığında özellikle “belgesel”  tadında kendimce fikirlerim var, ileri zaman projelerimden biri bu. Ama bu hiçbir zaman “aman Evren çeksin, ne olur o çeksin, kaç paraysa verelim” tarzında yaklaşan gelin ve damatlar üzerinde gerçekleştireceğim bir proje değil. En yakın arkadaşlarımdan başlayarak bu projeyi hayata geçirmeyi, arşivimde içime sinmeyen çalışmaların olmamasını istiyorum. 

Ayrıca fotoğraf üzerine böyle bir yazı yazmışken son olarak iki kişiden de bahsetmek istiyorum. Fotoğraf bilgisine hayran olduğum Murat EREN‘in blogunu size tavsiye edebilirim. Eklediği her fotoğrafı heyecanla tıkladığım bir isim var ki gerçekten amatör ama profesyonel olmaması için hiçbir bahanesi yok. Cep telefonu kamerasıyla bile fotoğraf çekse harikalar yaratır dediğim Servet TETİK‘in flickr’daki porfolyosunu da zevkle inceleyeceğinize eminim ;) Özellikle Servet, iyi fotoğraf için çok pahalı veya kocaman objektifli havalı fotoğraf makineleri kullanmaya gerek olmadığını anlamamı sağladı. İşin sırrı kesinlikle “görsel zeka”da. Öyle ki fotoğrafın nerede olduğunu görmek, hangi açıdan çekileceğini bilmek ve fotoşop sayesinde fotoğrafta inanılmaz renk ışık ahengi sağlamak tamamen yaratıcı görsel zekayla alakalı.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Asker Heyecanı

Biz Ramazan heyecanı içerisindeyken birden kendimizi yeğenim Çağrı‘nın askerlik heyecanı içinde bulduk. Dün akşam Safiye Sultan kendi elleriyle yeğeninin asker kınası yaktı; biz de âdettir ;) Çağrı’nın askerliği de benimki gibi çok ansızın ve telaş içinde oldu. Sanırım bu pek çok kısa dönem askerin başına gelen bir durum ;) KPSS dehâsı, beden eğitimi öğretmeni adayı Çağrı’nın beklenmedik askerlik görevi Ramazan’ın ilk günü bambaşka diyarlarda başlıyor. Bugün saat 14’te resmen açıklanacak KPSS puanını öğrendikten sonra yola çıkacak olan yeğenimin asker ocağında öğretmen olarak atanacağını ümit ediyoruz ;)

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Ramazan’a Acil İhtiyaç Var!

Kişisel bir web günlüğünün de sosyal sorumlulukları vardır. Bu yüzden geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bir sivil toplum kuruluşuna blog aracılığıyla destek sağlamaya devam etti e-vren günlüğü. 2010-2011 döneminde Acil ihtiyaç Projesi (AİP) Vakfı’nı seçmesinin en büyük sebebi vakfın samimiliği ve şeffaflığıydı. Türkiye gibi bir yerde bir sivil toplum kuruluşundan en çok beklenen şeffaflık ve hesap verebilirlik oluyor. En azından ben kendim buna dikkat ediyorum. AİP, kendisine yardımda bulunan herkesi {şurada}, yardım sevkiyatlarını {şurada}, tüm faaliyet raporlarını da {şurada} gönül rahatlığıyla paylaşıyor. Zaten olması gereken de bu.

Her yıl hasretle beklediğimiz Ramazan ayı iki gece sonra tüm ihtişamıyla yeryüzüne inmeye hazırlanıyorken AİP Vakfı da Ramazan’da yoksullara yardımseverler adına yardım ulaştırmak adına kolları sıvadı.  Bu yılki yardımları erzak, nakdi ve fitre / zekat olmak üzere üç farklı şekilde kabul etmeye başladı. 2010 Ramazanı için AİP Vakfı aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmayı düşünürseniz {şu} bağlantıdan bütün detaylara erişmeniz mümkün.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Bıyıklı Bağarası Bıyıksız Söke ;)

13 saatliğine Aydın’dan ayrıldım bugün.

İlk durağım Bıyıklı‘ydı. Yıllardır Bıyıklı ve Bağarası‘nı aynı yerler zannederdim. Suç bende değil, çocukluğumdan beri üzerinde Bıyıklı-Bağarası yazan dolmuşlarda ve ikisini beraber söyleyip duran büyüklerimde ;) Meğer ikisi birbirinden ayrı yerleşkelermiş ;) Bıyıklı’dan sonra Bağarası’nda da 15-20 dk. oyalandım. Bunu da tarihe not düşüyorum ;)

Sonraki durağım Söke‘ydi. Sınıf arkadaşım Ahmet‘i ziyaret ettim; blog vasıtasıyla uzun süredir tanıdığım blog yazarı Onur Şendere ile internetteki tanışıklığı gerçekliğe taşıdık. Söke’nin Atatürk Parkı’nda asker muhabbetini aratmayan uzunlukta blog sohbeti ettik ;)

Bu arada dün gece Ziya‘nın modelliği sayesinde ne zamandır aklımda olan fotoğraf klonlamayı gerçekleştirdim. İlk denemeye göre benim için heyecan verici ve sonuç çok eğlenceli. En kısa zamanda küçük e-vren’ler de istiyorum ;)

 —-

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Haksız{lık} Ey Dost, Haksızlık!

[*]

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya kalp durur akıl unutur. Ben dostlarımı ruhumla severim. O, ne durur  ne de unutur.

diyor Hz. Mevlana. Aklımdan çıkarmış gibi görünsem de kalpsiz gibi sanılsam da ruhum izin vermiyor sevdasıyla gönlüme kazınan dostların gidişine.

Bir tercih yapmalarını bekliyorum dostlardan. Ve onlar tercihlerini yapmıyorlarsa ben onların yerine bir tercihte bulunmak zorunda kalıyorum. Hayatımın merkezine aldıklarımı an geliyor hayatımın dışına taşıyorum. Gönlümdeki taht’a otururken “niçin?” diye sormayan dost, taht’tan indirilirken hangi hakla “neden?” diye sorar; anlayamıyorum.

[*] Fotoğraf ilk kez {şu yazı} için kullanıldı.
facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

 

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Asansördeki Recep İvedikler

Bu yazıyı yazmaya başlamadan az evvel şu an 11. sınıfa geçen delikanlı, yiğit ve çok başarılı bir öğrencim mesaj attı: Hep diyorum ya hocam, bir gün sizinle aynı okulda öğretmenlik yapacağız.Benim aslan öğrencim bunu hep söylüyordu yine söyledi; gönlüm titredi. Bir de dün üniversite tercihlerini onayladığımız bir öğrencim daha var. Kendisi okul birincisi oldu ve edebiyat öğretmeni olmak için can atıyor. Aynı şehirde ben edebiyat öğretmenliği o da edebiyat öğrenciliği yapacağız, hafta sonları da beraber kahvaltı edeceğiz; böyle bir hayalimiz var umutla beklediğimiz ;)

Öğleden sonra Safiye Sultan ve Ziya‘yla Aydın Devlet Hastanesi‘nde hasta ziyaretindeydik. 4. kata çıkmamız gerekiyordu ve annemin kalbi olduğu için asansöre bindik. Asansöre -2. kattan binen mavi kıyafetli hastane elemanlarının Recep İvedik’in iğrenç repliklerini aratmayan Continue reading →