Monthly Archives

Aralık 2005

e-günlük

Deniz Feneri

deniz_feneri

Dün 4 saat süren bir oryantasyon ve teorik eğitim… Bugün sahaya çıkılarak yapılan pratik eğitim… İlk defa böylesine farklı bir atmosferde kapatıyorum bir yılı…

Deniz Feneri Derneği İzmir Şubesi yetkilileri Aydın’daki gönüllülere iki bölümden oluşan bir toplantıyla kendilerini ve il bazında neler yapılabileceğini anlattılar. Aydın’da sayısı binleri bulan insan var, yardım talebinde bulunan. Bunların yerinde ziyaret edilmesi ve varsa yardıma muhtaç yeni ailelerin tespiti gerekliydi. Bu noktada bu işi canla başla yapabilecek hizmet gönüllüleri de…

Bugün sabah 4 kişilik bir ailenin evinde açtım gözlerimi. Sonra bambaşka bir hayatın içinde soluğum kesildi. Daha sonra ayrı bir dört duvarın içinde yaşanan olaylara tanıklık ettim. Gönüllü ekibi ile bir hafta sürecek bir eğitime dahil oldum.

Yol çok uzun. Dosyalar dolusu Aydın’lı aile var, yardım bekleyen… Bugün birçok hikayeye şahitlik ettim. Pazartesi devam edecek yeni yüzler, yeni isimler, yeni hikayeler. Bunu Salı takip edecek, Çarşamba, Perşembe… Ta ki, yeryüzünde son bir yoksula da ulaşıncaya kadar devam edecek yardım faaliyetleri.

İnsanların kimseye muhtaç olmadığı, bol bol birbirine yardımda bulunduğu, felaketlerden uzak yeni yıl(lar) diliyorum.

Şükret ki, yol gözleyen değilsin. Güçlü ol ki, yolunu gözleyen birileri var…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-günlük

Ben İlhan Berk’in Defteriyim

İlhan Berk’in Defteri’ni alıp, kalabalık ve gürültülü bir mekana gittim. Bir taraftan çayımı yudumladım, diğer taraftan sarı fosforlu kalemimle altını çizdim cümlelerin. Özellikle tercih ettim kitabı evde okumamayı. İnsanların da, çocukların da, hoparlörden gelen müziğin de sesini duymak; penceren Yeni Dörtyolda dönüp duran araçları, karşıdan karşıya geçen yayaları seyretmek istedim. Ve çok şey yazmak geldi içimden; biriktirdim hepsini zihnimde.

Kaybolup gittiğim BERK’in derin dünyasından arkadaşımın telefonuyla sıyrıldım. İstanbul’daydı. “Şimdi okudum daha” dedim: Kuşlar öleceklerini anladıklarında İstanbul’a göçerlermiş: Ölünecek bir yer diye.

“Aşk olsun” dedi. “Hayır ben aşk olmayayım, İlhan BERK böyle yazmış”. “Ne güzel İstanbul’dasın” dedim ve “İlhan BERK’e benden daha yakınsın…”

3 saatlik okuma serüvenime evde devam etmeye karar verdim. Yolda liseden edebiyat öğretmenimi (!) gördüm. Ağzından küfür eksik olmayan kabadayı adamı yani… Benim elimde kitap vardı; onunsa kabadayı tespihi…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-günlük

Deniz Yıldızı

yunusevren_evrenist

Vize haftası sona erdi. Yeni Türk Edebiyatı’ndan 95’lik kağıt verdim. Nihayet LES puanımı açıkladım. Deniz Feneri Derneği’nden sürpriz telefon: Yarın önemli bir toplantı beni bekliyor. En sonunda “Ben İlhan Berk’in Defteriyim” !

***

Bugün girdiğimiz Yeni Türk Edebiyatı sınavı ile 2. vizeleri de geride bırakmış oldum. Daha önce yazdığım gibi kabiliyetsizliğimin zirvesinde girdim Yeni Edebiyat sınavına bu sabah ve 95’lik bir kağıt verdiğimi iddia ederek ayrıldım sınıftan. Bekleyelim, görelim; bu defa ezber adına hiçbir şeyin olmadığı sorulara verdiğim cevaplar neticesinde kaç alacağım :)

***

Kendime tanıdığım süre doldu ve LES puanımı soranlara söylemeye başladım. LES için ne gibi benzetmeler yapmalıyım bilmiyorum ama ideallerime ulaşma noktasında önemli bir düğümdü. Ve bu düğüm, almış olduğum 57 puan ile büyük ölçüde çözüldü. Mutluyum, gururluyum ama her halükarda temkinliyim…

