Monthly Archives

Eylül 2006

e-günlük

DONDURMAM GAYMAK ve GEN

Haberi okuduğumda önce üzüldüm: Neden Babam ve Oğlum Değil? diye…

Kültür Bakanlığı nezdinde kurulan bir seçici kurul, Şubat ayında yapılacak Amerikan Film Akademisi Film Ödülleri Oscar aday adayı olarak Türkiye’yi Dondurmam Gaymak‘ın temsil etmesine karar vermiş. Babam ve Oğlum ise Dondurmam Gaymak’tan 3 puan eksik oy aldığı için 79. Oscar törenine katılma şansını kaybetmiş. Dondurmam Gaymak’ı seyredemedim henüz, cd’si de piyasaya çıkmamış daha. Babam ve Oğlum’un bugüne kadar yapılmış en iyi Türk Filmi olduğunu düşündüğüm ve belki de bu filmle aramda duygusal bir bağ kurduğum için üzüldüm 79. Oscar Ödülleri aday adaylığına seçilememesine. Bugün objektif karar verebilmek adına Dondurmam Gaymak’ın vcd’sini almaya gittim ama elimde GEN’le geri döndüm.

Mustafa Hakkında Her Şey, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Babam ve Oğlum, Türev… Yeşilçam’a külahını ters giydiren yeni nesil yönetmen ve oyuncuların Türk Sinemasında ne büyük başarılara imza attıklarını bir kere daha gördüm GEN‘i seyrederek. Dersler, sınavlar, gereksiz stresler arasında boğulmaktan ne kadar çok başarılı yapıtı kaçırdığımı bugün fark ettim. Doğa RUTKAY‘ı pek sevmezdim ama bu filmden sonra gözümde devleşti adeta. Filmin müziğinden görüntülerine, makyajından sesine kadar her şey diğer Türk filmlerinden çok ama çok farklıydı. Olayın geçtiği hastahane ve bahçesinin son derece kasvetli hali, senaryonun ürperten ilerleyişi, diyaloglardaki incelikler, oyuncuların seslerindeki korkutucu tonlar… Filmin sonuna doğru insanın kanını donduran iki önemli sürpriz var ki, GEN böylece sinemaseverlerin hafızalarındaki yerini başarılı bir şekilde alıyor.

e-günlük

YAĞMUR ALTI İFTAR

Cami içinde yer bulamayınca, üst kattaki terasında kıldım Teravih namazını. Ağustos böceklerinin “cırcır” sesleri eşliğinde, milyonlarca yıldızın altında, hasırların üzerinde… Sağ tarafımdaki çocuklar kıkır kıkır güldüler, imamdan önce rükuya – secdeye gidip, birbirleriyle yarıştılar. Ve ben eski Ramazanlarımı düşündüm. Zaman “hiç yaşanmamışçasına” geçiyor, fark ettim bir kere daha.

 

Hüss’le sokağa attık kendimizi öğleden sonra. Sonbahar’ın ilk yağmurları düşüyordu Aydın sokaklarına. Yağcılariçi sokağında tutulduğumuz ılık eylül yağmurunun tadını çıkardık. Oruçlu, yorgun ve de halsizdim ama bunun Hüss için hiçbir önemi yoktu. Çocuk parkında bilmem kaç defa kaydıraktan kaydı, hemen de arkadaşlar edindi. Kendisine çikolata uzatan amcaya teşekür edip, “oruçlu olduğunu iddia etmesine rağmen” çikolatayı bir çırpıda ağzına attı. Elektrikli lokomotiflere bindi, yol boyu meyve suyu ve oyuncak istedi. “İnsanların oruç tuttuğunu, hiçbir şey yiyemediklerini, onların gözleri önünde bir şey yerse ayıp olacağını” söylediğimde de “ben oruç tutmak zorunda değilim ki” diye cevabı yapıştırıverdi 5 yaşındaki Arı Maya’m :) Ama Hüss’e sorarsanız bizimle birlikte her gün oruç tutuyor, günde 5 öğün yemek yiyerek :)

AİLENİN İLK İFTARI

Aile içindeki ilk iftar buluşması bu akşam bizde gerçekleşti. Dedemler, Dayımlar ve Teyzemler hep bir aradaydık. 15 kişiydik ama 7 kişi de firemiz vardı. Her yıl biraz daha çoğalıyoruz, aslında azalmaya doğru yaklaşırken. Torunlar evlenmeye başlıyor, yeni torunlar dünyaya geliyor, yaşlılar daha da yaşlanıyor. Dedem ve anneannemin yüzündeki her bir çizgiyle beraber, hayatımıza yeni şeyler ekleniyor: Yeni insanlar, yeni eşyalar, yeni adetler, yeni sevinçler, yeni acılar…

Bu hayatı bizim ikinci seyredişimiz. Ve öylesine hızla geçiyor ki… Az önce söylediğim gibi: Hiç yaşanmamışçasına geçip gidiyor. Ard arda doğumlar, ölümler, Ramazanlar, bayramlar… Sanki yuvarlak bir dairenin etrafında dolanıp duruyoruz ve hep aynı şeyleri -biraz değişerek- yaşıyoruz. Aynı noktaya her gelişimizde ya yanımızdaki biri eksiliyor, ya yanımıza yeni bir yüz ekleniyor, gençleşiyor, yaşlanıyor ve her seferinde biz bu filmi bir yerden hatırlıyoruz!

e-günlük

Birileri Soros’a TOG’luyor!

