e-günlük

İnci Aral: Yazar olmak istiyorsan edebiyat fakültesine gitme

Tam on bir yıl sonra İnci Aral‘la yolum ikinci kez kesişti. Mayıs 2007’de Adnan Menderes Üniversitesine gelen Aral’la ayak üstü sohbet etmiştik. O sohbetin devamını yıllar sonra İstanbul’da gerçekleştirdik. İnci Aral, İFSAK Edebiyat Fotoğraf Sohbetlerinin bu ayki konuğuydu. O söyleşiden notları edebi.blog‘da paylaştım ama orada yer vermediğim birkaç ayrıntıyı buraya sakladım. 

Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybettiği için halasında kaldığını ve bu travmayı onların evindeki kitaplara sığınarak atlattığını anlattı İnci Aral. Onu yazarlığa taşıyan serüvenin, bulduğu hemen her yazıyı okuması ve uzun mektuplar yazmasıyla başladığını söyledi. Bu, önemli bir ayrıntıydı. Neredeyse kırk sayfayı bulan mektuplar yazarken bu mektuplardaki bazı bölümlerden öyküler çıkarmayı akıl etmiş ve sonra o öyküleri Türk Dili ve Varlık dergilerine göndermiş. İnci Aral, ileride yazar olacağını hep bilirmiş ancak bunun kırklı yaşlarda gerçekleşeceğine inanırmış. Her iki dergiden de kısa sürede olumlu yanıtlar gelip öyküleri Türkiye’nin hatırı sayılır iki edebiyat dergisinde peş peşe yayımlanınca yazar sorumluluğu Aral’ın omuzlarına erken yaşlarda binmiş. Aral’ın aktardığı notlar arasında Yaşar Nabi Nayır’ın kendisi için “Bence siz de Sait Faik, Orhan Kemal gibi bir yazar olacaksınız. Ama öykücüden çok, iyi bir romancı olacaksınız.” öngörüsü de bir hayli ilginçti.

Oğlunun bir gün kendisine “Artık kendi neslini yazmayı bırak, biraz da biz gençleri anlat. Ne haldeyiz bir bak.” diye serzenişte bulunduğunu da anlattı Aral. O andan itibaren gençlerin dünyasına daha bir dikkatle eğildiğini ve genç insanların perspektiflerini kaybettiklerini görünce duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

İyi fotoğraftan her zaman çok etkilendiğini, bazen o fotoğraflardan bir öykü yazmak istediğini söyledi; fotoğrafı, bir söz dizimi, söz ustalığı olmayan ifade sanatı olarak tanımladı.

Seni edebiyat fakültesinde boğar öldürürler

Gelelim İnci Aral’ın on bir yıl önce ADÜ Rektörlük binasında söylediği “Edebiyat okuyunca edebiyatçı olunmuyor. Hatta edebiyatçı olmak istemiyorsan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne gitmene gerek yok.” sözlerine. Söyleşi sonrası söz alıp kendisine bu cümlelerini hatırlattım, aradan geçen bu zaman zarfında fikrinin değişip değişmediğini sordum. Aral, şu yanıtı verdi:

“Fikirlerim aynı. Ben edebiyatçı, yazar olmak isteyen gençlere, özellikle 14 – 15 yaşındakiler ‘ben edebiyat fakültesine gideceğim’ dedikleri zaman ‘sakın gitme’ diyorum. Seni orada boğar öldürürler. Çünkü çok eski bir öğrenim var. Orada yeni yeteneklere fırsat verecek, yazar olmaya özendirecek bir yapı yok. Küflenmiş bir müfredat, eski edebiyat, bunlar var. Oradan çıkan bin kişiden 1 kişi ancak yazar olabiliyor. Git, diyorum kimya oku, tarih oku, ne okursan oku ama edebiyat okuma. Aynı görüşe sahip olmaya devam ediyorum.”

Aral’ın bu sözlerinde haklılık payı olup olmadığı tartışılabilir. Edebiyat bölümlerinden mezun olanların hangi alanlara yöneldiklerine, nelerle meşgul olduklarına bakılabilir veya bölüm müfredatları ve eğitim içerikleri irdelenebilir. Kişinin o bölüme hangi amaçla gittiğine de bakmak gerekir. Ben edebiyat okuduğum için memnunun ancak edebiyatın lezzetine varabilmek için aynı bölümü tekrar, sindire sindire, İstanbul Üniversitesi gibi bir üniversitede diploma kaygısı yaşamadan okumayı istiyorum. Edebiyatçı olmak için bu bölümde okumak gerekmediğine ben de katılıyorum.

