Browsing Tag

sinema

e-günlük

Testere 5 ve Geriye Dönüş

Yahya Kemal Beyatlı ile başlayıp sıradan bir şekilde devam eden bir cuma’nın sonuna doğru Hüss‘ün teklifiyle akşam yemeğini amca-yeğen dışarıda yeme kararı aldık. Yola çıkarken nereye gideceğimiz belliydi de Hüss her zamanki kararsızlığıyla yol boyunca pizza mı hamburger mi pide mi yiyeceğimizi tartıştı durdu. En iyi karar ilk alınan karardır deyip karnımızı patates kızartmasıyla doyurduk. Hem öyle olunca bir de oyuncak filimiz oldu :) {Film değil fil}

Hemen sonrasında sözleştiğimiz üzere Sevil‘le buluşmak için yola koyuldum. Testere’nin ilkini Sevil’in önerisi üzerine onun verdiği CD’den seyretmiştim. Yıllar yıllar önceydi, hiç unutmuyorum. Üzerine 4 seri daha çekildi ve nihayet 5. seriyi Sevil’le seyretmek kısmet oldu.

Testere 5 Nasıl Bir Şey?

6. seri yolda, ilk bunu söyleyebilirim. 2. seriyi seyrettiğimde de bunu söylemiştim, 3’ü ve 4’ü seyrettiğimde de. Bitmek bilmeyen ve her seferinde yeniden başlayan bir oyun Testere. Sapıklık, mazoşistlik, sadizm filmin 5 serisinde diz boyu olsa da bu filmin harika bir zeka ürünü olduğu tartışılmaz bir gerçek. 

Testere’nin 5. serisinin eleştirisini kabaca yapmak gerekirse şunu söyleyebilirim: Önceki 4 bölümdekine nazaran daha az işkence ve gerilim mevcut. Ama yine aynı başlıyor, aynı ilerliyor olaylar. Yine oyun içinde oyun var ama bu seride olaya/hikayeye daha çok yer verilmiş. Dördüncü seriye benzer bir hikaye mevcut bu seride. Olayların nasıl bu noktaya geldiği anlatılıyor. Ve sonuçtan anlaşılıyor ki “oyun asıl bundan sonra başlıyor :)”

Testere’nin sonrası Vardar Pastanesindeydik. O işkence görüntülerden sonra “Hayat ne güzel yahu” dedik. Gece 00’i geçiyordu kalktığımızda, öyle ki kepenkleri indirmeseler daha kalkacağımız yoktu :) Sevil pazartesi İngiltere’ye gidiyor. Bu bir veda görüşemsiydi bizim için. Testere 6’da yeniden görüşmek dileğiye…

e-günlük

Facebook Eleştirisi

Hani hiç sırasını bozmadan “siyah-beyaz, az-çok, aşağı-yukarı, iyi-kötü, zengin-fakir” diyoruz ya. Bu beni çok mahsunlaştırıyor :( Beyaz-siyah demek istiyorum ben! Sonra aşağı-yukarı değil de yukarı-aşağı demek istiyorum. Çok-az, fakir-zengin de diyebilmeliyim. Bu özgürlüğü vermeli bana Türk Dil Kurumu! Ya da buna kim karar veriyorsa :)

Facebook‘ta “e-vren günlüğü” profili açmamı hala eleştirenler varken dün orada ilk defa yazıştığım bir kardeşim bana öyle şeyler yazdı ki, facebook profilini açmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kere daha görmüş oldum. Sosyal Bilgiler öğretmenliği 3. sınıf öğencisi Tekin, “Evren abi, 3-4 aydır seni takip ediyorum. Hiçbir yazına yorum yapmadım çünkü bütün yorumlara tek tek yanıt verdiğini bildiğim için seni yormak istemedim. Bu sebeple yorum yapmamak bana daha doğru geldi” diye yazdı. En başta çok duygulandım. Gerçekten sizden çok şey öğreniyorum bu paylaşımlarda. Böylesine ince bir düşünce hiç aklıma gelmezdi. Kimbilir daha ne hikayeler var burada, orada, sizde… En baştaki cümleye geri dönüyorum: Bu facebook konusuna son kez değiniyorum. Sevgili Tekin gibi beni ısrarla okuyanlar var ben onları facebook profili sayesinde öğrenebildim. Her ziyaretçiden bir boy bir portre fotoğraf isteyip, “sizi görmek istiyorum” diyemem herhalde :) Hem ayrıca sayısı binleri bulan e-vren günlüğü ziyaretçilerinden şu an sadece 152’si e-vren günlüğü facebook‘ta :)

Bugün kardeşim İbrahim’le başka bir Türk Filmi seyrettik ama haftaiçinde Ziya’yla seyretitğimiz “Hayattan Korkma” filmini tavsiye etmeden yazıyı sonlandırmak istemedim. Bu film ben askerdeyken mi çekildi, hangi ara sinemalarda gösterildi bilmiyorum. Ben ilk defa seyrettim, çok da keyif aldım. Sıcacık bir Ege filmi “Hayattan Korkma” Türk insanının, Ege’deki mahalle komşularının, bizim köylü insanımızın dostluğunu, kardeşliğini birebir hissedebilmek istiyorsanız ilk fırsatta Hayattan Korkma’yı seyredin :)

e-günlük

Bizim Mahalleyi Mehteran Takımı Basarsa

Bu haftasonu mahalleyi uyandırma görevi hangi komşumuzdaysa işini çok ciddiye almış herhalde. Mehteran takımının sebebi bu olabilir mi? Haydin millet, aşka gelin, uyanın, coşun!

İmren ablaya sabah kahvaltısına gidecektik. Evrenler sabah geç kalkar, işimi garantiye alıp evlerinin önüne bir mehteran takımı yollayayım diye mi düşündü acaba?

Sağ bacağımda iki gündür tuhaf bir acı var, markete bile zor gidip geldim. Bu yüzden dayımların erik bahçesine gidemedim. Herkes orada. Ben bütün gün evde…

Garip Hareketi‘ni okumaya devam ediyorum. Bugün Mesnevi‘den hiç bölüm okumadım. İkinci Yeni Olayı kitabına da aylar var sanki. İlk defa iki kitap birden okuyorum, ondandır.

Şaziye‘nin Ankara’da çektiğim fotoğraflarını Flickr‘daki sayfama ekledim. İlk defa e-vren günlüğü facebook‘taki arkadaşlarla sohbet ettim. Çok güzel bir duyguydu. Sizi tanımaktan mutluluk duyuyorum.

Sıfır Dediğimde filmini seyrettik Ziya‘yla. Sonu olmayan, belirsiz biten modern Türk filmleri geleneği bozulmamış. Ama müzikler, görüntü efektleri ve özellikle Oktay Kaynarca‘nın ses tonu muh-te-şem bir hava katıyor filme.

Merak merak içinde kaldığım, seyretmek için can attığım Yumurta, büyük bir hayal kırıklığı yarattı bende. Güzel şeyler yazmak isterdim burada. Ben bir şey anlamadım.

Futbol için “modern savaş” demek pek de yanlış olmaz sanırım. Çek maçından sonra Türkler Tarih Yazdı, Çılgın Türkler, Türk Mucizesi gibi başlık atıyorsa yabancı basın… 1453 İstanbul’un fethinde bile Avrupa böyle değerlendirmemiştir başarımızı eminim. Bu arada Milli Takım maçını sadece insanlar seyrediyor sanırdım. Tek ilgi duyan biz değilmişiz. Gol atınca balkona çıkıp demirlere vurmak da ne oluyor! Sevincin de bir sınırı var değil mi?

e-günlük

McDonald’s, Hizmette Sınır Yok Der misin?

Neden “New Zealand”a “Yeni Zelanda” deriz de “New York”a “Yeni York” demeyiz acaba…

Yaşamın Kıyısında‘yı seyrettik bugün. Filmin dili Türkçe demişler, yalan! Tamamı Almanca neredeyse. Konusu da, diyalogları da, müziği de çok kötüydü. Sıkıntıdan patladım. Altın Portakal‘da neden tek bir ödüle layık görüldüğü anlaşılıyor. Anlamadığım, Almanya’da nasıl ödül aldığı.

Yapı Kredi Bankası’nın “Hizmette Sınır Yok” sloganı son reklamlarının ana sloganı. İyi de ben 444’lü numarayı arayıp işlem yaptırmak istiyorum, illa ki şubeye davet ediyorlar. Telefon bankacılığı şifresi alsam? Şubeye gelmeniz gerekiyor Evren Bey. İnternetten şu işlemi yapamıyorum? Şubeye buyrun. Canım çay çekti. Şubede ikram edelim. KPSS’den bu yaz kaç edebiyatçı atarlar? Gelin şubede birlikte karar verelim? Başka bir arzum yok. Güzel, en yakın şubemizden size yeni arzular bulalım.

Neden bütün kargo şirketleri paketi kapımıza kadar getirir de bir tek MNG‘nin elemanları bizi 4 kat aşağı kadar indirir? Hatta biraz geç inince bir de afra tafra yaparlar… Cık cık cık

McDonald’s Aydın şubesindeki şef bayan geçen akşam kaba kaba bağırıyordu. Ben bakınca o da bana dik dik baktı. McDonald’s, elemanlarına müşterilerle uzun göz teması kurma eğitimleri mi veriyor anlamadım. İçeride müşteriler varken altındaki elemana “hadi leeen” tarzında seslenmek şef olmanın bir gereği midir sorarım size :)

e-günlük

Testere Saw 4 Bilmecesi

Bahsini daha önce ettiğim yeni ingilizce kursuna dün sabah başladım. Saat 13’te kurstan çıkıp, saat 15’teki “Teröre Hayır” yürüyüşüne katıldım. İlknur, Ziya, Hüss oradaydık. Akşam da sinemaya bilet aldık. Aylardır büyük bir merakla beklediğim Testere serisinin 4. bölümünü seyretmek için sadece dakikalar kalmıştı :)

Testere öldü. Ama buna rağmen ardında yepyeni bir oyun bıraktı. Zaten filmin en ilgi çekici yanı da yine iç gıcıklayıcı bir sloganla girdi vizyona: Asıl Oyun Şimdi Başlıyor! İşkence görüntülerinin sinema teknolojisi ve insan zekasıyla bütünleştiği muhteşem bir seri Testere. Diğer bölümlerinde korkudan gözümü açamamıştım ama bu son bölümü gözümü kırpmadan seyretmeye karar vermiştim. Her bir bölüm, kendisinden önceki bölümden daha üst seviyede korkunç olunca SAW 4 için de beklentim oldukça fazlaydı. Daha çok oyun, daha çok işkence, daha çok bilmece ve zeka… Belki de fazla bir beklenti içinde olmaktan kaynaklanan bir “az beğenmişlik” içinde çıktım salondan. Diğerlerini korkudan seyredememişken, Testere 4’ü hiçbir karesini kaçırmadan seyretmiş olmak sanırım beni biraz rahatsız etti. Olaylar zinciri bir bir çözülüp, geçmiş bölümdeki soru işaretleri 4. seride açıklığa kavuşturulunca, “artık bundan daha fazlası olamaz” dedim. Oysa SAW’ın yönetmeninin dünya seyircisine yeni bir armağanı vardı: Asıl şimdi başlayan oyunuyla Saw 5! Benim için Testere, seyrettiğim en muhteşem gerilim filmi. Merak uyandırıcı, insanı kitleyen, zekasına hayran bırakan ve aslında iyi ile kötünün sorgulamasını yapıp burada verilmeyip öbür tarafa kalan ilahi cezalarımızın azabını düşündürten akıl almaz sinema şöleni.

e-günlük

TESTERE GERİ DÖNÜYOR!

Şüphesiz dünya sinema tarihinin en korkunç filmlerinden biri Testere. Ve bir solukta seyredilip devamı da beklenen serilerden biri… Testere 3‘ü seyrettikten sonra Testere 4‘ün de çekileceğini [anlamıştım.] Büyük bir merakla beklediğim dünyanın en korkunç filminin 4. seri fragmanı YouTube’ta yayınlanmaya başladı. Testere, bütün vahşeti ve heyecanıyla dördüncü kez beyaz perdeye geri dönmeye hazırlanıyor. 

Bugüne kadar seyredip de etkisinde en çok kaldığım ve senaryodaki zekaya hayran kaldığım ender filmlerden olan Testere’yi ilk “öylesine bir film” olarak Sevil‘in sayesinde bilgisayarda seyretmiştim yıllar önce. Filmin ikinci serisini de Haktan‘ın bilgisayarından seyretmek kısmet olmuştu. Üçüncü seriyi sinemada seyretmeliydim mutlaka. Görüntüler öylesine korkunçtu ki para verip de “korkudan bakamayarak” seyrettiğim tek film oldu :) Ekim ayının son haftası Amerika’da gösterime girecek olan Testere 4’ün ilk 4 dakikası internette dolaşmaya başladı bile. Dört dakikalık bu görüntüler, Saw’ın ününe yakışır yeni bir seriyle geri döneceğinin en büyük kanıtı şimdilik.

e-günlük

Dondurmam Gaymak Harikası!

Dondurmanın adı, kaymağın tadı Nasip dondurmaları… O alacalı bulacalı “çubuk dondurmalar”, iki tane cıbıl cıbıl mankene kamera karşısında yalatıldıkları için çok satılıyorlar. Üstelik de süttozundan, gıda boyasından imal ediliyorlar. Dondurmacı Nasip, Yılmaz Güney hayranıdır ama ailecek toptan Demirelci’dirler. Gün gelir Avrupa Birliği’nin gıda koteksi -o da neyse- kafasını bozar, kominist kominist konuşur; gün gelir Gümrük Birliği, şalep hayallerini yerle bir edince cinnet geçirir.

Nasip’in dondurmalarının tadı avuç içi kadar köyde manda dondurmalarının saltanatını sallayamamış, Zeybek TV’deki reklamları onu şöhret yapmaya yetmemiştir belki ama iki de bir apartman gibi olan motoru gibi motor, köyün hiçbir erkeğinde yoktur :) Zaten Dondurmam Gaymak’ı Gaymak yapan da filmin ilk saniyesinden son saniyesine kadar Nasip’in motoru olmuştur. Hem bildiğimiz motoru, hem de bindiğimiz motoru :)

Ben Babam ve Oğlum kadar beni ağlatan bir film seyretmediysem, Dondurmam Gaymak kadar da beni güldüren bir film daha seyretmedim. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin bir üst modeli gibi olmuş. Belki kıyaslamak yanlış ama ne Vizontele serisi, ne G.O.R.A., ne de Hokkabaz beni bu kadar güldürmüştü. Abartısız film boyunca bütün sinema gülme krizlerine girdi.

İlknur ve Fatih‘le perşembe akşamı Dondurmam Gaymak’a gittik. Ve sürekli ” bitmesin ne olur film” dedim. Ben böylesine bizden, bildik, tanıdık, doğal bir film seyretmedim. Meğer biz Türk halkı -aslında komik olmayan- sinema filmleriyle uyutuluyormuşuz!