3 HAFTA

Telefon artık ölüm’le çalıyor bizim evde…
Babam çok nadir arardı bizi, eskiden telefon çok az kişinin evinde vardı. “Babam arıyor” diye koşa koşa teyzemlere giderdik. Annemle babam az da olsa konuşur, sanki hepimiz babamızla konuşmuşuz gibi içimiz içimize sığmaz şekilde evimize dönerdik. 5 dakikalık telefon görüşmesi 5 saatlik uzun sohbetlerle anlatıla anlatıla bitirilemezdi.

Artık sevmiyorum çalan ev telefonlarını…
Sonra uzakları yakın eden o alet bizim eve de girdi. Sanırdık ki babam artık bizim evin içindeydi. Birgün “ameliyat oluyorum” dedi, annem elinden düşürdü onu. Sonra babam geldi, babam gitti, telefon hep bir anlam kazandı, hep kötü haberler taşıdı, hep bir can sıktı.

İbrahim açtı telefonu “Allah!” dedi, “Anneannem ölmüş!” Bir başka zaman, yine bir başka telefon “Hüseyin’in dedesinin ölüm haberini” taşıdı. Bir zamanların teknoloji harikası, son 10 yıldır ne kadar da az iyi haberlerle çalar olmuştu.

Elim gitmez çalan telefona, açan olmasa da…
Safiye Sultan, onca acının kederin içinde yeni bir sorunla karşı karşıya. Son kez çalan bir telefon, “3 hafta ömrü kalmış” diye fısıldadı fısıldayalı annemim kulağına günlerdir tadı tuzu yok hiçbirimizin. Babam gibi akciğer kanseri olmuş amcası. Babam gibi onu da İzmir Tepecek’e sevk etmişler. Ve belki babamdan biraz daha şanslıymış. Doktorlar babama 3 gün ömür biçmişti, Osman amcamıza 3 hafta…

Ne çok ayrıntı birbiriyle aynı. Çalan telefonlar, verdiği haberler, yaktığı yürekler… Çeşit çeşit fötr şapkalar giyen Osman Amca, 3 hafta sonra olmayacak. Bile bile ölümü beklemek, bizim için ilk değil. Ama ben ölüme bir türlü alışamadım, alışmak da istemedim.

ÖNCE FES, SONRA KEP

Evimizin en küçüğü mezun oldu. Annemin son göz ağrısı, en gözdesi bugün üniversite kepini aldığı gibi havaya fırlattı. Hem de 1 değil, 2 değil, 10 defa :)

Canım Efe’m, İbrahim’im… O, sülalenin hem tek efesi, hem de semazeni. Ama bizim evimizin en küçüğü, karayağızı, Emine Ninemizin tabiriyle çekirdeksiz üzümü :) Bugün onun günüydü, çünkü mezun oluyordu. Önce ekip arkadaşlarıyla bir halkoyunu gösterisi sergilediler sonra fesleri çıkarıp kepleri giydiler. Annemim en gurur duyduğu günlerden biriydi. 3 kardeşin aynı üniversitede aynı yerleşke içinde okuyor olması, çoğu kişi için büyük bir şans ve ilginç bir durumdu. Seneye üçümüz de aynı anda ADÜ’ye veda ediyoruz. Bu daha da ilginç olsa gerek :)

Aliye’nin Küçük Oğlu’na Selam Söyleyin :) 
Drama hocamız Ruken Hanım’ın daveti üzerine Yaşlılarla gerçekleştirilen bir AB projesinin kokteyline katıldık. Projeye büyük destek veren Ayla ALGAN da oradaydı. Projede, evde tek başına yaşayan yaşlılarla farklı drama etkinlikleri gerçekleştirilmiş, gerçek hayatı oyunlar eşliğinde sorgulamları sağlanmıştı. Bu proje sayesinde yalnızlıklarını unutmalarına, üretken ve aktif hale gelmelerine yardımcı olunmuştu. Bugün proje kapsamındaki yaşlılar kalabalık bir topluluğun önünde aylardır çalıştıkları drama yaşantısını sergiledir. Sonrasında da kokteylde proje çalışmaları boyunca çizdikleri resimler, ahşap boyamalar sergilendi. Ayla ALGAN, drama okulu açmıştı ve Aliye dizisinin şirin çocuk oyuncusu da onun öğrencisiyidi. Onu benim için ısırın dedim ama Ayla Hanım artık Binbir Gece’nin çocuk karakteriyle meşgulmüş :) Aliye’nin oğlunu ilköğretim 1. sınıfa kaydettirmiş :)

