Nargile Kokusu KPSS Korkusu

Hüss‘ü çok özlemiştik ki tam babalar günü döndü Aydın’a. Doğum gününü önce telefonda sonra da gecikmeli olarak babasının babalar günüyle ortak kutladık :) Yıllardır olduğu gibi bu yıl babalar gününde adresimiz yine canım abimdi.

Türkiye’nin en sıcak illerinden birinde yaşıyor olmanın dayanılmaz bunaltısı ile fotoğraf çekmeye devam ettim elimden geldiğince.

Sevdiğim birkaç arkadaşımla görüştüm. KPSS’ye çalışıyorum bahanesiyle kimisiyle de görüşemedim :(

Bu yılki doğum günümü ilk kez 22 gün önce öğrencilerimle kutlamıştık. Dün de İlknur ve Fatih sürpriz yaptılar bana. Ziya, pöfür pöfür nargile içti. Denesem mi denemesem mi diye kararsızlıklar yaşarken Continue reading →

Ziya’nın Yemini, Ücretli’nin İkilemi

16 Ocak itibariyle Ziya, Kütahya semalarını Vatan-Millet Uğruna Canını Feda Etmek adına and içti. O esnada Safiye Sultan gözyaşlarını tutamıyordu. İnsanoğlunun hayatındaki tarihi anlardan birine tanıklık edenlerin arasında Hüss de dahil bizim ailenin bütün fertleri vardı. Bense Cuma günü 9. sınıflarda yazılı yapmak zorunda kaldığım için ve birkaç başka sebepten dolayı Kütahya’ya gidemedim. Haftasonu Ziya ile internetin uzakları yakın eden teknolojik imkanı sayesinde webcamda hasret giderdik, telefonlaştık.

Cuma akşamüzeri birden bastıran yağmurun altında muhtarlık- postahane arasında sıçana dönerken hemen ertesi gün pırıl pırıl bir Aydın sabahına gözlerimi açtım. Oysa 7 saatlik mesafede Kütahya’da kar yağıyor; hayatında ilk defa kar gören Hüss sevincinden çıldırıyordu. Öyle ki haftalar öncesinden plan programı yapılan Ziya’nın yemin töreninde kar oynamanın hayalini kuran Hüss, Safiye Sultan’a bere ve atkı bile ördürmüştü.

Eğitim-öğretim yılının ilk döneminin son Continue reading →

Sevil Geldi

kalkmalıyım, saat kaç oldu acaba? her sabah bu müge anlı’nın sesiyle uyanmak zorunda mıyım. ne kadar dobra bir kadın, biraz da sert. kocasına karşı da böyle midir acaba. aaa ben onu rüyamda gördüm şimdi hatırladım, ama eşref saati dizisinin başrolündeki kız olarak gördüm. yani ses müge anlı, görüntü o dizideki kız. tekrar askere gitmişim, 45 gün daha askerlik Continue reading →

FEF’liden Öğretmen, Akademisyenden Dost Olmaz

Sözle ifade edemediklerimizi yazarak, yazamadıklarımızı da objektifimizden yansıyanları çekerek anlatmaya çalışıyoruz. Az konuşan, çok yazandır blog yazarı.

En güçlü silah aslında kalem. Mermi niyetine cümlelerin etkiliyse en yenilmez savaşçı sensindir. İki yumrukla halledemediğini tek bir cümleyle yerle yeksan edersin.

Birgül‘le sohbetimizin arasında “Edebiyat öğretmenim lazca konuşurdu, hiçbir şey anlamazdım” dedi. Edebiyat anfisinin sıralarındayken geldiği yörenin ağzıyla konuşan arkadaşları duydukça sinirlenirdim. Papağan olsa onca kitabı okuduktan sonra düzgün konuşurdu! Hele ki Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olup da hala yerel ağızla konuşanları anlayamıyorum. Bir Türkçeci, bir Edebiyat öğretmeni İstanbul Türkçesiyle konuşmalı, yanılıyor muyum?