Vizeler bitti mi dostlarıma geri dönerim. Onları ihmal ettiğim için zaten huzursuzumdur. Koşar adımlarla eve gelir, “sıradaki!” diye seslenirim. Sıra, çok beğendiğim yazarlardan birinin kitabındaydı. Heyecanla aldığım ve okumayı sabırsızlıkla beklediğim “Ben İlhan Berk’in Defteriyim” kitabına başladım bu gün. İşte altı çizilen, kayda geçen ilk cümleler:

Aşk sözcüğü yerini, anlamını dumura uğrattı. Sıradan bir sözcük gibi yerini her şeye açtı… Gerçekte aşk yoktur: Var kılmak istiyoruz. Bu hakkımız da. Başka bir şeyimiz yok çünkü.

***

Ve ansızın çalan telefonun ardındaki bayan Deniz Feneri Derneği’nden aradığını söylüyor. “Yarın Aydın’dayız ve sizi toplantımıza davet ediyoruz.” diyor. Nasıl mutlu oluyorum anlatmak mümkün değil. İnternet üzerinden gönüllü olduğum ancak bir türlü bir gönüllülük sergileyemediğim Deniz Feneri’nin bu ince davetine iştirak edecek olmanın heyecanı içerisindeyim. Deniz yıldızı olabilmek adına…

*Fotoğraf: İstanbul Eylül ’04

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-günlük

Herkes Burada

yunusevren_evrenspot

HERKES BURADA ! YA SEN ?
Onlar 2006′ da e-vren günlüğü için yazıyor; hayatlarını anlatıyorlar !

evrensoyucok_ampulramo

Pamukkale Üniversitesi İktisat Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Ramazan TEKKOYUN, Ocak 2006’da e-vren günlüğü’nün Misafir Kalemi oluyor, geçmişini bu sayfalarda paylaşıyor.

harun

Pamukkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı 4. sınıf öğrencisi Harun BOYLU, Şubat 2006’da Paşa’sının Misafir Kalemi oluyor, e-vren günlüğü için kalemini konuşturuyor.

prenstenes

Blog ve edebiyat dünyasının usta kalemi Prens Tenes, Mart 2006’da e-vren günlüğü’nün Misafir Kalemi oluyor; birbirinden özel fotoğrafları eşliğinde e-vren günlüğü’ne özel yazılarını bu sayfalardan paylaşıyor!

2006 E -SÖYLEŞİLERİ

blalemrah

Adnan Menderes Üniversitesi Toplum Gönüllüleri Topluluğu ikinci dönem başkanı Bilal Emrah İBİL, Ocak 20o6’da Y. Evren S.’nin sorularını yanıtlayacak, ADÜ ToG ve sosyal sorumluluk projeleri hakkında merak edilenleri anlatacak.

caglar

O, blog dünyasının gizli saklı Çağlar’ı. Her gün elektronik günlük yazıyor, yazılarını yüze yakın okur yakından takip ediyor. Kendisini bir sır gibi saklayan Çağlar, Şubat 2006′ da Y. Evren S.’ nin E – Söyleşisine konuk oluyor. Çağlar ilk defa özel fotoğraflarını ve bir engelli olarak neleri başarabildiğini e-vren günlüğü’nde paylaşıyor.

GERÇEK BLOG TADINDA, DOĞRU DÜRÜST BLOG

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-vreniyyat

Kendimi kaybettim

yunusevren_26.09.2005_(4)

İlk defa ulaştı cümlelerin bana, ellerin ellerimi ilk defa tuttu ve Evren yıllardır beklediği an’ın şaşkınlığıyla yıkıldı kaldı…

Ne kadar yaşattım seni içimde. Ne kadar özledim, ne kadar sevdim, ne kadar yaşadım gönlümde… Bir konuşabilsek, bir bakışabilsek, bir dokunabilsek yüreğimize… sana ne çok şey anlatacaktım. Adını bildim sadece. Sadece adınla yılları biriktirdim avucumda. Gözlerini gördüm zaman zaman gözlerimde. Saniyeleri geçmedi bu büyük bayram.

