e-günlük

Blog yazmaya yeni başlayacaklara önerilerim

E-günlük olarak tanımladığım blog yazmaya başlayalı tam 13 yıl 6 ay oldu. Gerçek anlamda günlük tutmaya ise 25 Ekim 1995 tarihinde başlamışım. Geçen gün, eski günlüklerimi tekrar elime alıp karıştırırken hatırladım. Defterde başlayıp internet ortamındaki bloğa uzanan günlük tutma maceramın ilk ateşini Çocuk Kalbi adlı eseriyle Edmondo De Amicis ateşlemiş. Bunu, yirmi dört yıl önce şu cümlelerle anlatmışım: “Böyle günlük yazmaya nasıl başladım, nerden ilham aldım biliyor musun? Çocuk Kalbi adlı kitaptan. Edmondo De Amicis yazarıydı. Bir çocuğun günlüğünde yazanları bir kitapta toplayıp anlatmış. Çok güzeldi ve bunun bana yararı çok oldu. Gerçekten kitap okumak çok yararlı ve insanlara bazı konularda çok yardımcı oluyor.”

Devamını Okuyun
e-günlük

Her Edebiyatçı, Edebiyat Mezunu Değil

Yanlış hatırlamıyorsam, henüz üniversite birinci sınıftaydım. Bir bayram günüydü, evlerine bayramlaşmaya gittiğimiz akrabamızın kızı hangi bölümde okuduğumu sorduğunda “Edebiyat” demiştim. “İyi de hangi edebiyat bölümü, mesela ben Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde okuyorum?” demişti. O gün o kızın uyarısıyla cevabımı “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü” diye düzeltmiştim. O gün bugündür de mezun olduğum bölümü söylerken buna hep dikkat ederim.

Devamını Okuyun
e-günlük, VideoBlog

Dilara Tan Ersözlü: İlk bloğum çocuğum gibiydi

Bloglarımız sayesinde 2008’de tanıştık Dilara’yla, yine aynı yıl bloğumda misafir kalem oldu. O dönem çok sık iletişimde olduğum, ilk blog yazarı arkadaşlarımdandı. Hatta şu an WordPress kullanıyorsam Dilara’nın yıllar önceki ısrarı sayesindedir. 2005 yılında yazmaya başladığı bloğu edpharos.com, on yıllık bir sürecin sonunda yanlışlıkla silinince rotayı YouTube‘a ve Instagram’a çevirdi. Ama blog tutkusu ağır bastı ve birkaç yılın ardından bu kez genç bir anne olarak icimdekianne.com bloğunu açtı. Dilara’yla Eylül 2018’de YouTube canlı yayını yaptık ancak hemen ardından sağlık sorunlarım ortaya çıkınca canlı yayın kaydını montajlayıp burada paylaşabilmem dört ayı buldu. Devamını Okuyun

e-günlük

Çok okumak mı az ama nitelikli okumak mı?

Benim için zor bir yılı geride bırakıyorum. Yaşadığım sağlık sorunlarını saymazsam, 2018 kültürel anlamda oldukça verimli geçti. Yılın neredeyse her haftasını devlet ve şehir tiyatrolarının oyunlarını seyrederek geçirdim. Okuma deneyimi açısından da verimli bir yıl geçirdiğimi zannediyordum ancak her yıl olduğu gibi bu yıl da okuduğum kitap sayısı ile toplam sayfa sayısını hesaplayınca 2017’nin gerisinde kaldığımı görüp şaşırdım.  Devamını Okuyun

e-günlük

Meğer beni kaybediyormuşum

Altı yıldan fazla süredir yaşadığım İstanbul’dan ilk defa bu kadar uzun süredir ayrıyım, uzaktayım. Doktorumun ifadesine göre normal bir insana yüklenemeyecek derecede antibiyotik tedavisi gördüm. 21 günden fazla sürdü, bütün dengem alt üst oldu.  Devamını Okuyun

e-günlük

Yazmak için neyi bekliyorum?

Bu soruyu defalarca sordum kendime. En son haziranda blog yazısı yazıp bırakmışım. Yaklaşık dört aydır içimden yeni bir yazı yazma isteği gelmemiş. Bunun sebebini zaman zaman sorguladım. Uzun süredir kendimi herhangi bir şeye zorlamıyorum, blog için de geçerli bu. Bloğumu kapatmadım, blog yazarlığından vazgeçmedim. Elbet vakti geldiğinde, “canım istediğinde” yazacaktım. Şu an olduğu gibi öyle de oldu. Ama bu yazıyı yazmayı nasıl ki haftalarca ertelediysem bugün yazmaya başlamam da öyle kolay olmadı. Bilgisayarın başına oturmadan önce kendime birçok bahane buldum, aç değilken atıştırdım, akşam seyredebileceğim filmi seyretmeye başladım, filmi yarıda bırakıp düzenlemem gereken bir şeyleri düzenlemeye kalktım. Çayımı da hazır edip öyle yazmaya başlayayım deyip birkaç dakika daha öteledim yazmayı. Ama işte buradayım, eğer yazmaya karar verdiysem ne kadar kaçarsam kaçayım, ne kadar ertelersem erteleyeyim o yazı eninde sonunda yazılır. Devamını Okuyun

e-günlük

Kredi kartı slibimden bütün bilgilerime ulaşan esnaf

Ayakkabı almak için geçen hafta İstanbul’un bir ilçesindeki küçük bir ayakkabıcıya girdim. Dükkan sahibi beni görünce büyük bir ilgiyle ayağa kalkıp yardımcı olmaya başladı. Aradığım ayakkabı modelini bulamayıp dükkandan ayrılmak üzereydim ki ayakkabıcı “Evren Bey, bu arada ben sizi epey araştırdım.” dedi. Kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım, adama adımı söylemediğimden emindim. Ama o, sadece adımı değil nerede yaşadığımı, ne iş yaptığımı ve bütün sosyal ağ hesaplarımı biliyordu. Hatta kısa bir süre önce sosyal ağlardan beni takibe bile almıştı.  Devamını Okuyun