ÖSS tercihleri sona erdi. Formasyon ve Fen Edebiyatlarla ilgili yazılarıma çok fazla yorum geldi bu zaman zarfında. Amacı öğretmen olmak olan varsa yeri eğitim fakültesidir. Bunun 1 yıla sıkıştırılmış tezsiz yüksek lisans adı altında verilen uyduruk formasyonla telafisi komiktir! Üniversitelerin ticari getirilerinden biri haline dönen şu formasyonla bizler ne öğrendik? İçimizde okul stajlarına gitmeyenler, işini bir şekilde halledenler olmadı mı, oldu. Bizim gibi doğru düzgün stajını yapanlar da ne öğrendi? Bence hiçbir şey. Misafir gibi gidip geldik okullara. Doğrudur, ne yazık ki sistem öğretmen olmak isteyip de puanı eğitim fakültelerine yetmeyen pek çok genci Fen Edebiyat Fakültelerine yönlendiriyor. “4 yıl okuyayım da sonra 1 yıl daha formasyon alır öğretmen olmaya hak kazanırım” diye düşünülüyor. FEF’ten içeri adım attığınızda hocalarınız zaten “biz akademisyen yetiştirmek üzere eğitim veriyoruz” diye kafanıza kafanıza vuracaklar. ALES’ten yüksek puan alabilir misiniz, formasyon için başvurduğunuz üniversitelerin mülakatlarından geçebilir misiniz, KPSS varmış, hazırlanmalıymışsınız hiç umurlarında olmaz. Akademik insanlara bu kaygılarınızı anlatamazsınız. Çünkü siz eğer Fen Edebiyatın kapısından girdiyseniz, bilimadamı adayı olarak yol almalısınızdır.

Yukarıda değinmeyi unuttum: Edebiyat bölümlerinde hoca olup düzgün konuşamayan akademisyenler de cabası :) O insanlar bir de her yıl bir iki öğrenciyi gözüne kestirir, “sen öğretmen değil akademisyen olmalısın” der. Hatta kurbanlarını daha da gaza getirip “rektör olamasan bile rektörü tayin edebilecek konumda olacak adamsın!” derler. 20’li yaşların heyecanı 40’lı yaşların entrikalarını anlayamaz. “Geleceğimi düşünüp önce formasyon mu alsam yoksa akademik eğitimime yüksek lisans yaparak devam mı etsem” diye (haklı olarak) bocalarken, “Aman yavrum, aman efendim” diye karşılandığınız akademisyenlerin kapısında birgün “cesaretsiz!” damgası yersiniz. Akademik dünyanın nankörlüğü çoğu üniversite öğrencisi için özel bir tecrübedir. Orada baba-oğul, abi-kardeş ilişkisi birilerinin torpili karşısında bir kalemde silinir. Yanılıyor muyum?

Fen Edebiyat – Formasyon – KPSS Üçgeni

Bundan yaklaşık iki yıl önce Aralık 2005’te Formasyon Kaldırılıyor! diye başlık atmışım ve Eğitim Fakültesi Dekanının bu konudaki sorularımıza verdiği cevapları konu edindiğim bir yazı yazmışım.

Ağustos 2007’deyiz. Adnan Menderes Üniversitesi, 2007-2008 eğitim öğretim döneminde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği tezsiz yüksek lisans kontejyanını 40’tan 20’ye düşürecek dedikoduları asılsız çıktı. Bu iyi haber ama bir de kötü olanı var: ADÜ, 3 dönemi güz, bahar ve yaz olmak üzere 1 yıla sıkıştırarak tamamladığı formasyon eğitimini, 3. dönemini bir sonraki eğitim öğretim dönemine sarkıtarak 1,5 yıla çıkarma kararı aldı. Yazın formasyon dersi vermekten vazgeçen olan ADÜ, ilk defa 20 kişilik bir Tarih öğretmenliği formasyonu vermeye hazırlanıyor.

Çoğu üniversite “nasıl olsa Fen Edebiyat mezunları öğretmen olmak için ek eğitimi almak zorunda” deyip, işin ekonomik getirisi yönünde adımlar atmaya başladı. Pek çok üniversite formasyon kontejyanını artırıyor ancak başvuru ücretini 1000 YTL’den başlatıyor. Üstelik yine 3 dönemde vermesine rağmen…

Geçen yıl KPSS ile 30 küsur Edebiyat öğretmeni alındı, bu yıl sayı 400 küsura çıkartıldı. Önümüzdeki diğer atamalarda bu sayının 1000’i bulacağı yönünde söylentiler var. Ancak her halukarda Fen Edebiyat çıkışlı olup bir baltaya sap olmak uzun ve meşakkatli bir yolu gerektiriyor. Ancak şunu da kesinlikle unutmamak da fayda var: Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu birisinden sadece edebiyat öğretmeni olmaz. Hedeflerinizi geniş tutun, tek bir mesleğe odaklanmayın.

YEDİK SENİ KPSS!

Reklamın iyisi kötüsü olmazmış, bu konuya değinmesem mi acaba :) Bir yıl boyunca umurumda değil, ben öğretmen olmayacağım ki, KPSS de ne, yeniliyor mu içiliyor mu?havalarında dolandım durdum. Uzatılan mikrofon ve objektiflere KPSS’yi takmayan ifadelerle sataştım durdum. Aslında bu yazıyı da yazmayacaktım, KPSS’nin şöhretine şöhret katmayacaktım ama…

Ben bu sınavın ağzının payını verdim ey millet. İyi ki çalışmamışım. Sorular sanki bir öğretmen adayından ne istediği konusunda kendi aralarında çelişiyorlardı :) Ya da yaz günü canı dondurma, patlamış mısır çeken, öğlenleri 20 dakika uyumaya alışkın biri olarak -hele ki öğleden sonraki eğitim bilimleri- sorularıyla pek bütünleşemedim :) Haydi ben Edebiyat mezunuyum, Türkçe soruları bana göre. Fizik, Kimya, Biyoloji öğretmeni olacaklara yazık değil mi? Onlara kalkıp resmi dili Türkçe olan eski Türk Devletlerini soruyorsunuz :)

Artık kimseden sınava hazırlanıyor musun, konuları bitirdin mi, söyle bakayım pekiştirme neydi? tarzı KPSS içerikli sorular işitmeyeceğim ya, en çok buna seviniyorum. İlk işim de binbir yazım hatasıyla dolu Yargı Yayınlarının kitaplarından kurtulmak olacak (-tı, kurtuldum bile!) Bunca yazıdan çıkan asıl önemli sonuç: Öğretmen olmuyorum ;)

ÖSS Beni Gersene!

Sabaha karşı 05.30’da yatıp öğlen 12’de gözümü zor açtım. Uyku düzenim yerle yeksan. İçiyorum demli demli çayları, kendimi veriyorum kitaplarıma… Sabahı ediyorum sonra da :)

Öğleden sonra kütüphanedeyim. İki KPSS sorusu çözüyor, uzman kütüphaneci Ayşen ablamla 10 soruluk muhabbet ediyorum. 5 dakika ders, 55 dakika ara :) Bilmeyen de öğretmen olacağım sanır! Bugün Harun‘un kardeşleri İrfan ve Ümran‘a vakit ayırdım. ÖSS öncesi onlarla bir araya gelmek fena fikir değildi. Tabi bize Ayşen ablam da eşlik etti. Saat 6’ya kadar kütüphanede kalıp, memularla beraber kütüphaneyi kapatınca kendimi devlet memuru gibi hissettim. {Öyle ki Ayşen ablam KPSS’den sonra Çankırı‘ya AB projesine katılmam için bana 6 gün izin veriyor sonra kütüphane projesi için iş başı yapacağım. İlknur da yanıbaşımda :)} Neyse, sonra kendimizi attık yeme içmeye :) Ümran beyimiz sandviç ekmeklerini soğuk buldu, ortam kendisine gürültülü geldi, başı ağrıdı, gözleri acıdı, “su bardakları kirli, çaylar soğuk” dedi. “Haydi hesabı ödeyelim, gidelim” havaları… Oy oy oy! “İrfanım” dedim, “kardeşim” dedim, “bir dahaki sefere arkadaşı bir cami avlusunda bırak da öyle gel” dedim :)

Hayat boş, doldur doldur boşalt ne gezer! Yedik bitirdik seni ÖSS :)