EFE Portekiz Yolunda

Kardeşim İbrahim… Daha çok EFE. Ruhu da, mesleği de, yaşam felsefesi de EFE…

Bugün akşamüzeri İzmir’e yolcu ettik. Oradan İstanbul’a geçiyor. Sonra da ver elini Portekiz! :) Uzun süredir hayalini kuruyordu. Uluslararası bir festivalde hem Efe olacak hem de Semazen. Ayakları yere değmiyordu giderken. Bir hafta sürecek ilk yurt dışı seyahati ve ilk uçak deneyimi onu bekliyor :)

61 GÜN ARADAN SONRA

Yıllar önceydi… Gönüllülük maceralarımızın ilk projesiydi… Ağrı’nın çocuklarıyla Aydın’ın çocuklarını mektuplaştırmayı düşünmüş, 8 ay süren bu büyük projeye KaRDeŞ MeKTuP Projesi demiştik.Bugün 10 Şubat Pazar. KaRDeŞ MeKTuP’ları taşıyan aynı kargo, bugün bana 14 kişinin mektubunu getirdi. Bir sosyal sorumluluk projesi, canım kardeşim Ziya‘nın sayesinde bambaşka bir boyutta asker ocağında bana yeniden NEFES oldu.

Canım ANNEM, biricik EFE’M İbrahim’im, canım yengem Seda Nur, minik civcivim HÜSS, sevgili yeğenlerim Mesut ve Ramazan, canım arkadaşım Hikmet, sevgili Yüksel Abim, canım kardeşimlerim Salih, Fatih, İlknur, Deniz, Ozan… Ve böylesine ince bir organizasyona önayak olan canım kardeşim Ziya’m…

Annemin mektubunu okumaya cesaret edemeyip, akşama sakladım ama herbirinizin mektubunu tek tek okudum. “Hayatımın en büyük sürpizi!” desem… Yaşadığım şaşkınlığı cümlelere döksem… Cümlelerinizden aldığım kuvveti, fotoğraflarınızdan duyduğum mutluluğu bir ifade edebilsem… Çoğunuzun hayatınızdaki ilk mektubu bu vesileyle bana yazıyor olmanız bile büyük bir gurur benim için. Bugün aldığım 14 mektup, şüphesiz ömrümün en özel hatıraları arasında yer alacak. Hepinizin ellerine ve yüreğine sağlık. Bu kargoya yetişmeyen ve bana önümüzdeki haftalarda ikinci bir mutluluk daha yaşatacak olan diğer mektupları da dört gözle bekliyorum. Ziya’nın isimlerini sakladığı yeni mektupların sahiplerine de şimdiden yürek dolusu teşekkürlerimi sunuyorum.

Askere gidişim çok ani oldu. Çok az insanla vedalaşabildim. Haber vermeden gidişimin en büyük -belki de tek sebebi- bu zorunlu ayrılıktan dolayı sevdiğim insanlarla vedalaşmaya cesaret edemeyişimdi. Ardımdan darılanlar olmadı değil. Bu konuda herkesten özür diliyorum.

Mektupların her birine tek tek yanıt vereceğim. Askerliğimin nasıl geçtiğini merak edip, burada ara sıra yazmamı isteyenlerin de hoş görüsüne sığınıyorum. 1 Haziran’da askerliğimle ilgili belli başlı ayrıntıları kaleme alacağım yazım dışında askerlik günlerime dair kesinlikle herhangi bir şey yazmayı düşünmüyorum. Beni allak bulak eden mektup sürprizi karşısında bu yazıyı ekleme gereği duydum. Şimdi 1 Haziran’a kadar yeniden susma zamanı benim için.

Yorumlarınızı ve özel mesajlarınızı okudukça mutlu oluyorum. Çarşı izinlerimdeki kısıtlı zamandan dolayı çok istediğim halde yorumlara cevap veremiyorum. Yeri gelmişken yorum sahiplerinden de bu sebeple özür diliyorum.

Hayatımın en farklı tecrübelerinden birini yaşadığım Elazığ‘daki 156 günlük maceramın sonunda 17 Mayıs’ta Aydın’a ayak basmanın ümidini paylaşıyorum hepinizle.