Söyleşi sonrası Aral’la ayak üstü tekrar konuştuk. 2007’de ADÜ’ye geldiğini hatırladığını hatta oraya Didim’den geçtiği söyledi. Şu an ne iş yaptığımı sordu, güldüm, “Edebiyatçı olmadım, içerik editörü olarak çalışıyorum” dedim. Kendisiyle ADÜ’deki sohbetimizi yıllarca önce bloğumda paylaştığımı söyleyip o yazıyı gösterdiğimde “Tamam hatırladım bu fotoğraftan, Google’da aratırken bulmuştum o güne dair tek anı” dedi.

Aydın’daki üniversiteden İstanbul Beyoğlu’ndaki İFSAK’a uzanan bu on bir yıllık mesafeli İnci Aral noktaları. Değişik hisler içinde olduğum bir akşamdı.  Söyleşiye dair daha çok not okumak isterseniz: http://www.edebi.blog/inci-aral-yazarlik-enerjimi-her-seye-karsi-olmaktan-alirim/

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

Bir önceki Nitelikli bir yazı için birkaç önemli ayrıntı başlıklı yazımı da okumanızı öneririm.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Mücahit DOĞAN 29 Mart 2018 at 13:13

    Evet, edebiyat bölümü hocaları tarafından tepki çekebilir. İnsan kendini yetiştirdiği sürece (küçümsemek için söylemiyorum bu mesleği) çöpçülük dahi yapsa farkını belli eder. Ben de şu anda bir yayı’nevi ile editörlük için görüşüyorum, kitap editörlüğü üzerine. Bu sebeple işin içinden biri olarak sormak istedim. Teşekkürler. Öyle bir yazı olursa keyifle okurum :)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 29 Mart 2018 at 13:31

      Kitap editörlüğü yapmam gerektiğinde işin ayrıntılarını öğrenmek için Notos Edebiyat’ın on haftalık editörlük atölyesine katılmıştım Mücahit. Çok faydasını gördüm. Fakat Türkiye’deki yayınevlerinde editörlük yapabilmek için -tıpkı Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yapabilmek için gerekli olduğu gibi- İngilizce bilme şartı olduğu gerçeğiyle de yüzleştim ;) Umarım senin İngilizce bilgin ileri seviyedir. Çünkü Türkçe konusunda ne kadar iyi olursan İngilizce bilmiyorsan yayınevleri nezdinde editör olarak tercih edilmeme sebebisin.

  • Yanıtla Kelebek etkisi 29 Mart 2018 at 12:59

    Aynen katiliyorum babamda derdi hep edebiyat fakultesinden cikmis begendigim bir yazar yok diye sadece bilgiyle yazar olunmuyor yazarlik dogustan gelen bir yetenek ❤

    • Yanıtla e-vren günlüğü 29 Mart 2018 at 13:07

      Yazarlığın doğuştan gelen bir yetenek olduğu görüşüne ciddi anlamda karşı çıkan Hakan Bıçakçı, Jale Sancak gibi yazarlar var Kelebek Etkisi ;) Bu görüşün, hayal gücüne haksızlık olduğunu söylüyorlar:

  • Yanıtla Mücahit DOĞAN 29 Mart 2018 at 12:40

    Ben de bir edebiyat mezunu olarak ve şuan Eski Türk edebiyatı üzerine yüksek lisans yapan birisi olarak sözlerinin bir kısmına katılıyorum. Yazar olmak için illa edebiyat okumaya gerek yok, edebiyat fakültesinde daha çok edebiyat bilimi üzerine araştırma yapacak olan araştırmayı seven insanlar gitmeli bence, nitekim eğitim de buna yönelik zaten.

    İçerik editörlüğü mesleğini önerir misiniz? Zor mu, kolay mı, zevkli mi sizce? Deneyimlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 29 Mart 2018 at 13:01

      İnci Aral’ın sözleri Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okuyan senin benim gibi kişiler tarafından farklı değerlendirilecek, bölüm hocaları tarafından bambaşka. Onlar bu sözler karşısında neler söyler, asıl onu merak ediyorum Mücahit. Muhtemelen, Aral’a çıkacaklardır. Hangi bölümü okursan oku, iş yine insanın kendisinde bitiyor. Hatta bu yorumu yazarken aklıma geldi, üniversitede bir şiir dinletisi etkinliği düzenlenmişti. Etkinlikte konuşma yapan hocamız, şairlerin büyük çoğunluğunun hekimlerden çıktığını söylemişti. Tıpla ilgili kişilerin neden şiire yöneldiklerini çok güzel izah etmişti.

      İçerik editörlüğü, aslında senin bloğunda yaptığın şeyden farklı değil. Üniversite öğrencisi olduğum yıllardan beri dijital ortamda içerik üretiyorum ama geçen aylarda kitap editörlüğü yaptığımda ondan daha çok keyif aldığımı fark ettim. Sorularının daha ayrıntılı cevaplarını belki ileride ayrıca bir yazıda veririm. Katkın için teşekkürler ;)

    Bir yorum yazın