e-günlük

Blog yazmak hayatıma neler kattı?

internet derneği isoc tr

Sevgili Gökhan Tekin‘in günler önce bana yönlendirdiği fakat yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım MİM’i cevaplamaya “Blog yazmak normal yaşantınıza neler kattı?” sorusundan başlayacağım; çünkü sizlerle paylaşmam gereken önemli bir gelişme var: İnternet Derneği (ISOC-TR) üyeliğinden ve Yönetim Kurulu’ndaki görevimden istifa ettim.

14 Haziran 2015 tarihinde ODTÜ Yerleşkesinde gerçekleştirilen ilk genel kurulda üyeliğimin onaylanmasını ve Yönetim Kurulu’na seçilme sevincimi de sizlerle paylaşmıştım. Ancak bu zaman zarfında yukarıdaki aile fotoğrafında bir daha yer almam mümkün olmadı. Aslında dernekten ve YK’dan istifa kararımı ilk olarak Blog Yazarları Çalıştayı’ndan hemen önce 1 Aralık 2015 tarihinde e-postayla paylaşmıştım lakin bu kararı almama yol açan sebepler devam edince 2 Mart 2016 tarihinde istifa dilekçemi hem e-postayla hem de postayla göndererek bu sürüncemeyi kendi adıma sonlandırdım.

Bir blog yazarı olarak İnternet Derneği yönetim kuruluna girmek hayatımın son bir yılındaki en önemli gelişmelerden biriydi.

Bugün yaşadığım İstanbul’u da çalıştığım işi de son 3 yıldır hayatıma giren her yeni kişiyi de bloguma borçluyum.

Neden blog yazıyorsunuz?

Bildim bileli sürekli yazarak kendimi ifade etme halindeydim. Günlük tuttuğum bir sürü defterlerim oldu. Yahoo 360 servisini keşfettiğimde cümlelerimi defterlerden internete taşımaya başladım. Çektiğim fotoğrafların altına yazılar yazmak – aslında bir anlamda içerik üretmek / metin yazarlığı yapmak- bana büyük keyif veriyordu. 2005 yılında blog yazdığımı bilmeden blog yazmaya başladığım bu süreç beni zamanla e-vren günlüğü’ne sürüklemeye başladı. Bilgilerimi, deneyimlerimi, okuduklarımdan öğrendiklerimi blog aracılığıyla paylaşmayı çok seviyorum. Bir taraftan kendi yazılı hafızamı ve dijital hatıra defterimi de oluşturduğum için blog yazmayı 10 yıldır çok önemsiyorum.

Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?

Blogum olduğunu ilk yıllar açıkça söylemiyordum ama son birkaç yıldır yeni girdiğim ortamlarda veya yeni tanıştığım insanlara blog yazarı olduğumu söylüyorum. “Edebiyat öğretmeniyim” diyebilmeyi de çok isterdim ancak ‘hangi okulda?’ sorusunun cevabını veremeyeceğim için en fazla mesai harcadığım ve yaşamamı sağlayan blogumdan gönül rahatlığıyla bahsedebiliyorum. Yakın çevrem Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarım aracılığıyla zaten blogumdan doğrudan haberdar. Arkadaş sohbetlerimizde de bazı blog yazılarım muhabbet konusu olabiliyor.

İlk yazınız ile son yazınız arasında ne gibi farklar var.

27 Temmuz 2005’te yazdığım ilk blog yazıma dönüp baktım ve son yazdığım yazılarla arasındaki en büyük farkın yazım kuralları / cümle kurulumları olduğunu gördüm. Eski yazılarıma dönüp baktıkça yazım hataları yakalıyorum ve bu, Türkçe’deki gelişimimi bana göstermesi adına çok iyi oluyor. Blog yazarları çalıştayında “blog yazarken TDK’nın yazım kılavuzunun son baskısı elinizin altında olsun” demiştim de bazı arkadaşlar ‘o kadar abartmayalım’ demişti ;) Bense blog yazılarının temelinin doğru Türkçe yapısıyla mümkün olduğunu savunmaya devam ediyorum.

Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?

Arkadaşlarıma blog yazmalarını sürekli söylüyorum. Geçen aylarda tanıştığım hukuk öğrencilerine kulüp olarak yaptıkları bütün etkinlikleri bir blog açarak paylaşmaları önerisinde bulunmuştum. Sosyal medyadaki paylaşımlar suya yazmak gibidir; oysa bir blog yazılı hafızanın en güçlü örneğidir. Onlar da harika bir iş ortaya çıkarttılar ve bloglarını güncel tutmaya gayret gösteriyorlar. Kişisel olarak da blogun en iyi öz geçmiş olduğuna inanıyorum.

Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

Blog yazarken en büyük kaynağım kendi hayatım. Yaşadıklarım, okuduklarım, katıldığım etkinlikler ve tanıştığım insanlar. Bir arkadaşımla sohbet sırasında bile konuşulan konular yazacağım yeni bir yazıya ilham olabiliyor. Bu sebeple okumayan, yaşamayan, üretmeyen birinin uzun soluklu bir blog serüveninin olacağına inanmıyorum.

Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?

Blogcu.com yıllarında (bundan 5 yıl önce) blog yazarları arasındaki etkileşimimiz daha fazlaydı. O dönemler ikili ilişkileri sağlam tutmaya çalışıyordum. Blog sayesinde tanıştığım ve 5-10 yıldır hayatımda olan arkadaşlar var ki blog yazarlığını bırakmış olmalarına rağmen bağımız kopmadı. Ancak günümüzde hem benim iş yoğunluğum hem de blog yazarları profilinin değişmesi hem dijital hem yüz yüze iletişimi -kendi adıma- zayıflattı. İstanbul’a ilk geldiğim yıllar bazı blog yazarı arkadaşlarla görüşme girişiminde bulunmuştum ancak -özellikle yeni nesil blog yazarlarında- hissettiğim bencillik duygusu biraz canımı sıktı. Örneğin geçen yıl internet üzerinden yoğun iletişim halinde olduğum ve günler öncesinden ilk defa yüz yüze görüşüp yemek yemek için sözleştiğim bir blog yazarı, görüşme günü gelip çattığında halı saha maçı olduğunu hatırlayıp randevuyu iptal etmişti. Sanal dünyadaki ilişkilerin gerçeğe taşınması noktasında bu olay benim için ders niteliğindedir. Bazı blog yazarlarıyla ilişkiler bırakın gerçek hayata yansıtılmayı sanal alemde dahi sonlandırılmalıdır.

blog_yazari_evrengunlugu

Blog yazarlığında rahatsız olduğunuz konular var mı?

Bunu farklı açılardan cevaplayabilirim. Rahatsızlık duyduğum ilk konu blog yazarlarının Türkçe dil bilgisi ve yazım kuralları konusundaki zayıflığı. “Blog benim, yazı benim, dilediğim gibi yazarım” zihniyetine sahip birine zaten Allah’tan şifa dilemekten başka yapacağım bir şey yok.

Diğer bir konu da bloglarını reklam çöplüğüne çevirenler. Feedly üzerinden yüzlerce blogu takip ediyorum ve hiçbir yazıyı atlamıyorum. Karşılaştığım genel durum kişinin kendi yazdığı blog yazısından çok markaların reklam yazılarını yayımlıyor olması. Blogu üzerinden para kazanma isteğine saygı duyuyorum ama blogunu ‘markaların günlüğü’ne çeviren birinin kendisini blog yazarı olarak sağda solda tanıtıp üstüne bir de çok para kazanmasıyla övünmesini üzücü buluyorum. Markalar da hâlâ bu konuda uyanmış değil; buna da şaşırıyorum.

Rahatsız olduğum diğer bir konu ‘blogunda e-posta bilgisini göremedim o yüzden sana Facebooktan yazmak zorunda kaldım’ diyen ziyaretçi profilleri. Oysa e-posta harici bana ulaşılabilecek türlü alternatif kanalı blogumda listeledim. Bir de yazılara yorum yapıp herkese fikrini beyan etmek istemeyen bir grup var ve onların özel müşteri temsilcisiymişim gibi ısrarla farklı iletişim kanallarından 7/24 benimle yazışmanın derdindeler. Bunu samimiyetsiz buluyorum. Aslında bu ‘kendini özel görme duygusunun, bencilliğin’ gizli bir mesajı. “Ben yorum yapanlarla aynı kategoride değilim, ben seninle doğrudan iletişim kurar, görüşlerimi sana direkt ulaştırırım” demek istiyorlar. Oysa sonu gelmeyen bu anlık mesajlaşmalara ayıracak vaktim olamayabiliyor.

Bloglarda MİM olayını pek sevmiyorum, sanırım Gökhan’ın bana yönlendirdiği bu MİM de cevapladığım ilk MİM oldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum ve bu kadar geç yanıtladığım için de özür diliyorum. MİM’ler konusundaki görüşlerim değişmediği için olayı herhangi birine paslamayıp MİM’i burada sonlandırmayı daha uygun buldum ;) Şimdi 2 hafta ara vermek zorunda kaldığım internet günlükleri serisi için kolları sıvama vakti.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

9 Yorumlar

  • Yanıtla h. 06 Mart 2016 at 23:13

    blog’lardaki mim’lemeler beni eskiye götürdü. takip ettiğim sayfalarda hep ilgimi çekmişti.
    çünkü bir yerde blog dostluklarının-arkadaşlıklarının güzel bir temsilcisymiş gibi geliyor bana.
    halı saha maçı gülümsetti (:
    ”Sanal dünyadaki ilişkilerin gerçeğe taşınması noktasında bu olay benim için ders niteliğindedir. Bazı blog yazarlarıyla ilişkiler bırakın gerçek hayata yansıtılmayı sanal alemde dahi sonlandırılmalıdır.”
    sevdim bu cümleni.
    tam tersi de olası.
    bu aralar blog’unda tanıtımlara rastlıyorum.
    reklamın azı da çoğu da blog’a okuyucu açısından gölge düşürdüğü kanısındayım. naçizane.
    samimi ve ilgimi çeken bir yazı okudum uzun zaman sonra.
    teşekkürler.

  • Yanıtla Yusuf Arslan 06 Mart 2016 at 22:25

    Cevapladığınız mim’i önceki yazılarınızdaki gibi severek okuduğum gibi okudum. Yazım hataları konusunda haklısınız. Aynen kanayan yara gibidir. Tedavi etmezsen kanamaya devam eder ve yara büyür. En sonunda tedavi edilemez hal alır. Saygı ve sevgilerime Evren abi.

  • Yanıtla Gökhan 06 Mart 2016 at 01:39

    Estağfirullah Evren abi özür dilemeye gerek yok bazen bende işlerin yoğunluğundan dolayı günlerce bloğum ile ilgilenemiyorum.
    İnternet derneğinden istifa ettiğin için hayırlısı olsun demek istiyorum. İlk ve son yazınız arasında ne gibi farklar var . Bende daha önce ilk yazılarımı yazarken imla kurallarını hiç uygulamazdım çünkü fazla bilmiyordum fakat yazı yazdıkça bu sorunu az da olsa aştım. İnşallah her geçen gün daha iyi olacak.

    Seninle sözleşipte maç randevum var diyerek yemek yemeğe gelmeyerek o kişi gerçekten çok ayıp etmiş, ne olacak ya bir gün de maç yapma yani ne olacak, gerçekten çok ayıp etmiş.

    Mime karşılık verdiğim için, içten ve samimi cevapların için can-ı gönülden teşekkür ederim Evren abi.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 06 Mart 2016 at 14:59

      Yazılarında Türkçe konusundaki duyarlılığını ben de görebiliyorum Gökhan; bir yazıdaki yazım hatası lezzetli bir çorbadaki küçük sinek gibidir. Keyif kaçırır. Bu yazıya vesile olduğun için tekrar teşekkürler.

  • Yanıtla adamkarga 05 Mart 2016 at 20:28

    Sanal alemde dahi ilişkinin sonlandırılması gereken bloglar, Allah’tan şifa dilenesi bloglar: biraz korkutucu bi tabir ama hak eden nice kişinin olduğu aşikâr. Umarım senin gözünde böylesi bi kategoriyi hak edenlerden değilizdir kargalar olarak. Ve evet, feedly ve takip edilen bloglardan akan reklam çöplüğü: sırf bu yüzden feedly’yi açamaz ve bir çok blogu takip edemez oldum.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 05 Mart 2016 at 20:34

      Adamkarga; hâlâ yazışıyoruz bak sorun yok ;) Ben kendime saygımdan dolayı bu çevreyi sınırlı tutmaya çalışıyorum. Mutlaka sen de etkileşimde bulunduğun blog yazarlarının bazısıyla benzer tecrübeler yaşamışsındır. Yaşamadıysan da yakındır; ben 10 yıllık bir birikimi birkaç satıra sığdırmaya çalıştım ;) Başarılı olabilmek için iyi örnekler kadar kötü örnekler de lazım.

  • Yanıtla cem kazan 05 Mart 2016 at 19:48

    Bende diyorum, “İki haftadır internet günlükleri çıkmıyor. Ne oldu acaba? Muhakkak iş yoğunluğundandır” dedim. Yazını bekliyoruz.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 05 Mart 2016 at 20:16

      Cem, geçen hafta sonu uluslararası sempozyum için koşturdum; bir önceki hafta sonu da oturup kendime vakit ayırmak istedim ;) Çünkü internet günlüklerinin hazırlanması 2 koca günü buluyor.

    Bir Cevap Yazın