Dün akşam önce Akdeniz Üniversitesi Toplum Gönüllüleri‘nden bir bilgi epostası geldi:

www.gepgencfestival.net adresine girdigimiz zaman “faydali seyler” linkinde osiaf.org.tr adresiyle karsilasiyoruz. Yani Acik Toplum Enstitusu’nun internet adresi… Nedir peki acik toplum enstitusu? George Soros adinda yalnizca ulkemizde degil, dunyada sansasyonlariyla bilinen bir kisinin vakiflar aginin bir parcasi… Bunu biz soylemiyoruz, kendi sitelerinde yaziyorlar. Bizler bu toplum icin gonulluluk yapmaya calisan gencler olarak sansasyon yaratmis kisilerle iliskisi olan sivil toplum kuruluslariyla isbirligi yapmanin sorun olacagini dusunuyoruz. Soz konusu STK ile bir birliktelik var midir, varsa bu birliktelik ne duzeydedir? Bu konuyla ilgilenen kisilerce bilgilendirilmek istiyoruz. 

Ve ardından Akdeniz Ün. ToG’un eski koordinatörü Orhan AYDIN‘ın istifa ettiğini duyurduğu epostası geldi:

Yukarida yazdigim internet sitesinden faydali seylere baktim ve aylar once soyledigim Soros adli bana gore ve benim ulkem icin tehdit olabilecek kisinin sivil toplum kurulusunun reklami ve sahada gorev yapmis ve halen yapan kisilerin resimlerini gordum. Ve tabi bunun yaninda iki yil gonul verdigim www.tog.org.tr adresi… Daha once boyle bir seyle karsilasirsam birakacagimi soyledim. Kendimi kullanilmis hissetmemek elde degil!!! Bu konuda yalniz olmadigimi da biliyorum. Ben bu iletiyi “benim kutuphanem” projesi sonunda atacaktim ama vicdanim rahat etmiyor. Benim Kutuphanem proje sorumlulugundan ve Toplum Gonullulugunden istifa ediyorum. Bilgilerinize…

Toplum Gönüllüleri, Soros‘la Duvara Mı TOG’luyor?

Doğup büyüdüğün bu topraklar için gönüllü olduysan, etiketlerin hiçbir önemi yok mudur gerçekten? İster eğitim gönüllüsü ol, ister toplum gönüllüsü… Çocuk, yaşlı ya da doğa için sorunlara çare olmaya çalışıyorsan, isminin başına ya da yakandaki karta neyin yazıldığı çok da önemli değil midir? Gönüllülük, insanın yaşadığı/ait olduğu topluma karşı sorumluluklarını yerine getirirken/getirdiğini zannederken farkında olmadan dış kaynaklı zararlı bir kuruluşun hizmetinde olmak da olamaz mı? Son bir yıldır yüzlerce genç bunu tartışıyor/bu sorunun cevabını arıyor: George Soros ve Açık Toplum Enstitüsü, Toplum Gönüllüleri Vakfı’na maddi manevi yardımda bulunuyor mu?

Bu sorunun cevabı netlik kazanadursun İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi’nin öncülük ettiği ve Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın da destek verdiği GePGeNç FeSTiVaL’in resmi web sitesinde FaydalıŞeyler bölümünde George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün Türkiye Ofisi’ne de link veriliyor. Bunu fark eden sorumluluk bilincine sahip gençler yavaş yavaş sorgulamanın ötesinde harekete geçmeye başladı. Toplumun sorunlarına karşı duyarsız kalmayıp okudukları üniversitelerde Toplum Gönüllüleri Vakfı ile koordineli olarak kurdukları öğrenci toplulukları / kulüplerinde sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiren “gönüllü öğrenciler” neden Soros’un adını duyar duymaz tepki veriyor ve ToG Ofis’ten uzaklaşıyorlar?

Acaba proje yaptığımızı / gönüllü olduğumuzu zannedip birilerinin kuklası mı olduk / birilerine istemeden hizmet mi ettik? Orhan gibi genç yaşta ülkesi için bir şeyler yapmaya çabalayan pek çok “gönüllü genç”in son zamanlarda sıkça sorduğu sorunun yanıtı “EVET” olabilir mi? Toplum Gönüllüsü gençler kullanılıyor mu?

e-günlük

ESKİ İMAJ

Yaklaşık yarım saat önce imajımı sıfırladım. Bıyık sakal ne varsa kestim. Ben ve ailem için önemli bir gelişme bu. Çünkü ben’i 3-4 yıldır bıyıklı sakallı Canervari görmeye alışmıştık :) Malum yarın okul açılıyor, staja da gideceğiz. Bütün sınıfa baştan böyle alıştırayım ki kendimi, sonradan kestiğimde yüzüme yüzüme gülmesinler :) İnsanın istediği gibi saç sakal bırakamaması, belli bir şekle girmek zorunda olması ne kadar kötü :(

Uzun bir süre eski imajlı fotoğraflarımı kullanmaya devam edeceğim. Bıyıklı sakallı halim ayrı bir karizmaydı çünkü :P Ben seviyordum kendimi böyle :( Bu önemli gelişmeden sonra boş durmadık ve hemen yakın çevremizin görüşlerini aldık. Bunu yaparken webcam teknolojisinden de yararlandık :)

Annem çok beğendi. Yengem Seda çok güldü. Hüss gözlerini fal taşı gibi açıp, dondu kaldı :) Aile dışından beni ilk gören Buğra “çok şirin” olduğumu söyledi. Feriş, “komik” buldu ama “gençleştiğim” yorumunu yaptı. “Genç kız hayran kitlen 15 yaş’a düşer” diye de ekledi :) Elvan da “değişik” olduğumu söyledi ama “süper olmuşsun” diye de altını çizdi :)

e-günlük

PROTESTO EDİYORUM!

Bu Ramazan, Aydın‘da hiçbir belirti yok. Belediyemiz derin bir uykuda. Aydın’ın kurtuluşu 7 Eylül‘ü Deniz SEKİ ve Yeşim SALKIM‘a 5-10 şarkı okutturarak, 20-30 havai fişek patlattırarak kutlayan Aydın Belediyesi, zannediyorum bütçesini fazla aştı ki, Ramazan’da dinlenmeyi tercih etti. Biz Bulvar’da, Atatürk meydanında, Sevgi Yolunda, Yağcılariçi sokağında Ramazan’ı görmek, yaşamak istiyoruz. Hem de şimdi istiyoruz, yerel seçimlere 10 kala değil!

Çok uzakta değil, hemen yanıbaşımızdaki Denizli’de belediyenin Ramazan için şehri baştan sona süslediği, bir Ramazan sokağı kurduğu haberlerini alınca Aydın Belediyesi’ne kızmamak, Denizli halkını da kıskanmamak elde değil. Oysa hemen hemen bütün şehirlerde Ramazan için aylar öncesinden hazırlıklar başlıyor. Halk, Ramazan’ın manevi havasını iyice tatsın, yaşasın diye sokaklar, caddeler, meydanlar 11 Ayın Sultanı’na yaraşır şekilde hazırlanıyor. Ramazan sokakları kuruluyor, iftar çadırları açılıyor, Orta oyunları, gölge oyunları, macunlar, dövme dondurmalar, şerbetler dört bir tarafı dolduruyor. İnsanlar sokaklarda iftarını açıp, gönlünce eğlenebiliyor.

Bu yıl uğramadı Aydın’a Ramazan :( Seni protesto ediyorum Aydın Belediyesi!

e-günlük

İLK BULUŞMA

Saat 20:38

Okunan yatsı ezanıyla bütün ihtişamıyla serildi yer yüzüne Ey Şehr-i Ramazan! Başlar, aynı Rabb’ın huzurunda secdeye vardı, hep bir ağızdan tekbirler getirildi. Çoluk çocuk, kadın erkek herkes Sultanların Sultanı’nın bereketini, havasını, huzurunu doldurdu yüreklerine.

İlk Teravih namazımı, çocukluğumun ilk camii, Konak Camii‘nde kılmak istedim. Kokusunu, yeşil halılarını özlemişim. İlkokuldayken yeğenler, kuzenler, mahalleden arkadaşlarla toplanır, camiin en üst katının tenha yerinde grup halinde güle oynaya teravih namazımızı -sözde- kılardık :) Ama ne namaz! Stand-up gösteri neredeyse. Yere yeni çıkmakta olan erikleri dizerdik de secdeye her gidişte birer tane ağzımıza atar, kütür kütür yerdik :) Namaz çıkışında da diğer mahallenin çocuklarıyla torpil savaşı yapardık.

Onca gırgır şamatamıza hafif uyarılar gelirdi cemaatten ama hiçbir zaman biz çocukları namazdan ve camiden soğutacak derecede tepki göstermezlerdi. Büyüdük, namazlarımızı -adam gibi- kılmaya başladık. Ne o günler geri geliyor, ne o çocukluk arkadaşlarımız, ne de o eski Ramazanlar…