Öğretici Ruh / A.S.Neill

Bu kitap bir, mutsuzluğun nasıl doğduğunu gösterme, onun insanların yaşamını nasıl yıktığını ve mutsuzluğun hiç doğmaması için çocukların nasıl eğitilmesi gerektiğini belirtme girişimidir.

NEILL, kitabı Öğretici Ruh‘u böyle tanımlıyor giriş’te. Neill’in sıra dışı okulu Summerhill‘deki sıra dışı eğitiminin, akıl almaz öğrenci – öğretmen ilişkisinin detaylarını kitapta okudukça ilkokuldan üniversiteye kadar ne kadar da kötü bir eğitime tabi tutulduğumu düşündüm. Bir öğretmenseniz bir öğrencinin, ana-baba iseniz bir çocuğun nasıl yetirştirilmesi gerektiği konusunda iyi bir fikre sahip olmak istiyorsanız Öğretici Ruh’u mutlaka okumanızı, hatta tekrar tekrar okumanızı tavsiye ediyorum.

Kitabın künyesi: Öğretici Ruh, A.S.NEILL, Kariyer Yay. , Ekim 2001, İst.

Söz ve Diksiyon Sanatı / Nüzhet ŞENBAY

Kitabı iki defa okumak durumunda kaldım, çünkü sindirimi kolay bir eser değil. Bundan kastım kitabın zorluğu değil, aksine düzgün bir telaffuza sahip olabilmek için yapılması gereken pek çok “alıştırma” içeriyor olması. İkinci okuyuşumun amacı, bu alıştırmaları uygulamaktı.

Şenbay kitabında, “Lakırdının perlesengi denilen, konuşurken dile dolanan, gerekli gereksiz tekrarlanan ‘efendim’, ‘efendime söyleyeyim’, ‘uzatmayalım’, ‘yani’, ‘anlatabildim mi’ gibi sözlerin konuşma sırasında sık sık söylenmesi dinleyeni rahatsız eder.” diyor. Ayrıca “tamam mı”, “tamam”, “oldu”, “boş ver”, “işte”, “hım”, “hı”, “şey” gibi sözlerin tekrarlanmasının konuşmaya bayağılık kattığını ve dinleyenleri sıktığını da ekliyor.

Kitabın künyesi: Söz ve Diksiyon Sanatı, Nüzhet ŞENBAY, YKY, Mart 2005, İst.

Sıra Dışı Yaşam Becerileri

Uzun süredir okuduğum ancak son haftalardaki olaylardan dolayı bir türlü elime alamadığım Melih ARAT‘ın Sıra Dışı Yaşam Becerileriadlı kitabını nihayet bitirebildim. Son derece yararlı bulduğum kitap, öyle okumuş olmak için okunacak, bitirdikten sonra kapağını kapatıp rafa kaldırılacak bir özellik taşımıyor. Elde kalem, sürekli notlar alarak ve çoğu bilgileri hemen uygulamaya geçirerek günlük yaşamda ciddi bir geri dönüşüm elde edilebilecek bir kişisel gelişim kitabı.

Sıra Dışı Yaşam Becerileri’ndeki bilgilerin hemen hemen hepsi son derece yararlı, uygulanabilir nitelikte. Ama Melih ARAT kitabının 208. sayfasında insanları Önden Motorlular ve Arkadan İttirmeliler olmak üzere o kadar hoş bir benzetmeyle iki ayrı gruba ayırmış ki çok güldüm. ARAT, diyor ki:

Önden Motorlu insanlar, kendi kendilerine harekete geçebilen, kendilerine verdikleri sözleri tutabilen, tek başlarına erkenden kalkıp yürüyüşlerini yapabilen, başkalarına söz vermeden projelerinde ilerleyebilen insanlardır.

Arkadan İttirmelilerse, ancak dış kaynaklı itici bir kuvvet olduğu zaman iş yapan, sınav günü gelince çalışan, patrona mahçup olmamak için işini tamamlayan, ancak sunum yapılacak günün gecesinde projeyi bitiren insanlardır.

Kitabın künyesi: Sıra Dışı Yaşam Becerileri, Melih ARAT, Varlık Yay., 2006 İst.

KİTAPLARDAN BAŞKA

İngilizce kursu olduğu için çarşamba ve cuma günlerini iple çekiyorum. Ortaokul sıralarındayken çok meraklıydım ingilizceye. Yıllar sonra eski hevesim yerine geldi. Sınıfta üç kişi ders işlenirse, öğretmen de iyi olursa derslerden zevk almamak mümkün değil elbette. Gerçi bugün bir kursiyer ayrıldı. Kaldık iki kişi :)

Sabah ingilizce kursu. Öğleden sonra yarınki ödevler için ders çalıştım. Zehir gibi uyku bastırınca ikindi vakti demedim yatıp uyuyudum. Saat 16.30’da zor açtım gözlerimi. İnsan aptal gibi oluyor. Bir hocamız vize yapmadı, yerine ödev verdi. Yarın teslim etmemiz gerekiyor. Başka bir dersten de konuyu kendimiz anlatacağız grup arkadaşlarımıza, ona hazırlanıyorum. Sıkıldım. “Okunmayı bekleyen ne çok kitabım var” dedim. Bana şöyle 365 gün verseler, hiç arayıp sormasalar beni. Kitap okumaktan başka bir işim olmasa. Yukarıda gördüğünüz kitaplardan başka, online kitap sitelerinin alışveriş sepetlerinde sakladığım ve ilk fırsatta alacağım diğer kitaplar da var. Hepsi okunma sıralarını bekliyor. Şu sıralar Melih ARAT‘ın Sıradışı Yaşam Becerileri‘ni ve ikinci defa okuma ihtiyacı duyduğum Nüzhet ŞENBAY‘ın Söz ve Diksiyon Sanatı’nı okuyorum. Nüzhet ŞENBAY dedim de, aklıma geldi: Eylül ayındaki yüksek lisans mülakatında jürideki profesör o günlerde okuduğum kitabı sormuştu da Söz ve Diksiyon Sanatı’nı okuduğumu söylediğimde “O edebiyat kitabı mı canım!” diye terslemişti beni. Kitap kitaptır işte, edebisi mi olur bunun diye geçirdim içimden. Neresi kötü diksiyonla ilgili bir kitabın. Yatıp kalkıp Türk ve dünya klasiklerini okuyacak halimiz yok. Komik şeyler bunlar…

Kitaplarım, kitap ayraçlarım, çay kupalarım ve sağda görüldüğü üzere kitap dayanağım. {Adı böyle olsa gerek} Geçen yılki 14 Şubat sevgililer gününde kargoyla gelmişti. Gönderen kim hala belli değil. Bir sürü isim üzerinde fikir yürütmüştüm kardeşimle ama o gün bu gündür bana bu kitap dayanağını gönderenin kim olduğu çıkmadı ortaya. Sadece İzmir’den geldiğini biliyorum. Kargo şirketi de öyle profesyoneldi ki, onca ısrarıma rağmen söylemedi gizli hayranımın kim olduğunu :) Beni sessizce dinleyen ama sonrasında çok şey anlatıp, bana her şeyi unutturan en yakın dostum kitaplar. Evren’in koşuşturması bir bitse; şu, ara yıl tatiline bir girilse de tek tek ilgilenebilse onlarla, çabuk çabuk okuyuverse…

OSMANLICA TÜRKÇE MİDİR?

“Osmanlıca, yazı dilidir ve Türkçeden ayrı bir dildir… Prof. Faruk K. TİMURTAŞ’ın da Osmanlıca Grameri’nde belirttiği gibi, Türkçe esas olmak üzere Arapça ve Farsça birçok kelime, şekil ve kaideleri içine alan ayrı bir dil’dir.”

“Osmanlıca, (…)yazı dili olarak, 15. yy.’dan 20.yy’ın başlarına kadar edebiyat, bilim ve resmi yazışma dili’dir. (…) Osmanlıcanın Türkçenin değişik bir biçimi değil, Türkçeden ayrı bir dil olduğunu kesinlemek gerekir.”

Değerli hocamızın da söylediği gibi Osmanlıca Türkçeden ayrı bir dildir. Esasında bu dil inanılmaz zorluklar ihtiva eder. Bu zorluklar hem yazımda hem de telaffuzda kendini gösterir. Birçok Osmanlıca bölümü öğrencisi de bu zorluklardan dolayı yardım alacak bir uzman arar.

Sizler belki bir Osmanlıca bölümü öğrencisisiniz belki de Osmanlıca alanında çalışma yapan bir akademisyen, nihayetinde varsayalım ki bu dil üzerine desteğe ihtiyacınız var. Ne yapacaksınız? Osmanlıca tercüme bürosu Protranslate.net sizlerin yanında… Yedi gün yirmi dört saat çalışmaya hazır profesyonel bir ekiple hizmet veren Protranslate platformu uygun fiyatlarıyla sizlere en zorlu Osmanlıca tercümelerinizde bile destek verecek.

Kaynak: Sözün Gücü, Hilmi Yavuz, Dünya Yay., s.88-89

YÜZYILIN AŞKLARI

Yaşaya geldikleri hayatlarını hiç düşünmeden terk ettiler. Ailelerini kaybetme pahasına arkalarına bakmadan yeni bir sevdaya yelken açtılar. Sırılsıklam aşık oldukları kadın ya da erkeğin uğruna canlarını feda ettiler. Ama hayal ettikleri büyülü aşkı hep yarım yamalak yaşadılar.

Can DÜNDAR‘ın, Adnan MenderesAyhan Aydan aşkından, NâzımPiraye aşkına, Yılmaz GüneyFatoş Güney aşkından, Yıldız KenterŞükran Güngör aşkına kadar ülke gündemini meşgul eden pek çok sevdayı konu edindiği “Yüzyılın Aşkları” kitabından bahsetmeyeceğim. Orada bahsi geçmeyen bir ayrıntıya değineceğim sadece.

İsmini vermeyeceğim ama bu yazıdaki ismi Celal olsun. Canım kadar sevdiğim Celal abimle 45 dak. süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik birkaç saat önce. Dertliydi, mutsuzdu ve büyük bir çıkmazdaydı. Uzun bir süredir hayatında bir kız var, ortak hayaller kurduğu. Seviyor, seviliyor… Ancak Celal abinin annesi bir türlü kabul etmiyor, onaylamıyor onların sevdasını. Bu konu her açılışında ortam gerginleşiyor, işler iyice sarpa sarıyor. Ve Celal abim, derin bir ümitsizliğe gömülüyor, her geçen gün.

Ana-baba rızası olmadan gerçekleştirilen evliliklerin ömrü de, huzur durumu da bilimsel olarak “olumsuz” olarak tespit edilmiştir bugün. Zorluklar yaşanıyorsa, itiraz sesleri yükseliyorsa “bunda bir hayır vardır” demek en doğrusu sanki. İşte bütün bunlar konuşulurken telefonda, “Yüzyılın Aşkları”nda insanın yüreğini kabartan efsanevi aşk masallarında atlanılan bir detay geldi aklıma:

Kitapta bahsi geçen 10 “ateşli aşkın” kahramanlarının çoğu ailelerini, sevdaları uğruna terk etmişler; sevdiklerini geride bırakmışlar, alışageldikleri hayatlarına veda etmişlerdi. Çoğu, arzu ettikleri “büyülü sevdayı” yaşayamadı. Ya aldattılar, ya aldatıldılar, ya hasret çektiler ya da süründüler… Ailesini hiçe sayıp sevdaya yelken açan yürekler nedense ömürleri boyunca gülemedi… Ama kitapta bu ayrıntının altı hiç çizilmedi.