Babam Ölümü İcat Etti

Bundan tam 11 yıl önce… 9 Nisan 1996. Henüz 15 yaşında Lise 1. sınıf öğrencisiyim. “Baban iyileşmiş dönüyor” dediler, 4 kardeş bindirip bizi arabalara Aydın’dan Antalya Havalimanına götürdüler. Bütün bir yol boyunca bize eşlik eden ambulansa bir anlam verememiştim. Öyle ya, iyileşmişti babam! Ne gerek vardı ambulansa.

Gel öp babanı” dedi annem, ambulansta babamın baş ucunda. Öptüm mü öpmedim mi hatırlamıyorum. Kapılar kapanınca kaçamak bakışlarla babamı camdan uzun uzun seyrettiğimi anımsıyorum. O gün babamı öptüysem eğer, o sondu. Tek bunu biliyorum.

Ömrü yurtdışında çalışmakla geçmişti. “Sultanım” dediği annemin hasretine, 4 erkek evladının hasreti de eklenmişti yıllar geçtikçe. “Tam kavuştum” derken babam, tedavi olmak için gittiği gurbet ellerde eridi, tükendi, bitti. Gurbet babama hiçbir zaman yaramadı. Ve… 

BEN DAHA BABAMI KEŞFEDEMEDEN; O, ÖLÜMÜ İCAT ETTİ.

SAHİP OLAMADIKLARIM

Sevgili Evren, yaşım 35. İki yıl öncesine kadar doğru düzgün, aklı başında, okumuş, kültürlü veya okumamış bile olsa tecrübeli, görmüş geçirmiş bir büyüğümün olmaması çok da önemli değildi benim için. Biricik annemden başkası yoktu etrafımda akıl danışabileceğim. Ama onun da erişebileceği alan belli bir yere kadardı.

2 sene önce kötü bir hastalığın musallat olduğunu öğrendiğimde bana, aklımdaki sorulara kim cevap olacak diye tırmaladım beynimi. Kime tedavi olacağım, beni kim ameliyat edecek, sonrasında ne olacak, bu hastalığı bilen var mı, bir sürü soru… Olmadı… Yoktu.. Ne bir teyze, ne bir hala, ne bir dayı, ne bir amca, ne bir abla ne de aklı başında bir kuzen veya yeğen… Kimseler yoktu. (…) O ana kadar hiç bu denli hıçkırıklara boğularak ağladığımı hatırlamıyorum. Ağladığım şey aslında arzu ettiğim ama yakınlarımda olmayan şeyin bana tamamen yabancı birisinden gelmiş olması idi. Adını bilmediğim bir şey için sarıldık ağladık birbirimize. Sana içimi döktüm, belki de biraz üzdüm seni ama Hüss çok ama çok şanslı bir çocuk. Onun dünyasında hep aklı başında birileri olacak. El âlemden önce kendi yakınları olacak etrafında. Bunun nasıl bir nimet olduğunu anlaman için, yaptığın şeyin basit bir amcalık olmadığını anlaman için yazdım tüm bunları. (…) Ben seni anlıyorum ve yaptıklarını takdir ediyorum. Hüss de anlayacak, eli öpülesi amcasını hep takdir duygusu ve minnetle anacak. Sen her ne yapıyorsan çok iyi yapıyorsun. Benden söylemesi, sevgilerimle. [Adı Konulmamış Ziyaretçi]

İnsanın içinden öyle uzunlu kısalı cümleler geçiyor ki gün boyu. İçinden ya birini ya birkaçını çekip çıkarıyor, sözlere döküyoruz. Belki daha çoğunu ya da kimbilir daha azını yazıya aktarıyoruz. Biz, insanız! Ne acılar yaşıyor, neler hissediyor ve ne büyük sınavlardan geçiyoruz. Değil mi?

Annemin bir sözü vardır: “Birbirinin kötüsü, elin iyisine yeğdir”. Yirmi beş yıllık hayat tecrübem, aslında sizinkinin yanında adı anılmaması gereken bir tecrübe ama babamın ölümü gibi ağır bir yaşam tecrübesi bana, el-âlem dediklerimizin bazen akrabadan daha akraba olabildiklerini gösterdi.

Babamla birlikte çoğu akrabam da öldü benim için. Belki de bu yüzden Hüss‘e aslında amcadan çok “insan” olmaya çalışmam. Ben, bu yaşıma kadar hep başkalarının akrabalık ilişkilerini imrenmişimdir. Gerçeği değiştirme gücüm yok elimde. Sadece yaşanacak ileriki yıllarda, iyi bir amca olarak o özlediğim akrabalık ilişkilerinin temelini kurmaya çalışıyorum. Hüss’le yaşadığım her an, aslında hayatımda nelerin eksik olduğunu farkediyorum. Ve bu eksiklikleri kendim doldurmayı öğreniyorum. Az önce olduğu gibi…

YOL AYRIMI

Rahmetli babam, Türkçe öğretmeni olmak istediğimi söylediğimde çok sinirlenmiş, epey de azarlamıştı beni. Oğlunun tercih ettiği meslek öğretmenlik olmamalıydı. Kendince haklı sebepleri vardı belki de. O zaman henüz ortaokul 2. sınıftaydım. Ceketinin içinde kaybolan; gri pantolonu, lacivert kravatıyla küçük bir delikanlıydım. Babamın bu olumsuz tepkisine rağmen Türkçe öğretmenim Gülgün SARGIN‘a söz vermiştim kara tahtanın önünde, sınıfın huzurunda: Ben Türkçe öğretmeni olacağım!

Henüz Lise 1. sınıfın ikinci dönemindeydim ki babamı kaybettim. Bunu berbat lise yılları takip etti. Yaşanılan sıkıntılar her yıl ÖSS’ye yansıdı. Zar zor girebildiğim PAÜ Edebiyat’tan, ADÜ Edebiyat’a geçtim. Aradan 13 yıl geçti… 13 yıl önce öğretmenime verdiğim sözü yerine getirip getirmeyeceğim şu birkaç gün sonra belli oluyor. Babam mutlu olacaktır eminim: Son birkaç yıldır öğretmen olma fikrimden vazgeçtim. Üniversitede kalıp yükselmeyi hedefliyorum çünkü. Formasyon almayı, atanıp bir öğretmen olmayı öylesine çıkarmıştım ki kafamdan, tezsiz yüksek lisansa bile başvurmayacaktım neredeyse.

Aylardır süren sıkıntılı bekleyiş yarın sona eriyor. İki gün arka arkaya yüksek lisans mülakatlarına giriyorum.

Şartlar insanı birden çok alternatife yönlendiriyor. 13 Eylül’de formasyon, 14 Eylül’de tezli yüksek lisans mülakatlarına giriyorum. Sonuçlar açıklanacak ve yeni bir yol seçilecek. Ya bir programı ya iki programı kazanacağım ya da hiçbirini kazanamayacağım. Tercihler değişecek, yeni adımlar atılacak.

Ya rahmetli babamın 13 yıl önce karşı çıkmış olduğu ya da benim son birkaç yıldır vazgeçtiğim öğretmen olma şansına veda edeceğim. Belki de öğretmen olabilmek adına bir yola gireceğim, yüksek lisans hayallerime veda edeceğim.

İlk defa verdiğim bir sözü bu kadar çok “tutma{ma}k istiyorum!”