VEDA DOSYASI :)

Deniz‘in doğum gününü kutladık bizim “dost tayfası” ile. Detaylara girmeden önce yandaki fotoğraf karesinde yer alanları tanıtmak istiyorum: Sol baştaki bana hiç benzemeyen kardeşim Ziya. Sosyoloji son sınıf öğrencisi. Yanındaki, doğum gününü kutladığımız kız arkadaşı Deniz. O da matematik son sınıf öğrencisi. Deniz’in yanındaki, yani soldan üçüncü arkadaşımız İlknur. Ziraat son sınıf öğrencisi :) İlknur’un yanındaki Ozan. Ayrıca Deniz’in kardeşi. Fen Lisesi’ni bu yıl kazandı. Biz ona “dahi çocuk” diyoruz. Çünkü bütün deneme sınavlarında ya il ya da Türkiye derecesi yapardı. OKS’de de öyle oldu zaten :) Ozan’ın yanındaki Fatih. Aynı zamanda İlknur’un kardeşi. Bana benzeyen ender insanlardan biri. Fatih’in yanında (tabi benim de yanımda) oturan en küçük kardeşim İbrahim. Muhasebe son sınıf öğrencisi :) Hem profesyonel bir Efe hem de semazendir kendileri.

Bu ekip çok sık bir araya geliriz. İlknur bizi çok güldürür. Benim sık sık enerjim düşer, o da tam aksine bitmez tükenmez bir enerji kaynağıdır. Hayatımda onun kadar dur duraksız konuşan ve sırf çenesi yüzünden gideceği yere geç kalan birini görmedim. Bu yüzden randevuları ona hep 30 dakika erken veriyorum :) Dün Deniz’e sürpriz bir doğum günü kutlaması yaptık. Pastamızı yedik, bol bol fotoğraf çekildik, güldük eğlendik derken, sonrasında hep beraber Tabu oynayabilceğimiz bir yere gittik. İki ayrı grup olduk ve benim dahil olduğum grup yenildi :) Edebiyatçı olmakla anlatma kabiliyetine sahip olmak çok farklı şeyler ne de olsa.

Ozan, okuldaki çok komik bir anısı paylaştı, çok da güldüm. Din Kültürü yazılısında öğretmen, Peygamberimizin ölmeden önce müslümanlara son seslenişine verilen adı sormuş. Öğrencinin biri Veda Hutbesi yazmış. Arkasındakine kopya verirken arkadaşı Veda Hutbesi’ni Veda Busesi anlamış. O da bir diğerine kopyayı verirken üçüncü çocuk da Veda Busesi’ni Veda Dosyası diye duymuş. Yazılılar okunurken bütün sınıf gülmekten yerlerde yatıyormuş.

Fotoğraflarla 2006

Ocak 2006‘da Kurban Bayramı’nı kutlamışız. Henüz lisans son sınıf öğrencisiymişim ve sınıf arkadaşlarım Selda ARSAK ve Dilek SAĞIR, bize bayramlaşmaya gelmişler.

Şubat 2006‘da Hüss‘le, o çok konuşulan elma rendesi’ni yapıp, e-vren günlüğü’nde paylaşmışız. Tarihinin en yüksek ziyaretçi sayısına o gün ulaşmışız :)

Mutlu‘nun yanına İzmir’e gitmişim. İzmir kazan biz kepçe gezmişiz.

Çılgın yeğenlerim Şaziye ve Arif‘le bizim evde sabahlayıp, zıvanadan çıkmışız. Abuk sabuk ama çok eğlenceli fotoğraflar çekilmişiz. Gül gül, ölmüşüz.

Mart 2006‘da eski adıyla ADÜ ToG, şimdiki adıyla ADÜ Genç Gönüllüler‘le sosyal sorumluluk projeleri için atölye çalışması yapmışız. Bir kaynaşmış bir kaynaşmışız ki hem çalışmışız hem bol bol fotoğraf çekilmişiz. Apayrı bir arşiv çıkmış ortaya. Sağlam bir proje de cabası…

Nisan 2006‘da üç kardeş merkez kafeteryada öğle yemeği yemişiz. Aynı kampüste okuyor olmamıza rağmen birlikte yemek yememiz 2006’da ilk ve son defa objektiflere yansımız :) Hangi üç kardeş aynı üniversitede okuyup da, aynı yemekhaneden yemek yiyebiliyor ki :)

Mayıs 2006‘da mezuniyet hazırlıklarına girişmişiz. Bizim sınıfta her şeyin “toplu”su başlamış. Mezuniyet andacı için toplu fotoğraflar çekilmişiz. Dağınıklığı epey bir toparlamışız :)

Mezuniyet gecesine katılmışım. Bunun için abimin düğününden sonra ilk defa bir takım elbise almışım. Ama bütün gece boyunca kendimi dünyanın en tipsiz erkeği hissetmişim :) Buna rağmen istemediğim kadar oynayıp zıplamışım.

Bütün sınıf, Paşayaylası’na mezuniyet pikniğine gitmişiz. Üç arkadaş semaveri yakmayı ve onda çay demlemeyi bütün piknik boyunca becerememişiz. Bol bol ip atlamış, yakar top oynamışız. Ekmeğimiz bitmiş, aç kalmışız.

Haziran 2006‘da o çok beklenen an gelmiş, mezun olmuşum. Ailem başta olmak üzere en yakınlarım o gün beni yalnız bırakmamış. Hayatımda en çok o gece dur duraksız oynamışım. Resmen zıvanadan çıkmışız :)

Harun‘un mezuniyet gecesine katılmışım. Eski sınıfımdan arkadaşlarımla aynı masada yemek yemişim. Eski hocalarımı görmüşüm ama tanımazlıktan gelmişim. sadece biriyle sohbet etmişim.

Temmuz 2006‘da Aydın Life dergisinde yazmaya başlamışım. Okuyuculara ilk Kısmetten Öteye Geçilmiyor Madem diyerek seslenmiş, derginin birinci sayısının piyasaya çıktığını bir arkadaşımın telefonuyla öğrenmişim :)

Ağustos 2006‘da göçmen hayatları konu alacağım yazı için Bulgaristan göçmeni Hatice nineyle söyleşi yapmışım. Sonra bu yazıyı Aydın Life dergisinin Ağustos sayısında yayınlamışım.

Eylül 2006‘da Çine‘ye çılgın yeğenlerimin yanına gitmişim. Meşhur Çine köftesi yemişiz, akşam film seyretmişiz, komik fotoğraflar çekilmişiz, balkonda dizüstü bilgisayarla internet bağlantısı yakalamaya çalışmışız.

Ekim 2006‘da Ramazan Bayramı‘nı kutlamışız. Dedemin kamerasıyla objektife poz vermişim. En çok o bayram ziyaretlerde bulunmuşum. Ama kimlerin geldiğini not etmeyi unutmuşum :)

En yakın arkadaşlarla kardeşim Ziya‘nın doğum gününü kutlamışız, canlı müzik yapılan bir yerde. Eğlenememiş olacağız ki alt kattaki discoya inip kurtlarımızı dökmüşüz.

Kasım 2006‘da teyze oğlumun düğününü yapmışız. Davetlilere yemek yetiştirememişiz. Kapıda misafir karşılamaktan kundura ayakkabı, ayağımı çok sıkmış :) Düğün vesilesiyle takım elbiseye biraz daha alışmışım…

24 KASIM GELİR.

Henüz resmen öğretmenliğe adım atmadım. Şu sıralar Ağustos ayına kadar sürecek olan eğitimini alıyorum. Ama lisans öğrenciliğim ve gönüllülük çalışmalarım boyunca öğretmenliği olmasa da eğitmenliği iyi kötü tattım. Ateşböceği Tırı ile dolaşırken, Salavatlı Köyünde Kardeş Yürekler Projesi yaparken, Kemer Toplum Merkezi’ndeki drama çalışmalarımda, küçük arkadaşlarım, öğrencilerim oldu son 5 yıldır. Öğretmen sıfatıyla anılmadım şimdiye kadar ama bir öğretmen nasıl olmalı bunu tecrübe ettim. Yıllardır “benden öğretmen olmaz, ben başka şeyler olacağım” diye tuttururken bu mesleğe girmeye hazırlanıyorum. Hal böyle olunca her geçen yıl, bir öğretmen adayı olarak öğretmenler günümü kutlayanların sayısı bir iki artıyor :) Ama bugün gözlerimden yaş getiren en anlamlı ve sürpriz kutlama EFE’M’den geldi:

 

Bu mesajı bir şeye inandığım ve hatta bildiğim diyebileceğim geleceğin için yazıyorum: Benim gözümde geleceğin en parlak öğretmeni olacaksın! Öğretmenler günün kutlu olsun ÖĞRETMENİM!” / İbrahim SOYUÇOK