Eylül « 2008 « …bir e-lektronik yaşam projesi

Bir ihtiyaç sahibine akülü araç bağışı için Kalemhane‘nin öncülüğünde birkaç Türk blog yazarı olarak yola çıkmış, önce kendimizi sonrasında okuyucularımızı bu sosyal sorumluluk konusunda duyarlı olmaya davet etmiştik. Bu sese kulak veren pek çok insan az-çok demeden elinden gelen desteği göstermeye çalıştı. Böylece 2 adet akülü araç bağışlayabilecek kadar para toplanmıştı ve bunu {şuradan} duyurmuştum.

Akülü araçlar Türkiye Omurilik Felçlileri Derneğine kayıtlı ve İstanbul’da yaşayan iki ihtiyaç sahibine sevgili Kalemhane tarafından teslim edildi. Ortaya nasıl güzel bir şey çıktı herkes görsün diye Kalemhane’nin fotoğrafları epostayla göndermesini bekliyordum ki bugün gözlerimi dolduran o kareler elime ulaştı.

Akülü aracın bir tanesi 35 yaşındaki Birsen hanıma, diğeri de 10 yaşında bir ilköğretim öğrencisi Hilal‘e teslim edildi. Kalemhane, onların da akülü araç üzerindeki fotoğraflarını eposta yoluyla paylaştı ancak, bu kadarının internet ortamında yayınlanması kimse için doğru olmayacaktır. Sevgili Hilal’in akülü araca kavuştuğu anki mutluluğunu epostasında şöyle ifade ediyor Kalemhane:

Hilal, tekerlekli sandalyesini aldı.. 5-10 dakika kullanmakta acemilik çekti.. Dernek binasında hareket etti ancak ilk dakikalarda biraz zorlandı.. Sonrasında bu duruma alıştı ve hızla sürmeye, kumandayı hareket ettirdikçe, kimsenin yardımı olmadan hareket ettikçe gülümsemeye başladı.. Aklımdan uzun zaman çıkmayacak fotoğraf şu : Hilal önde, annesi ve ağabeyi arkada.. Hilal koşuyor, annesi ve ağabeyi Hilal’e yetişmek için çabalıyor.. Evet arkadaşlar, bizler, yürüyemeyen bir kız çocuğunun, ailesi ile koşmaca oynamasına vesile olduk.. ! “Yürüyemeyen bir insanın koşmaca oynaması” ne kadar harika bir kelime dizilimi değil mi..? Ve sayenizde ben bu harika durumu bizzat yaşadım.. Allah hepinizden razı olsun..

Bağışlanan 4.379,65 ytl’nin artan kısmı sonradan ulaşan bağışlarla 700 ytl’ye kadar çıktı. Bu da matrakiye.blogcu.com adresinde yazan ve Doğu Anadolu’nun bir köyünde görev yapan Esra öğretmenin öğrencilerinin kırtasiye, iç çamaşırı ve çorap gibi ihtiyaçları için harcanacak.

Duyarlı davranan, güven duyan, her türlü desteği eksik etemeyen, bu hayırlı ve sevinçli sonuçta payı olan herkese bir kere daha teşekkür ediyor, herkesin mübarek Ramazan Bayramını gönülden kutluyorum.


Sağdaki karışık meyve suyunun bana, diğer bütün kola bardaklarının aile fertlerine ait olduğu ayrıntısını vererek bizim Efe’nin rötarlı (uçak mı bu çocuk, ne rötarı) gecikmeli doğum günü kutlamasını yapmış bulunduğumuz notunu düşüyorum. Bir blogluk fotoğraf alalım her zamanki gibi diyorum, Efemiz hemen düzeltiyor: Her zaman mı? Geçen doğum günümü bloga koyacağım dediğin halde koymadın. {Off, blogger bir abinin ailesinden duyabileceği en can sıkıcı söz bu osla gerek.} Şimdi bütün içeriği yeni yere taşımakla cebelleştiğim için İbrahim’in geçen yılki doğum günü hakkında yazı yazıp yazmadığımı bulmam çok zor. Aranızda hey, ben okudum hatta yorum bile yaptım diyeniniz varsa hemen Efe’nin eposta adresini veriyorum :) 

Beyimizin fotoğrafları bir türlü yakışıklı çekilemedi. Canon’un profesyonel teknolojik özellikleri bile Evren’in en muhteşem Efesi’ni bu akşam iyi göstermeye yetmedi :) Çek Allah, çek. Amcalarıyla her platformda yarış halinde olan Hüss de illa mum üflemek istedi. Lakin, mum  bir türlü sönmek bilmedi. Bir gıdımlık ufaklığın bir mumu söndürme çabasından en az 50 poz çıkarmak mümkündü.

Canım kardeşim, Efe’m. Doğum gününde burada değildin. O yüzden böyle gecikmeli oldu. Ama bugün bütün aile bir aradaydık. İnşallah her doğum gününü geleceğe not düşmek bugünkü gibi kısmet olur. Safiye Sultan’ın her zaman ettiği duayı yinelemek istiyorum burada: Allah bizi birbirimizden ayırmasın.Sen bizim en küçüğümüzsün. Hayırlı bir ömür dileklerimle…


Günler sonra nihayet “Akülü Araç Bağışı” ile ilgili müjdeli haber sevgili Kalemhane‘den geldi. Kalemhane’nin öncülük ettiği ve e-vren günlüğü’nden olduğu gibi pek çok blogtan da yardım çağrısında bulunulduğu bu interaktif yardım girişimine gösterilen ilgi sayesinde 1 insanı değil 2 akülü araçla 2 insanı birden mutlu edebileceğiz. Üstelik artan parayla birkaç minik öğrencinin de yüzünü güldürebileceğiz.

Pek çok gönüllü yüreğin bağışlarıyla biriken 4.379,65 YTL ile İstanbul’da bulunan Kalemhane ve birkaç blog yazarı arkadaşım tarafından (tanesi 2000 YTL’den) iki akülü araç alınacak ve başından beri bize güven duyan Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘nin de yardımlarıyla 10 yaşında bir kız öğrenciye ve bir bayan öğretmene bu araçlar teslim edilecek. Bütün bunların görsel materyallerini de yine buradan paylaşacağım. Artan 379,65 YTL de minik öğrenciler için harcanacak. Bunun da detaylarını paylaşacağım.

Sevgili Kalemhane kaç kişinin ne kadar yardımda bulunduğunu {şuradaki yazısında} listelemiş. Ben yardım yapsın yapmasın herkese ismen buradan teşekkür edeceğimi, şeffaflık adına bir liste yayınlamak istediğimi dile getirmiştim ancak yardımda bulunan pek çok arkadaşım isimlerinin yayınlanmamasını özel olarak rica edince bundan vazgeçtim.

Başta Kalemhane‘ye yürekten teşekkür etmek istiyorum. Görülmeyeni gördü, düşünülmeyeni düşündü, her riski göze alıp bizleri harekete geçirdi. Ve farklı iletişim kanallarıyla bana ulaşıp maddi-manevi her türlü destekte bulunan herkese çok ama çok teşekkür ediyorum. Bize güvendiğiniz, bize destek olduğunuz ve internetin -özellikle de blogların- istenilse nasıl da sosyal sorumluluk adına büyük adımlar atabilceceklerini gösterdiniz. Hepinizi “saygıyla” selamlıyorum.

Bu yardım kampanyasını bloglarından duyuran blog yazarı arkadaşlar bu önemli gelişmeyi de şeffaflık adına bloglarında yeni bir yazıyla duyururlarsa önemli bir ayrıntıyı ihmal etmemiş oluruz.


4 yıllık e-günlük yolculuğum 22-23 Eylül’den itibaren wordpress tabanlı 3. mekanında devam etmeye başlamış bulunuyor. Bu zaman zarfında epey aksaklık oldu. Bütün bir içeriğin yeni hosta taşınması mümkün olmadığı için ilk etapta Eylül ayında yayınlanan yazıları ve sonrasında sırayla MisAfiR KaLeM{LeR} ile fotoğrafhikayelerini taşımayı uygun buldum. Can sıkıcı diğer ayrıntı ise ne yazık ki {Devamını oku}


Telaşlı hazırlıklar, kalabalık iftarlarla dolu bir haftasonu geçirdim. Hele pazar günü sürekli bir yerlere yetişmekle geçti. Gelenler, gidenler, gelemeyip gidemeyenlerle dolu bir haftaydı bu hafta :)

Blogu bu ayki MisAfiR KaLeM‘im sevgili İbrahim’in o çok güzel yazısına emanet etmişken, ben de bir taraftan Avrupa Gönüllü Hizmeti ile ilgili iyice araştırmalara daldım -ki Kasım’da Ulusal Ajans’ın AGH için Ankara’da 70 kişiye özel bilgilendirme eğitimi için başvuru almaya başladığını öğrendim- diğer taraftan da sanal alemdeki dünyamın yeni mekanındaki yeni şekli üzerinde kafa yordum.

Önemli bir not: Bugün canım kardeşim İbrahim ve manevi kardeşim Fatih‘in doğum günleri. Henüz gün ışımadığı için önce buradan her ikisinin doğum günlerini kutluyor, onlara hayırlı bir ömür diliyorum. Uyandığımda günü yarılamış olma ihtimalim son günlerde yüksek de :)Son bir not: Akülü Araç Kampanyası için son gün 20 Eylül’dü. Detaylarını Kalemhane‘den alır almaz buradan paylaşacağım. Sanırım 1-2 gün daha son bağışlar için beklenilecek.
.
.

{Eylül ’08 MisAfiR KaLeM Yazısıdır.}

 

Benden aşk’ın tarifini istemişti biri. Yemek tarifi ister gibi aşk’ın tarifini istemişti. Oysa yoktu aşk’ın tek bir  tarifi. Her gönülde farklıydı aşk. Benim için aşk’ın tarifi bir bakışının dilencisi olmaktı, onun içinde olmadığı tek bir hayalimin olmaması ve Son Nefes’ime kadar, kalbimin atışı durana kadar dudaklarımda onun adının olmasıydı özetlemek gerekirse bendeki aşk’ı. 

Mecnun Leyla’sının mezarı başında o’na şöyle seslenir. “Simanı unuttum ama hasretinin acısı yüreğimde sonsuzdur.” Mecnun için de farklıydı aşk’ın tarifi yüreğinde hissederken ayrılığın, hasretin, yokluğun acısını. Hep düşünmüşümdür! Mecnun ile Leyla’nın hiç msn adresi, mesaj atacakları cep telefonu, birbirlerine resim gönderecekleri eposta adresleri olmadı. Onların iletişimleri kalpten kalbe, gönülden gönüle idi. Ya bizler? Bizler mahkum ettik duyguları e-postalara. Sağdan soldan bulduğumuz resimleri, şiirleri gönderdik sevdiğimize; sanki içimizde kalmamış gibi bir tek kelime.  

Ya elvedalar! 

Elvedalarda aslında çok ince bir nokta var bizim göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz. “Elveda” demek, “ben hayatıma yeni birini katıyorum ve/veya katmak istiyorum”; “elveda” demek, “bakmaya doyamadığın gözlerime başka gözlerin bakmasını istiyorum”; “elveda” demek, “dokunmaya kıyamadığın saçlarıma bir başkasının dokunmasını istiyorum” demekten başka nedir? Elveda ihanetin ilk adımları değil midir? 

Oysa verilmiş şiirler, sözler vardı hatta kurulan hayaller. Canım, efendim bir tanem! Kocaman evimiz olsun, çocuğumuzun odası da pembe olsun. Neden pembe? Kızımız olacak ya. Allah sağlıklı sıhhatli versin de ne olursa olsun. Yok, yok ben kız istiyorum. Tamam o zaman siparişi veriyorum tövbe tövbe. Canım, efendim, aşkım. Beni çok sev olur mu? Ben, ben seni hep çok sevdim bir tanem.  Canım. Ne? Ne mi? Efendim bir tanem. Ben senin neyinim? Sen benim hem bugünüm hem de yarınımsın. Hayaller, sözler bir anda yok olup gidiyor bir elveda kelimesi ile. 

Son olarak. Sevgilerinizi şüpheler üzerine değil de güven üzerine kurunuz. Kanıtlanmamış bir şey üzerinden karşınızdaki insanın üzerine gitmeyin. Sevdiklerimizde mükemmelliği arasak da unutmayalım ki kimse mükemmel değildir. Sevdiklerimizi doğrularıyla yanlışlarıyla sevelim. Sonuçta doğrularla yanlışlarla her şey biz insanlar için.

—-
e-vren günlüğü’nün Eylül MisAfiR KaLeM‘i İbrahim MERİÇ 1974 Giresun doğumlu. Bir zamanların internet fenomenlerinden biri olan, yazılarıyla blogcu camiasını kasıp kavuran Meriç,  sanal alemde onemsiziletilerim.com adresinde yazmaya devam ediyor. Çok sevdiği bir arkadaşının soyadını alıp internet dünyasında kendisini İbrahim Meriç olarak kabul ettirmesine rağmen yazılarında kendi fotoğraflarını kullanmaktan çekinmiyor. Özel bir şirkette müşteri hizmetleri departmanında görev yapıyor.


-Anne bu ne?
-Klavye oğlum… Naciye yengenle hocadaydık bugün. “Oğlum var hoca efendi, internette yazıp duruyor. Maşallah, ünlü de bir blogger” deyince…
-Hoca da sana okunmuş klavye mi verdi?
-Aynen öyle. Her bir tuş tek tek, bir de her yeri 7 defa okundu.
-Şaka mu bu!
-Oğlum, ana yüreği bu. BİMEKS’ten aldığın, ne idüğü belirsiz klavyelerle yazmana gönlüm razı olmadı.
-Ama ama ama..
-İtiraz istemiyorum. Tak şunu da, hocaya teşekkür meşekkür yazısı yaz. Hoca imeyil adresini verdi, bloguna yorum yapacak.
-Ubs!

—–
“İnsanları olduğu kabul edeceksin” mantığına her zaman karşı olmuşumdur. İnsanı çileden çıkaran bu anlayış, nedense her zaman sorun yaşadığınız karşı tarafı savunmak adına kullanılır. “Beni de olduğum gibi kabul edin o halde!” dediğinizde “sen öfkeni kontrol edemiyorsun. Çeki düzen vermelisin kendine” sözleriyle çoğunuz karşılaşmışınızdır.

Kendimle hesaplaştığım şu günlerin ardından biriyleriyle hesaplaşma günüm yaklaşıyor. Sinyal veriyorum şimdiden, “ayağını denk al” demeye getiriyorum. İlk defa alenen göz dağı veriyorum böyle :) Okunmuş klavyenin sidiresi olsa gerek :)