Yaratıcı Yazarlık Kursları İşe Yarar mı?

Uzun süredir yazmak üzerine eğitim almayı istiyor ama hep erteliyordum. Ertelememin asıl sebebiyse korona salgınından dolayı hemen her eğitim gibi yaratıcı yazarlık kursunun da çevrim içi yapılmasıydı. Çünkü geçmiş yıllarda Notos’ta yüz yüze katıldığım Semih Gümüş’ün editörlük eğitiminden aldığım lezzeti ve o mekânın atmosferini yeniden yaşamak istiyordum. Bu sebeple bir süredir online devam eden yaratıcı yazarlık kursunun tekrar yüz yüze başlamasını bekledim. Ayrıca bu tarz “atölye” görevi gören eğitimlerden uzaktan / çevrim içi değil aynı masanın etrafında bir arada verim alınabileceğine inandım hep. Semih Hoca’nın yaratıcı yazarlık atölyesinin her yeni dönemi çevrim içi olmaya devam edince, yüz yüze eğitimin artık olmayacağını anlayıp yaratıcı yazarlık eğitimini daha fazla ertelemeyeye karar verdim.

On hafta boyunca on üç ders işledik. Derslerin tamamı yaklaşık otuz üç saati buldu. Atölye boyunca okumaya ve yazmaya daha çok odaklanmak için podcast hazırlamak, blog yazmak gibi birçok uğraşıma ara verdim. Peki bu süreçte gerçekten daha mı çok yazdım? Hayır. Bu, tamamen benimle alakalı bir durum. Yıllar önce İzmir’de İZOFAD’da fotoğraf eğitimine başladığım ilk gün hoca, “Eğitimle beraber artık fotoğraf çekememeye başlayacaksınız.” demişti, gerçekten de öyle olmuştu. Fotoğraf çekim tekniğinin terbiyesini, disiplinini, kurallarını öğrendikçe eskisi gibi cahil cesareti gösterip makineyi elinize aldığınız gibi rastgele fotoğraf çekememeye başlıyorsunuz. Derslerde öğrendiğiniz açı, ışık, enstantane, diyafram, kompozisyon, ufuk çizgisi, neselerin veya modelin duruşu gibi iyi bir fotoğraf karesinde olması gereken her ayrıntıyı ince ince düşünmeniz, kurgulamanız ya da kompozisyon hâline getirmeniz gerekiyor. Tabii, bunca ayarlama sırasında fotoğrafını çekeceğiniz “an” da kaçabiliyor ;)

Yazarlık eğitimi sırasında da kendi adıma bu “yazamama”yı yaşadım. Hem derslerde anlatılan hem de Semih Hoca’nın ders dışında gönderdiği yazmaya dair makalelerde verilen bilgiler yazdığım her cümleyi sorgulamamı, oluşturduğum her paragrafı temelden yeniden inşa etmemi sağladı. Bu da eskiden çalakalem yazıp birkaç dakikada ortaya çıkardığım bir metni günlerce, haftalarca üzerinde çalışarak oluşturabildiğim bir sürece evirdi. Üstelik son noktayı koysam bile o metnin hiçbir zaman “tam” olmadığı şüphesi oturdu içime.

Yaratıcı yazarlık dersleri boyunca birçok yazardan hem iyi hem kötü öykü örnekleri okuduk ve satır satır inceledik. Usta yazarların öykülerini eleştirel okuma sayesinde, kurgusal bir metnin nasıl incelikle inşa edildiğini görünce insan hayran kalıyor. Tabii bu hayranlık, dönüp kendi öykülerinizi sorgulamanıza sebep oluyor. En azındandan bende öyle oldu ;)

Atölye sürecinde yazma sıklığım azalmasına rağmen “nasıl yazmalı?” sorusu üzerine daha çok düşünüp uğraşmaya başladım. Ayrıca yaratıcı yazarlık kursunun bendeki en büyük tesiri daha çok okumak oldu. Okumanın, yazmak üzerinde ne denli güçlü bir etkisi olduğunu, okumanın faydalarını bir kez daha gördüm. Zaten Semih Gümüş de derslerde “Yazarak değil önce okuyarak kendinizi geliştirebilirsiniz.” sözünü defalarca tekrar ediyordu.

Şimdi elimde iki öykü var. Biri derste değerlendirildi ve içindeki alıntı cümlelerden arındırılacak ve dersteki eleştirel ışığında düzenlenip son hâlini alacak. Atölye bitmeden tamamlamama rağmen hocaya göndermeye içimin sinmediği ikinci öykü de fırsat buldukça önüme koyup işlenmeye muhtaç.

Bir usta yazarın rehberliği, yazma yolculuğunda çok değerli. Semih Hoca’nın atölyede aktardığı deneyimler sayesinde zihnimde araladığı kapıdan içeri girip kendimi kurgusal metinler yazmaya verip vermemekse bana kalmış bir durum.

Uzun yıllardır blog yazdığım -ki metinsel anlamda blog yazıları bambaşka bir özelliğe sahiptir- ve mesleğim gereği teknik yazılarla meşgul olduğum için edebî ve kurgusal metinler ortaya koymaktan çok uzaklaşmıştım. Yaratıcı yazarlık eğitiminin beni kurgusal metin çizgisine tekrar sokacağına inandım ve bu on haftanın sonunda doğru bir karar verdiğimi gördüm. Hangi konuda blog yazısı yazsam, o blog yazısını nasıl yazsam diye ince ince düşünen zihnim artık hangi konuda nasıl bir öykü yazmalıyım, o öyküyü yazarken hangi ayrıntılara dikkat etmeliyim diye de düşünüyor. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Yazmaya gönül veren herkesin yolu uzun ve bir o kadar zevkli olsun.

telegram

2 Comments

  1. Deniz, yazmak bir süreç. Sonu yok. “Tamam oldu”su yok. Blog yazarı olarak sen de bunun çok iyi farkındasındır. Semih Hocanın “Yazar Olabilir miyim?” kitabı dönüp dönüp okunacak başucu kitaplardan biri kesinlikle.

  2. Semih Gümüş’ün “Yazar olabilir miyim?” kitabı bende de var. Bir dönem kendimi kaptırmıştım. Yazıyı okurken çok sıcak hissettim. Sanki kendi kalemimden çıkmış gibiydi. Hepimizin içinde sanki bir yarım kalmışlık hissi var. Sanki hep daha iyisi olabilir gibi geliyor. Yazamama ve fotoğraf çekememe durumu bana da olmuştu :) Çok sıcak bir yazıydı, çok samimiydi. İnce ince kurgulamaya çalışırken insan yazmayı unutabiliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir