e-günlük

Ağustos biterken benden birkaç havadis

ramazan_beduk

biristanbulhayali.com’un yazarı Ramazan Bedük’le ilk buluşmamızdan hatıra

Bir iş haftasını daha geride bıraktık. Haftaya iki önemli kişiyle tanışarak başlamıştım. Uzun süredir internet üzerinden tanışıklığımın olduğu fotoğrafçı Mürsel Yağcıoğlu ile blog yazarı Ramazan Bedük‘le (Kimdir?) Pazartesi günü ilk defa bir araya geldim. Mürsel, Karaköy’de Art-İstannbul Fotoğraf Kafe‘yi açtı; hem hayırlı olsuna hem de Mürsel’le yüz yüze tanışmaya gittim. Ramazan‘la da bloglarımız sayesinde bir iletişimimiz vardı ama artık onu gerçek hayata da taşıma vakti gelmişti. Ramazan’ı da oraya davet ederek fotoğraf ve blog dünyasından iki önemli isimle aynı gün tanışmış oldum.

Mürsel, fotoğraf yarışmalarının sonuçlarını sıraladığım listede en çok ödül alan fotoğrafçı olarak ilk sırada. Bugünkü sohbetimizde söylediğine göre 2011’den 2015 yılına kadar en çok ödül alan fotoğrafçı kendisi olmuş. Fotoğraf yarışmalarına dair de ilginç ve çok şaşırdığım bazı ayrıntıları paylaştı. Fotoğrafçıların en başta fotoğrafın kendisini doyurması gerekirken bunu genellikle ihmal ettikleri eleştirisinde bulundu. Aslında daha pek çok önemli şey söyledi Mürsel, fotoğrafçılık adına. Onunla fotoğrafevreni için ayrıca görüşüp fotoğraf sanatı adına çok daha fazla şey konuşabiliriz diye düşünüyorum. 

Ramazan’la da mesaimiz daha uzun sürdü Pazartesi günü. Bloglar, blog yazarlığı üzerine epey konuştuk. Karadenizli olmasının verdiği bir özellik midir yoksa sosyal bilgiler öğretmeni olmasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama Ramazan’ın anlatacağı, konuşacağı çok fazla şey var. Zaten akşamın uzun sürmesinde en büyük etken de buydu ;) Hatta hızımızı alamayıp iki gün sonra Taksim’de tekrar buluşup onu ofisimizde misafir ettim. 

Hem Mürsel’le hem de Ramazan’la geçirdiğim vakte dair yazılacak elbette çok fazla şey var ancak her ikisiyle de farklı zamanlarda farklı projeler için söyleşi yapmayı planladığımdan dolayı bu kadarı kâfi.

IMG_20160826_214118-01

                                                                        Kütüphanede akşam akşam veri gazeteciliği derslerine çalışırken ben ;)

Şu aralar internet üzerinden veri gazeteciliği / veri okuryazarlığı eğitimi alıyorum. Çevrim içi eğitim olmasına rağmen biraz zorlayıcı ama çok keyifli. Bu sebeple bu hafta iş çıkışları kütüphaneye gidip internetten dersleri takip etmekle geçti. Verinin ne büyük bir zenginlik olduğunu ve görselleştirilerek anlamlandırıldığında insanlığa büyük faydalar sağladığını bu eğitim sürecinde daha iyi gördüm. Bir hukuk projesini yürüten bir edebiyatçı olarak istatistiklerle ilgilenmem de şaşırtıcı olmamalı ;)

İstatistiklerden bahsetmişken fotoğrafevreni projesi üçüncü ve son denememde biraz daha sistemli hale gelmiş gibi görünüyor. 2016’nın ödüllü fotoğrafçıları listesiyle ilgili daha farklı bir çalışma yürütüyorum. Onunla ilgili önümüzdeki haftalar önemli bir adım atacağım. Sanırım bu kez bu projeyi adam etmeyi başarabileceğim. Yine olmazsa, canım sağ olsun; her proje başarılı olacak diye bir şart yok. Bundan da öğrendiğim çokça şey oldu ne de olsa.

IMG_20160820_094420-01

Taksim’deki Atatürk Kitaplığı benim için kurtarılmış bölge gibi. Evimin yakınımdaki park da öyle; hafta sonları nefes almamı sağlayan en yakın ve en iyi çözüm. Yaz bitiyor diye de ayrı bir telaş içindeyim; bu sebeple neredeyse her hafta sonu o parka gidip kahvaltı yapıyorum; kitap okuyorum; yazı yazıyorum. 

Günler hızla tükeniyor; koşuşturmacanın arasında Ağustos ayı da bitmek üzere. Açıkçası takvime bakmaya korkuyorum. Kış günlerini sevmediğim için ‘benim günlerim bitiyor’ hüznündeyim. İstanbul’da her şey hızlı olduğu için en sıcak ve sakin ay Ağustos bile burada hızlı geçti. Aydın’dayken Haziran – Ağustos boyunca hem sıcaktan hem sakinlikten dolayı çok sıkılırdık. 

Bu arada İlk Türkçe Bloglar Listesi‘nin de güncellenme vaktinin geldiğinin farkındayım. Eklenecek yeni bloglar, 6 aydır güncellenmediği için listeden çıkarılacak bloglar var. Diğer yandan röportaj.ist projeme de büyük bir hevesle başlayıp onu da öylece bıraktığımı biliyorum. fotoğrafevreni projesinden tecrübeliyim; buna ‘boş vermişlik’ değil aksine ‘projeyi demlenmeye bırakma’ denmesi gerektiğini öğrendim. Aklıma koyduğum şeyi geç de olsa ağır ağır da olsa gerçekleştirdiğimi fotoğrafevreni bana bir kez daha ispatladı. O yüzden içim rahat. Röportaj.ist projesiyle ‘edebiyata gönül borcumu ödemeye çalışacağım’ demiştim ama yakında ilk adımlarını atacağım bir başka projeyle de edebiyatla bağımı daha sıkı sağlamayı planlıyorum. Buna sanırım en çok Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileriyle edebiyata, kitaba gönül vermiş kişiler sevinecek.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın