e-günlük

Bu dünyada kısmen yaşayanlardan mısınız?

bu dünyada kısmen mi varız

Üstün Dökmen, “Evrenle Uyumlaşma Sürecinde Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak” adlı kitabında bir diktatörün ülkesini üç f (futbol, fado ve fiesta) ile yönetmekle övündüğünü aktarıyor. Buna göre halkın bütün ilgisi bu üç f’ye yöneldiği için diktatör de ülkesini rahatça yönetebilmenin keyfini sürmektedir.

Dökmen’e göre bizler de iç dünyamızı algılamamızı, kendimizle tanışmamızı engelleyen bazı küçük f’ler ediniyoruz: Örneğin kimimiz futbolla yatıp kalkıyoruz kimimiz siyasetle, sosyal medyayla veya sehpa örtülerinin simetrik olmasıyla…

300 sayfalık kitabın özellikle bu bölümleri üzerine bir yazı yazmaya karar verdim çünkü ilgilerimiz, sevdiklerimiz veya hobilerimiz için saatlerimizi cömertçe harcarken Dökmen, bütün bunlarla ilgili ezberlerimizi bozan şeyler söylüyor.

Spikerlik kursunun geçen haftaki dersine spor spikeri Barış Kuyucu girmişti. Belki ailelerimizin zoruyla, belki öğretmenlerimizin yönlendirmesiyle ya da üniversite giriş sınavındaki puanımızın yetmesinden dolayı okuduğumuz bölümlere gittiğimizi ve şu an çalıştığımız işi de bu süreç sonucunda elde ettiğimizi söylemişti. Oysa bugün spikerlik veya oyunculuk kursuna gidiyorsak bu artık bizim kendimizi keşfetmemiz sonucunda özgür irademizle yaptığımız bir tercihti ve Kuyucu’ya göre daha gerçek, daha kıymetli bir tercihti. Dökmen de kitabının 44. sayfasında Kuyucu’nun bu düşüncelerini destekleyen ifadelere yer veriyor:

“Sağlıklı olan galiba, kişinin hem kendi iç dünyası hem de dış dünya hakkında sağlıklı veriler topladıktan sonra özgür seçimler yapabilmesidir. Kendimizle yüzleşmekten çekindiğimiz için dış dünyadaki birtakım uğraşlara yöneliyorsak, “bu dünyada kısmen varız” demektir. Kendi gerçek isteklerimizi dikkate almadan, başkalarının istekleri doğrultusunda meslek veya eş seçiyorsak “bu dünyada kısmen varız” demektir. Eğer kendimizle tanıştıktan sonra dış dünyada birtakım uğraşlar edinmişsek birtakım özgür seçimler yapabilmişsek “daha fazla varolabildik” demektir.” 

Lisedeyken ailesi siyasetle veya dini cemaatlerle alakalı olan arkadaşlarım vardı. Çoğunlukla ‘kendi başlarına büyümeye’ çalışıyorlardı çünkü ya anneleri ya babaları ya da her ikisi de sohbetten sohbete, toplantıdan toplantıya, etkinlikten etkinliğe koşturuyordu. Özellikle anne babaların en öncelikli kariyerlerinin ‘evlatları’ olduğunu düşünüyorum; akşam yemeklerini bile beraber yiyemedikten ve ebeveynlik görevini çocuğunun okul harçlığını eksik etmemek olduğunu zannettikten sonra saygın bir çevreye, iyi bir kariyere sahip olmanın bir kıymeti olmamalı.

Kendimiz ve ailemiz dışındaki bütün bu koşuşturmalar asıl sorumlu olduğumuz gerçeklerle yüzleşmemizi engelliyorsa orada bir sorun var demektir. Dökmen de bu soruna dikkat çekiyor ve konuyla ilgili uyarısını kitabının 46. sayfasında yapıyor:

“Şüphesiz ki dış dünyadaki birtakım şeyler ilgimizi çekebilir, çekmelidir. Örneğin çevre sorunlarıyla, toplum sorunlarıyla ilgilenmemiz, hobiler edinmemiz doğaldır, hatta gereklidir. Ancak bu uğraşlarımız, kendimizle yüz yüze gelmemek için bulduğumuz birer bahane niteliğinde ise işte bu durum fazlaca sağlıklı değil.”

Kendimi fark etmekten kaçınmak için dış dünyadaki birtakım şeyleri fark ediyorsam, bu çok sağlıklı değil. Üstelik kendimi atlayıp dışarıda bir şeyleri fark ettiğim zaman, söz konusu fark etmenin tam anlamıyla bir fark etme olmadığını da düşünüyorum. Sanırım en sağlıklısı, kendimizi fark ettikten sonra ya da kendimizi fark etmenin yanı sıra dış dünyadaki birtakım şeyleri fark etmek, onlara ilgi duymaktır.”

Hayatımızın merkezine önce kendimizi koymalıyız. Bu ‘kendimiz’in içinde sağlığımız; zihinsel, ruhsal ve bedensel dinlenmişliğimiz; beslenmemiz; eğitimimiz gibi ayrıntılar var. Hiçbir şey için bunları ihmal etmemeliyiz; çünkü sağlıklı ve güçlü olursak ancak bütün her şey için uğraş verebilir, enerji harcayabilir, başarı elde edebiliriz. 24 saatin içine ya da haftanın 7 gününe bütün her şeyi sığdırmaya çalışmak enerjimizle birlikte bizi dibe çekecektir. Arada oturup kendimizle konuşmalı, kağıdı kalemi alıp kendimizi hesaba çekmeli, ‘ben’in ihtiyaçları neler; bunlara kulak vermeliyiz.

 Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

5 Yorumlar

  • Yanıtla Demirdöküm servis 01 Ekim 2015 at 19:25

    çok felsevik ve derin bir konu paylaşım için tşk

  • Yanıtla hilal d. 24 Eylül 2015 at 22:28

    yazmadan bir adım öteye gidemiyoruz.
    çoğunlukla kısmen varız hayatta..
    tamamen var olmak.. bazı anlara mahsus galiba.
    daha fazla var olmak da hayattaki saf mücadelemizle eşdeğer.
    yazındaki zihinsel, ruhsal ve bedensel dinlenmişliği ayrıca düşünmeye değer buldum.
    dilerim kısmen sonlandırmayız bu hayatı(:

  • Yanıtla cem kazan 24 Eylül 2015 at 13:17

    Evet. Bende bu dunyada kismen yasayanlardanim. Ve hala kendimi tamamlamaya calisiyorum. Hala severek yapacagim meslek hangisi, onu ariyorum. Kendime onu soruyorum. Aldigim bir takim cevaplar var. Gercekte onlar mi peki? iste bunu ogrenmek icin, o meslekleri yapmaya calisiyorum. O sektorde is ariyorum. Boyle kendimi tamamlama yolculugum devam ediyor Evren. Bi gun yardimcisi Edison’a sormus, “Gun 24 saat. Siz 20 saat calisiyorsunuz. Bu nasil oluyor?” diye. Edison’un verdigi cevap yolumuzu aydinlatan cinsten, “Ben kendimi calisiyor olarak görmüyorum ki. Ben bu isi seviyorum. O yuzden vakit nasil akip gidiyor farkinda degilim” .Dilerim hepimiz de böyle zamanin nasil akip gittigini bilemeyecegimiz o isleri, o meslekleri buluruz. Harika bir kisisel gelisim yazisi olmus Evren. Ustun Hoca’mizin kitabindan yola cikarak kendi fikirlerinle, tecrubelerinle harmanladigin cok güzel, okumaya doyulmaz bir kişisel gelisim yazisi. Buyuk tesekkurler yazi icin. Ayrica bayraminda mübarek olsun. Iyi bayramlar.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 24 Eylül 2015 at 14:52

      Merhaba Cem, öncelikle senin de bayramın mübarek olsun ;) Aslında ‘dünyada kısmen yaşamak’ ile ‘kendini tamamlamaya çalışmak’ farklı şeyler. Bence insanoğlu ömrü boyunca kendini tamamlamaya çalışıyor. “Tamam ben artık oldum, kendime katacak, beni geliştirecek hiçbir şey kalmadı; evimde huzurla oturup ölümü bekleybilirim” diyen var mıdır; pek sanmıyorum. Zaten kendini tamamlama gayreti içindeysen, bazı konularda eksik olduğunu düşünüyor ve bunları tamamlamaya, inşa ettiğin binaya her gün bir / birkaç tuğla daha koymaya devam ediyorsan bu harika bir durum; demek ki sen dünyanın geri kalanından farklı birisin. Edison’un cevabına kesinlikle katılıyorum fakat bana 24 saat yetmiyor. “Dünyanın işi hiç bitmez” derler, çok doğru lâkin o kadar çok yapacak işim var ki 24 saati yetiremiyorum. Bu belki zamanı verimli kullanmadığımdan kaynaklanıyor olabilir belki de günde ortalama 4 saatimi ev-iş arasında üstelik ayakta yolculuk yaparak harcıyor olmamadan olabilir. Özellikle Barış Kuyucu’nun parmak bastığı nokta üzerinde düşünmek gerek. Şimdilerde rehberlik hizmetleri okullarda gelişti ancak bizim nesil profesyonel bir rehberlik hizmeti alamadığı için puan nereye yeterse o bölüme gidip alakasız meslek gruplarına dahil oldu. Kendimizi 20’li yaşların sonunda 30’lu yaşların başında keşfetmeye, bunun sonucunda da farklı eğitimlere, sertifika programlarına veya atölye çalışmalarına katılarak bize uygun olan uğraşı bulmaya yöneldik. Pes etmeyip çabalamaya devam ediyor ve kendimizi tamamlamaya ısrarla devam ediyorsak ümitsizliğe kapılmamalıyız; doğru yoldayız ;) Çok değerli yorumun için teşekkür ediyorum.

    Bir Cevap Yazın