Şu Çılgın Türkler ve Türkmen TV

yunusevren_cilgin

“ŞU ÇILGIN TÜRKLER” ÇILGINLIĞI!

Çok önceden satın aldığım ama ancak okumaya başlayabildiğim Şu Çılgın Türkler romanı nedense beni o kadar da cezp etmedi. Kitap hakkında bir dünya yorumu dinleyince büyük bir beklenti içine girdim ve psikolojik olarak mükemmel ötesi bir tarih romanı ile karşılaşacağımı ümit ettim. Demek ki bir roman çıkar çıkmaz okunmalıymış. Ben kitabı elime alıp soluksuz bir şekilde okuyamadım. Diğerlerinin aksine çok aralar verdim. Şiir kitaplarını devirdim 700 küsurluk dev eseri okurken. İnsan Nihad Sami BANARLI, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL, Ahmet Hamdi TANPINAR okuduktan sonra Turgut ÖZAKMAN okuyunca böyle ters etki yapıyor demek ki :) Cümle kuruluşları tek düze, basit, sıradan vs. Edebiyat öğrencisi olup da bir romanı sadece konusuyla baş başa kalarak okuyamamak ne kötü Allah’ım.

Elbette ben de şiddetle tavsiye ediyorum bu kitabı -öncelikle- her Türk gencinin okumasını. Doğru dürüst öğretilemeyen / öğrenemediğimiz / merak edip de öğrenmeye kalkmadığımız Şanlı Tarihimizi en azından Şu Çılgın Türkler Çılgınlığının yarattığı havaya kapılan gençlerimiz kitabı alır okur da bilgi edinir.

Tarihimizi bilmenin önemi / bilmemenin sonuçları Şu Çılgın Türkler’in 216. sayfasında Atatürk’ün ağzından şöyle iletiliyor okuyucuya:

“kaçak sayısı?”

“tam sayı belli oldu. Şaşırmaya hazır ol: 30.809.”

“Üstelik bunların 30.122′ si de tüfeğiyle kaçmış. O yüzden elimizde az tüfek kaldı.”

“Ordunun yarısı bu!”

“Ne yazık ki evet.”

M. Kemal isyanla ayağa kalktı.

“Anadolu’yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilinçlendirmemişiz ki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir öğretilir. Bu yüzden iki yıldan beri düşman kadar cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz…”

Bu gün liselerde ve üniversitelerde öğrencilerin Şu Çılgın Türkler’ i okumaya teşvik edilmesi, sınavlarda bundan da sorumlu tutulmaları haberlerini; 2006 ÖSS’ de Şu Çılgın Türkler’ den soru geleceğine yönelik dedikoduları duyunca inanılmaz mutlu oluyorum.

Bunca yorumun neresinde kaldı peki Kerkük ve Türkmen TV?

Milli duygularımın iyice depreştiği şu günlerde her zamanki gibi iftar vaktinde Türkmen TV açıktı televizyonda. İnanılmaz büyük keyif alıyorum Türkmen TV’ yi seyretmekten. O küçücük yerde, bombaların, mermilerin arasında muhteşem bir yayıncılık örneği sergiliyorlar. Ramazan boyunca her akşam bir yoksul aileye yardım götüren TV programcıları bu akşam ki aileye giderken yolda trafik kazası geçiriyorlar ve o aileye ulaşamıyorlar. Can kaybı yok, kamera kayıtta, sunucu gerekli açıklamaları yapıyor ama üzüntüsü geçirdiği kaza değil, aileye yardımı ulaştıramamak.

Düşündüğümüz zaman Türkmen Tv’ nin kendisinin de çok fazla yardıma ihtiyacı var. Yine de üzerine düşen görevi elinden geldiğince yerine getirmeye çalışıyor. Ben de bu iftar vaktinde düşündüm ve karar verdim. Bu yaz gidip Kerkük’te Türkmen TV’ de gönüllü olarak çalışacağım. Aldığım eğitimi onlara yardımcı olabilmek için kullanacağım. Şimdilik imkânsız bir durum gibi görünüyor. Kendilerine ulaşmaya çalıştım ama muvaffak olamadım. Birkaç yere mesaj bıraktım. Herkes bilgi ve becerisini yardıma ihtiyacı olanlar için harcasa Türk Milleti çok daha güçlü olacak aslında ama… Uyuyoruz vesselam!

2005 Eylül’ünün Ardından

yunusevren30 günlük Eylül ayını da tükettik, koyduk bir kenara… Her ay olduğu gibi bu ay da değerlendirmelerimi yaptım. Yaşamış olduklarıma bir göz attım. Ardımda güzel anılarla dolu bir “Eylül” bırakmışım.

Biz 3 kardeş okula gittiğimiz dönemler, “Eylül Ayı dert ayı” derdi hep annem. Ben liseye, Ziya ortaokula, İbrahim de ilkokula giderdi. Kıyafetten kırtasiyeye kadar bir dünya okul alışverişi, odun kömür masrafı vs gibi telaşlarımız olurdu. Şimdi büyüdük; Ziya da ben de kendi memleketimizde üniversiteye gidiyoruz. Ve artık İbrahim’ in de liseden mezun olmasıyla evimizde “gri kumaş pantolon, beyaz gömlek, siyah ceket” giyen öğrenci nesli tükenmiş oldu. Eski günleri şöyle bir hatırlıyorum da, nefret ederdim eylül ayından. Çünkü tatil biterdi, çünkü okulu sevmezdim, çünkü her pazar akşamı evde banyo ve ütü merasimi olurdu. Artık ütü bile doğru dürüst yapılmıyor, bunu fark ettim. Kokusunu özlemişim aslında ütünün… Artık bizim evde Eylül telaşları yok…

Her ay olduğu gibi bu ay da, kaç sayfa kitap okuduğumu kayda geçtim… Moralim bozuldu, çok kızdım kendime! Bu ay 1281 sayfa kitap okumuşum. Ağustos ayında okuduğum sayfa sayısı 845, Temmuz ayında ise 708 de kalmış. Neden moralin bozulmuş, her geçen ay yükselmiş baksana diyenleri duyar gibiyim. Haziran ayında 2553 sayfa kitap okumuşum… Gel de kızma şimdi kendine…

Bu gün, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL‘ in YKY’ den çıkan HAN DUVARLARI kitabını okumaya başladım.