Konuşmanın bittiği bir kıyı var.*

Mayıs’ın 15’inde doğduğunu öğrendim önce… Üzerinden bir kaç gün geçmeden, ansızın dikildin karşıma. Elini uzattın, Evren için cümleler kurdun… Yılların hayalini hiç hesapta yokken yaşattın. Bir sırdın ve 2005 Aralık’ının 28’inde saat 13:20’de gizlerinin kapısını araladın bana. Gönlüm yerle bir oldu… İyi mi ettin, kötü mü bilmiyorum. Ulaşamadığım sen, bu kadar yaklaşınca bana sanki daha çok acı çektim…

Haydi, bana bir şeyler yaz… Buradaysan eğer… Çünkü ben sen’deyim… Gecenin bu vakti…

*Oktay Rifat

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-günlük

Ne dersiniz, başlayalım mı?

yunusevren_evrentepe

Ben yeni mekanıma taşınmak üzereyim. Çok heyecanlıyım çünkü herkes burada. Yorumların chat odasına dönüşmesi tartışılıyor. LES’ten sonra ikinci büyük sınavım: Kabiliyet Vizesi. Bir kaç eposta “Misafir Kalemler neden değişti?” diye soruyor; “blogunda yanıtla” diyorlar :)

***

Yeni bir sayfaya taşınmayı planlıyorum. WEB uzantı adresim değişmeyecek de, sanırım bir hosting satın alacağım. Şimdiler de çok yoğun olduğu için kendisine bir şey söylemiyorum ama e-vren günlüğü’nün yeni tasarımını PİŞİRİCİ’nin profesyonel ellerine bırakmak istiyorum. (Okuduysan öğrenmiş oldun)

***

2006 yılı programım sayfanın en altında da gördüğünüz gibi belli oldu. 3 değerli arkadaşımın elektronik günlüğümde yazacak olmalarının ve iki değerli insanla elektronik söyleşi yapacak olmamın heyecanını yaşıyorum. Bakalım ortaya ne gibi ürünler çıkartacağız el birliği ile.

***

Messenger adresimi yayımlamaya başladığımın ilk gününden itibaren soru epostaları almaya başladım. Öyle ki, 3-5 kişi sözleşmiş gibi bana “neden Misafir Kalem olacakları değiştirdin?” diye sormuşlar. Değişen tek bir isim var o da bir bayan arkadaştı. Kendisi derslerinin yoğunluğunu bahane ederek (!) Şubat ayında yaz(a)mayacağını iletti. Onun dışında Çağlar ve Bilal Emrah ile e-söyleşi yeni alınmış bir karar. Harun’un misafir kalem’liği de öyle… Yazmak isteyen varsa buyurur yazar, blogum herkese açık.

***

LES’ten kaç puan aldığım hala muamma olarak kalmaya devam ederken “Ben Kabiliyetsiz miyim?” başlıklı yazımda bahsettiğim gibi kabiliyetsiz olduğumun iddia edildiği Yeni Türk Edebiyatının 2. vizesine odaklanmış durumdayım. 29 Aralık Perşembe günü gireceğim bu sınavdan kaç aldığımı ve buna bağlı olarak LES’ten de kaç puan aldığımı bu sayfalarda paylaşacağım.

***

Gelelim başlık konumuza. Komünite‘de e-günlüklerin yorumlara açık olup olmaması tartışılıyor. Blog sayfasının sahibinin yorumlara yine yorum kısmından cevap yazmasının ne kadar doğru olup olmadığı masaya yatırılıyor. Ben de şimdiye kadar yorumlara hiç buradan cevap vermedim. Ya epostayla teşekkürümü ilettim ya da yorum sahibinin bloguna cevap bıraktım. Baktım ki madem şeffaflık diyorsunuz, blog sahibinin yaşadığını, yorumlarınızı okuduğunu anlamak istiyorsunuz… Madem öyle, bundan böyle bütün yorumların altına cevabımı yazıyorum. Ne dersiniz; başlayalım mı :)

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-vreniyyat

Kocaman bir yalandım ben

yunusevren_04.11.2005_(5)

Mevlana ile Tebrizi arasındaki dostluğu anlattım ona. Aşklarından bahsettim.

Dinledi önce ve sordu:

Mevlana ve Tebrizi mi daha gerçek yoksa sen mi?

Ben gerçektim ama yalan’ı yaşıyordum. Kesinlikle yalan’ı… Dostum yoksa eğer hayatımda ve yanı başımda… Ne kadar doğru da olsam, ne önemi vardı ki? Ben kocaman bir yalandım !

“Hiçbir şey için geç kalmış değilsin” dedi kızıl rengiyle… ve ekledi: Ben de…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.