PTT Rezaleti ve LES

yunusevren_evrenmc (1)

Size bugün iadeli taahhütlü bir mektup gönderebilmek için tam 3 PTT şubesini dolaşmak zorunda kaldığımı (bırakıldığımı) söylesem inanır mısınız? İnanırsınız elbette. Benim yalan yazmayacağımdan değil; burası Türkiye olduğu için inanırsınız :)

Yurt dışına 3 adet iadeli taahhütlü mektup göndermem gerekiyor, en iadelisinden. Hemen belediye binasının içindeki PTT şubesine gidiyorum. Memur, yurtdışı gönderi kağıdı olmadığını, 7 Eylül şubesinde bulunabileceğini söylüyor. 7 Eylül şubesine gidiyorum. Bayan memur sağa sola bakınıyor ve 2 adet gönderi kağıdı bulabiliyor. Oysa bana 3 tane lazım. “Siz merkez müdürlüğümüze gitseniz daha iyi olur” diyor. Verdiği 2 adet gönderi kağıdını da -elinde numune olarak kalması için- geri alıyor. Gelen giden eşe dosta gösterecek zannediyorum :)

15 dk mesafedeki merkez müdürlüğe gidiyorum. Memureden yurt dışı iadeli taahhütlü kağıdı istiyorum; eliyle karşı tarafı işaret ediyor: Hanımefendi de TIK yok. Dolduruyorum kağıtları ve tekrar bayana uzatıyorum yan taraftaki memuru gösteriyor bir el hareketiyle: TIK yok. Erkek memura “iyi günler, kolay gelsin, bunlar Avusturya’ya gidecek” diyorum: Ondan da TIK yok. Sadece gönderilerin ücretini söylüyor. Ne bir teşekkür, ne bir iyi günler… Şu son günlerde atakta olduğunu iddia eden PTT’nin şubelerinde ne bir yurt dışı iadeli taahhütlü kağıdı, ne eşit hizmet ne bir TIK ne de bir kelam var!

Haydi Evren bak sana malzeme çıktı yine diyorum ama önce PTT başmüdürlüğüne şikayet epostası atmaya karar veriyorum. PTT’nin internet sitesinde tek bir eposta adresi bulamıyorum. Bol miktarda irtibat telefonu koymuşlar :) İsterseniz bir bakın bakalım. [Bkz.]

***

Beni takip edenler bilir: Bu sayfalardan LES stresimi çok da iyi yansıtmıştım :) Gün geldi LES’e girdik, dün oldu LES sonuçları açıklandı. Bugün okulda herkes birbirine puanını soruyordu. Ben dün sonucu öğrendikten sonra kimseye söylememe kararı aldım (Hayır ne düşük ne de yüksek olduğu için değil) Sadece ailem biliyor bir de TC kimlik numaramı ele geçirmeyi başaran Harun (!) Öyle ki arkadaş yememiş içmemiş hatta uyumamış LES sonucumu internetten öğrenip gecenin 02’sinde bana mesajlamış :) Şöyle ortalık bir durulsun, ben LES puanımı yazacağım ayrı bir başlık altında. Sevgiyle…

*Fotograf Ağustos ’05 / Aydın McDonald’s

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Bırak, Yarım Kalsın Cümlem

yunusevren_evrenloj

Hep bir adım ötede durdun bana… Susmakla, bakmakla yetindin… Beni de buna alıştırdın… Ve sen yarım kalan bir cümlem oldun. Tamamlamaya hiç cesaret edemediğim yarım bir cümle…

BIRAK YARIM KALSIN CÜMLEM…

İlk defa “haydi tamamla cümleni” dedin bana. Oysa biliyordun ki susmuştum. Kesilmişti bakışlarım ve durmuştu kalp atışlarım.

Yürünmeyen yollardan yürüdük, basılmayan taşlara bastık. Ve seninle aynı yağmurun altında ıslandık. Kol kola yürüdük ama göz göze gelemedik. Yanımızdan geçenlerle, yanından geçip gittiklerimize baktık. Onca yolu tek bir söz etmeden harcadık.

Yağmur dineli henüz bir kaç dakika oldu; kurumadı bile ıslananlar. Kokun sinmişti üzerime de, senden kalan hiçbir şey olmamıştı bana.

Şimdi yoksun, uzaksın, başka gözlerde başka yüreklerde misafirsin. Bu hayattan çıktın; bu hayata giremeden. Ne tuhaf… Herkesin bir cümlesi var, tamamlanmayı bekleyen.

*Fotoğraf: Kasım ’05 Aydın / Teşekkürler EFE

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Formasyon kaldırılıyor

yunusevren_evrenuni

Her zaman söylenegelen dedikodular dün öylesine destekli bir şekilde kulağımıza geldi ki, “nedir bu işkence, kaldırılacaksa kaldırılsın artık” deyip Eğitim Fakültesi Dekanının odasına gittik. Ve dedikoduların aslı var mı yok mu sorduk. Ve duyduklarımızdan çok da farklı olmayan bir cevapla karşılaştık:

Fen Edebiyat mezunlarına verilen tezsiz yüksek lisans uygulamasının kaldırılması gündemimizde.

Türkiye’deki bütün eğitim fakültesi dekanları toplanmışlar ve rahatsız oluyoruz demişler. Biz öğretmen atamalarında eğitim fakültesi mezunu olanların önünü tıkıyormuşuz, falan filan…

Bugünse, hem Türk Dili Edebiyatı bölüm başkanı hem de Sosyal Bilimler Enstitü başkanının açıklamalarıyla çalkalandı sınıf: YÖK, seneye bütün pedagojik formasyonların (tezsiz yüksek lisans) kaldırılması konusunda yazı yollamış.

Eğitim fakültelerinin önünü tıkamamız mümkün değil çünkü alanlarımız farklı. Olsa olsa Türkçe Öğretmenlerinin önünü kesiyoruzdur ama aramızda büyük bir fark var: Onlar ortaokullarda derse giriyorlar; biz ise liselerde. Türkiye’de 9 üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği var. Buradan mezun olanlarla bu ülkenin edebiyat öğretmeni açığı kapatılabiliyorsa, buyursun formasyonu kaldırıp Fen Edebiyat mezunlarının öğretmen olmasını engellesinler.

Ama öğretmen olsun diye çocuklarını bu bölümlere yollayan anne babalara “fen edebiyat mezunları araştırmacı olmalı” mantığını nasıl anlatırlar, harcanan maddi manevi emekleri nasıl karşılarlar, bunları da düşünsünler… Düşünsünler ki, bir anda damdan düşmüşe dönen son sınıf öğrencilerine bir çıkar yol göstersinler!

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Cevaplı[Yorum]

yunusevren_evrengoz

Sevgili Nurbanu, “Ağlayabildiğim Kadar” başlıklı yazıma bıraktığı yorumda iki küçük kızla gittiğini yazmış “Babam ve Oğlum” filmine. Ve eklemiş “biri kardeşim biri yeğenim.” ikisinin de babası ölmüş… Nurbanu’nun babasına Allah’tan rahmet diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve bu film babasını kaybedenleri daha çok etkiliyor…

***

Sevgili Çağlar, “Engelleme, Gel Dengele” başlıklı yazıma yapmış olduğu yorumda “Sakatlar Derneği”nin adından dolayı üzüldüğünü yazmış. Sakatlar Derneği Aydın Şubesi Başkanı Sevgi teyzem bugün yorumu okuyunca tekrar yineledi: “Bize mimoza da deseler biz sakatız! İçinde bulunduğumuz gerçek ‘engelli, özürlü’ diyerek değişmiyor.” Belki arkadaşlara “sakat” kelimesi kaba geliyor ama yolda yürürken kolumuz bacağımız kırıldığında sakatlanmaya devam ediyoruz, özürlüleşmiyor ya da engellenmiyoruz :)

***

Sevgili çiçeği burnunda nişanlı yeğenim Alperen’e de Aydın milletvekilinin adını yanlış yazmamdan dolayı beni uyaran mesajı için teşekkür ediyorum. Önce ÖVÜNÇ yazmıştım, baktım “hadi ÖĞÜNÇ olsun” dedim. Meğer ÖĞÜŞ’müş. E benim siyasetle alakam olmayınca, böyle yanlışlıklar olabiliyor :)

***

Sevgili Prenstenes de, “Engelleme, Gel Dengele” başlıklı yazıma çok güzel bir yorumla katkıda bulunmuş; çok da güzel bir mesaj vermiş: “Hepimizin öncelikle beynimizdeki engelleri aşarak engelli insanlara ulaşabilmemizi dilerim.”

***

Sevgili Icha, “Ben Kabiliyetsiz miyim?” başlıklı yazıma çok içten bir yorum yapmış. Ortaokul döneminde müziğe olan ilgisine rağmen yeni müzik öğretmeni tarafından korodan ve başkanlıktan çıkarılmış. Sevgili Ayça, insan boynunu bir büktü mü haksızlıklar ve olumsuz durumlar karşısında; bir daha kolay kolay dik yürüyemiyor. Savaşmak, sabretmek ve direnmek en güzeli bence…

***

Sevgili Pierrenague, “Engelleme, Gel Dengele” başlıklı yazıma yaptığı yorumda “yedi göbek İstanbullu” olduğunu yazmış. Şu an Konya gibi muhteşem bir şehirde yaşıyor ve ben sitesinden kendisini takip ettikçe çok kıskanıyorum :) İstanbul’da çok yararlı işlerde faaliyet göstermişsiniz ve şimdi Meram’da sükunet içinde yaşıyorsunuz. Eşinize ve size hem uzun hem de huzurlu günler diliyorum. Konya’da bir kapınız var demişsiniz sitenizde. Biliyorum, bir kapımız var sayenizde…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Engel olma, gel dengele!

Bugün Aydın Sakatlar Derneği‘nin bir yemeği vardı. Türkiye’de bir ilke imza atan Aydın Sakatlar Derneği şubesi bir Avrupa Birliği projesi gerçekleştirerek yüzlerce engelliye umut ışığı olmuştu. Bu yemek de projenin başarısını kutlamak ve bütün üyelerle eğlenmek amacıyla yapılmıştı. Continue reading →

Ben Kabiliyetsiz miyim?

yunusevren_evrenkabil

BEN Mİ KABİLİYETSİZİM, YOKSA KABİLİYET DENEN ŞEY BAŞKA BİR ŞEY Mİ?

Şu kaderin işine bakın ki daha geçen hafta Pamukkale Üniversitesi’nden eski hocam (Yrd. Doç.) Turgut TOK’la akademik kariyer yapma üzerine konuşmuştuk.Yeni Türk Edebiyatına olan ilgimden, Prof. Dr. İsmail ÇETİŞLİ’nin yanında yüksek lisans yapmaktan, ÜDS puanından, LES sonuçlarından dem vurmuştuk. Gönül elbette İsmail ÇETİŞLİ gibi bir hocanın yanında yüksek lisans yapmayı isterdi ama Pamukkale Ü. cehennemine bir daha dönmeyeceğimi Turgut Hocam da ben kadar iyi biliyordu. Ve cevabım üzerine akademik kariyer planlarım yeniden gözden geçirildi.

Öyle ki, ben aylar öncesinden yine bu sayfalarda Yeni Türk Edebiyatından yüksek lisans yapmak istediğimi yazmıştım. [Bkz.]

Yine kaderin şu cilvesine bakın ki daha 2 gün önce ADÜ’den bir hocamla odasında benim kabiliyetsizliğim üzerine konuştuk. Bilgilerim noksandı, hiç çalışmıyordum, bilgilerimi aktaramıyordum ve kariyer yapacağım diye yırtındığım Yeni Türk Edebiyatında kabiliyet denen üstün vasıftan yoksundum :) Beş Hececiler’in ismini bile bilmiyordum.

Öyle ki, değerli hocam sınıftan bir arkadaşla kıyaslıyor beni ve diyor ki: “O bile senden yüksek aldı.” Dönüp bakıyorum: “Bu mu!” İnanılır gibi değil ama gerçek. Benim bir ayda okuduğum kitabı o arkadaş bir yılda anca okuyor. İnanmazsanız karşınıza alıp bir konuşturun bizi :)

Kaderin şu işine bakın ki tekrar (!) bu arkadaşın sınav günü duvar kenarına oturup Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının sınıflandırılmış şemasını oldugu gibi duvara yazdığını öğreniyorum.Bense ezberleyememişim onlarca şahıs isminden oluşan şemayı. Ağacı çizmişim ama meyvelerini yerleştirememişim. Resim konusunda ilkokuldan beri “kabiliyetsiz”imdir zaten.

Sınav kağıdıyla tescillenen bu kabiliyetsizliğim sonucunda geçen hafta Pamukkale Ü. Fen Edebiyat Fakültesi’nde Turgut Hocamın odasında yeniden inşa ettiğim gelecek planlarımı ADÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nde tekrar değiştiriyorum:

Madem öyle, haydi Evren askere ! LES’e girmiş bulundum artık ama kaç puan gelirse gelsin kullanmak yok; hele hele Mayıs’taki LES’e asla girmek yok. Ne tezli ne tezsiz, Yüksek Lisans’ın hiçbir türünü yapmak yok. Günde 150 sayfa kitap okudun da noldu ? Aynen devam et, askerde 500’e çıkarır aradaki mesafeyi kapatırsın. Asker dönüşü git bir dershanede çalış, olmadı MEB’te öğretmen ol ama sakın üniversitede kariyer yapma !

Yine yine şu kaderin cilvesine bakın ki annem Safiye Sultan benim hep üniversitede kalmamı isterdi. Öğretmen olmamam konusunda Safiye Sultan’la hemfikirken bir noktada ayrılıyoruz: İyi de ben, profesör de olmak istemiyorum :)

Kader işte: Bugün edebiyatın, sinemanın, tiyatronun dev isimleri, zamanında “kabiliyetsiz” olarak nitelendirilmişlerdir. Ama onlar bunlara kulak asmadan bildiklerini okumaya devam etmişlerdir. “Ben kendimden eminim, yine de kendime güveniyorum” dediğimde, “bunun da başlı başına bir sorun” oldugunu söyleyen hocama rağmen, ben yoluma devam ediyorum.

PEKİ BEN GERÇEKTEN KABİLİYET(SİZ) MİYİM?
Turgut Hocam, Pamukkale’den ADÜ’ye geçeceğim zaman “Ege Üniversitesine geç, büyük denizde boğulmak daha iyidir.” demişti ve eklemişti: “Sen kariyer yapacak adamsın.”

Bugün yine bir üniversite hocası “kabiliyetsiz, bilgisiz” diyor bana. Kendime olan güvenimi ise ciddi bir problem olarak görüyor.

Victor Hugo adını hiç duymayan kaç genç vardır: Hiç! Peki TDE son sınıfa gelmiş ve Beş Hececilerin kimlerden oluştugunu bilmeyen kaç öğrenci vardır: Biir! O da ben :) Öğretmen her şeyden önce bir psikolog donanımında olmalı diye düşünüyorum 18 yıllık öğrencilik hayatımdaki tecrübelerimden yola çıkarak…

Öğretmen olmayacağım, profesör belki olurum… Ama yarın Ali KIRCA’nın masasında ben oturacağım! Ve bir gün kariyerimin zirvesindeyken ADÜ Fen Edebiyat Fakültesinin bir odasında kabiliyet(siz)liğim konusunda yapılan yorumu gülerek hatırlayacağım. “İyi ki” diyeceğim: Kabiliyetsizmişim :)

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Bir Ok’tur Ölüm

yunusevren_evrenanfi

“Ne kadar ağlarsam, o kadar seninleyim sanki…” dedim “Ağlayabildiğim Kadar” başlıklı yazımda.

“Ben de konuşmuşum babamla hem de kanserden kaybedince…” diye başladı söze PrensTenes

Öyle bir şiir yazdı ki günlüğümün yorum kısmına, yüreğim “al bunu koy en başa” dedi !

Ve PrensTenes, Mart 2006’da e-vren günlüğü’ne özel yazısından önce Ölmüş Bir Babaya Yaktığı Ağıdıyla bu sayfalarda yerini aldı:

“Ben yine bildiğin benim”
Demeye varmıyor dilim
“Alıştım yokluğuna”
Yazsa da elim
“Ucu içimde kırık”
Bir oktur ölüm.

demişim.

sonraa
Ölürayak,
Umut aşılamayı öğretti babam
Babam; ilköğretmenim.
Babam; büyük adam.
Babam; koskoca Bozcaadam.

Ölürayak,
Baktı gözlerime
Güçsüzlüğünü saklayarak…

Etleri çekilmiş bu çocuk babam!
Babam;
Çocukluğuna dönmüş adam!

Hayır, bu oyun öyle değil baba!
Ben senin çocuğunum unutma!

Donkişot!
Mızraklarını kuşan da gel
Çağımızın düşmanı kanser!

demişim.

Süleyman GÜNER (PrensTenes)

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.