Röportaj / Söyleşi

Lale Kalpakçıoğlu’ndan Eşi Fethi Naci!

Fethi Naci'nin eşi Lale Kalpakçıoğlu

Fethi Naci’nin eşi Lale Kalpakçıoğlu

Fethi Naci‘nin ölümünün 18. gününde eşinin ardından yazdığı ve Milliyet Kitap‘ta yayımlanan mektubu sayesinde tanıdım Lale Kalpakçıoğlu’nu. O mektuptaki ifadeler beni öylesine derinden etkilemişti ki blogumda duygularımı anlattığım bir yazı kaleme aldım. Lale Hanım, Fethi Naci ile ilgili internetten arama yaparken o yazımı bulmuş ve altına çok özel bir yorum yazmıştı. O yorumdan sonra internet üzerinden yazışmalarımız devam etti; öyle ki Lale Hanım, Yalnızlık Üzerine başlıklı yazısıyla Haziran 2009’da bu blogda misafir kalem oldu. Bütün bu sürecin sonunda 16 Temmuz 2014’te Cihangir’de Firuz Kafe’de kendisiyle ilk defa bir araya gelecektik.

Nurullah Ataç’tan sonra, Türk edebiyatının en usta eleştirmeniydi Fethi Naci. Üniversitedeki Türk Dili ve Edebiyatı bölümü sıralarında onun ismine aşinaydık ancak romanlar üzerine yaptığı eleştirileri dışında özel hayatına dair pek fazla bir bilgiye sahip değildik. Naci üzerine konuşmak, küçük bir söyleşi yapmak istediğimi Lale Hanım’a yazdığımda beni kırmadı ancak görüşmemiz hemen gerçekleşmedi. Bana verdiği sözü unuttuğunu zannettiğim o zaman zarfında Fethi Naci hakkında daha fazla bilgi edinmek amacıyla ardından yayımlanan yazıları, anılarından oluşan ‘Anılar Kitabı‘nı, ölümünden iki yıl sonra basılan armağan kitap ‘Yazının Gül Dikeni‘ni ve hatta bir yüksek lisans tezini okuyup notlar aldım. Fethi Naci’nin Türk edebiyatı için önemi ve eleştirmenliği hakkında halihazırda yazılan çok fazla yazı var; zaten bu konu edebiyat dünyasının usta kalemlerinin işi. Ben, Fethi Naci’yi bir de eşi Lale Hanım’dan dinlemek istedim. Okuduklarımızdan, duyduklarımızdan çok daha ötesini hatta çoğu mevzunun altında yatan gerçekleri onunla 26 yıl geçiren bir kadından daha iyi kimse bilemezdi.

Naci’nin Lale’si bana verdiği sözü unutmadı ve müsait olduğu ilk fırsatta beni yaşadığı Cihangir’e davet etti.

Sorularımın hepsini cevaplayan Lale Hanım için cevap vermesi en zor ve aslında ‘buna ben cevap vermek istemiyorum’ dediği tek soru ‘Fethi Naci için Lale’si hayatı boyunca ne ifade etti?’ sorusuydu. Lale Hanım, 26 yılını verdiği ve kendisinden 26 yaş büyük olduğu halde adeta oğlu gibi ilgilendiği Fethi Naci hakkında asıl konuşması gereken kişiyken ilginç bir şekilde bundan çekiniyordu. Sık sık “Naci’yi kullanıyormuşum hissi vermek istemiyorum” diyordu. Bunun ‘kullanmak’ anlamına geleceğini kimsenin düşünmeyeceğini, eşi olarak en doğal hakkı olduğunu söylediğimde edebiyat dünyasının bizim bilmediğimiz ‘bakış açısını, algılayış biçimini’ sözlerinin satır aralarına saklıyordu. Lale Hanım o soruya söz konusu çekincelerden dolayı tam bir cevap vermezken ben sorumun asıl cevabını birinci elden, Fethi Naci’nin el yazılarından aldım. Röportajdan 3 gün sonra fotoğraflarını çekmek için Lale Hanım’ın küçük, mütevazı evine gittiğimde Naci’nin her kitabının kapağında kendi el yazısıyla Lale’sine ithaf ettiği yazılarını gördüm. İşte o zaman haddimizi bilip Fethi Naci hakkında hepimizin susması, asıl konuşması gerekenin Lale Hanım olduğunu bir kez daha anladım.

Naci, Beni Çok Önemsiyordu

Fethi Naci’nin hayatının dönüm noktalarından biri 1972’de kızı Deniz’i bir trafik kazasında kaybetmesiyle yaşanır. Evlat acısı yüreğini kor gibi dağlarken kendisini içkiye veren baba Naci, Lale Hanım’ın deyimiyle iki yıl boyunca adeta hiç yaşamaz. Yolları kesişince Fethi Naci için Lale Hanım “Artık Lale okumadan hiçbir yazımı basmayacağım; önce o okuyacak” dediği bir insana dönüşür. Ona ithaf edilen kitaplar, kitapların ilk sayfalarında adına yazılmış sevgi cümleleri peş peşe gelir. Lale Hanım, edebiyat camiasının sert dilinden çekindiği o insanı çocuğu gibi sevdiği, koruduğu, yol kenarındaki gelincikleri kendi elleriyle toplayıp verdiği bir adama dönüştürür. Naci için artık asla unutulmayacak acılar Lale’si ile birlikte daha katlanılır bir hal almış, edebiyat dünyasının can sıkıcı küskünlükleri daha kolay atlatılır olmaya başlamıştır.

Beni İstemeye Melih Cevdet Anday’la Geldi!

Fethi Naci’nin dünyasına açılan kapıları Lale için aralayan Georg Lukacs’ın bir kitabıdır. Bir akşam staj çıkışı uğradığı Papirüs adlı bir barda Lale Hanım’ın elinde Lukacs’ın bir kitabı vardır. Arkadaşlarıyla ayrı bir masada oturan Naci, kitabı görünce “Lukacs mı okuyorsunuz; benim üstadım; hayran olduğum bir eleştirmendir” der. Belki hemen olmasa da o kitap Lale’nin Naci’nin dünyasına girmesi için ilk anahtardır. “Sonra aradan birkaç ay geçti. Ben aramadım, niye arayayım ki. Ben o türlerden değilim.” diyor Lale Hanım; sonraki görüşmemizde de ‘erkek Fatma bir tarafım vardır’ diye de ekliyor; ‘Naci Karadenizli ise benim de bu tarafım var’ dercesine. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı ise Naci’nin Lale’yi evine ilk davetinde ‘bu romanı okumadıysan mutlaka okuyacaksın’ diyerek eline tutuşturulur. Lale Hanım o olayı ‘Gel, bunu oku diyerek emretmişti’ sözleriyle aktarıyor. O roman sayesinde ‘doğru roman nasıldır?’ sorusunun cevabını öğrenirken aynı zamanda Naci’nin dünyasını daha iyi anlamaya başlayacaktır. “Ona yetişmek ne mümkün ama onunla birlikteyken artık daha çok okuma ihtiyacı hissediyordum” diyen genç avukat bir taraftan da Fransızca öğrenme telaşına kapılır. Öyle ki sevdiği adam bu dile son derece hakimdir.

Biz İkiz gibiydik!

Aylar sonra yolu Asmalı Mecit’e düşen Lale, Can Yücel’le aynı masada oturan Fethi Naci ile bir kez daha karşılaşır. O gün başlar her şey, 1981 sonlarıdır ve 11 ay sonra evlilikle taçlandırılacak ilişkinin ilk adımı atılır. Sonrasında Fethi Naci, Melih Cevdet Anday ve eşini de yanına alarak Lale Hanım’ı babasından istemeye gidecektir. Ömür boyu birliktelik için imzalar 21 Ekim 1982 tarihinde atılır. 26 yıl boyunca birçok insanı misafir ederler evlerinde, sofralarında. Acılar, hüzünler, heyecanlar, sevinçler, tavla partileri, Cuma masaları hep birlikte yaşanır. ‘Zaten biz ikiz gibi olmuştuk, bizi ayrı gördüklerinde şaşırırlardı’ diyor Lale Hanım, ortak hayatı ne denli beraber yaşadıklarının altını çizerek.

Hastalığında İlk Unuttuğu Kişi Kızı Deniz Oldu!

Zaman hızla akıp gider, coşkuyla yaşanan bir ömür 20 yıl sonra ilk kaybolma hadisesiyle tökezler. “2002’de bir kaybolmayla başladı hastalık” diye anlatmaya başlyor Lale Hanım o yıl yaşananları. Fethi Naci’yi aramızdan çekip alan Alzheimer hastalığının ilk belirtisi bir dostlarının Ayvacık’taki evlerine tatil için önden giden Fethi Naci’nin bilincini yitirip yolda kaybolmasıyla kendini gösterir. “Sonra tahliller mahliller… beyin tomografisi bilmem ne, her şey yapıldı işte teşhis konuldu” diyor Lale Hanım, bütün bunların sebebini de ‘kahraman bakkal süper markete karşı’ yapamayıp ‘yayınevini kapatmak zorunda’ kalmasına bağlıyor; hastalığı asıl tetikleyenin yayınevinin elden çıkarılması olduğunu vurguluyor.

Kızı Deniz’in ölümünü ve onun yokluğunun acısını her daim derinden hisseden bir baba için Alzheimer hatsalığında unutulan ilk şey de aynı zamanda yine kızıdır. Lale Hanım’ın ‘Kızı Deniz için beraber yas tutar, ağlardık’ dediği Naci, günlerce ondan hiç bahsetmez. Bu durumun dikkatini çektiğini “Çünkü her zaman Deniz, Deniz… Yani hiç Deniz yok, sanki hiç kızı yokmuş gibi.” sözleriyle anlatıyor ve eşine Deniz’i sorduğunda boş boş baktığını aktarıyor. Sonra sırayla arkadaşlarını unutmaya başlar dost canlısı kişiliğiyle övülen adam; unuttuğu son arkadaşı Yaşar Kemal olacaktır. Ölümünden bir hafta önce de artık Lale’si dilinden ve zihninden silinir.

Aşkımız Hiçbir Zaman Bitmedi!

“Çok büyük bir adam ama tabi benim oğlum sevgilim arkadaşım dostum!” diyor onun için Lale’si. Röportajdan önce de röportaj sırasında da zaman zaman gözleri doluyor, tıkanıyor. Koca bir adamla geçen koca bir hayat neresinden tutulsa bitmez, tükenmez; değil 30, yüzlerce soruyla özetlenemez bir yaşama imza atıyor Naci ile Lale.

Evlilikleri boyunca birbirlerinin özgürlüklerine hiçbir zaman müdahale etmediklerinin, karşılıklı güven duygularının ve asla bitmeyen aşklarının altını çiziyor. “Ben ev işleri yapmam nefret ederim, baştan söyleyeyim” dediğinde Fethi Naci’nin “Ben evime hizmetçi almıyorum ki” cevabını aktarıyor. Eşinin ‘Ben Osmanlıyım’ diyerek taktığı evlilik yüzüğünü gösterip “şimdi çıkaramıyorum çünkü bizim evliliğimiz devam ediyor bana göre. Biz boşanmadık ki. O yüzden…” diyor. Kalpakçıoğlu soyadını devam ettirdiğinden ve alyansı parmağında, kendisini diğer tarafta bekleyen Naci’ye gideceği günü beklediğinden bahsediyor. “Bir an önce gitsem daha iyi olacak ama olmadı.” diye de ekliyor.

Biz Hiç Kavga Etmedik!

Edebiyat dünyasının dilinden ve kaleminden çekindiği, ağzının küfürlü oluşundan çokça bahsedilen böylesi bir adamın evde nasıl olduğunu soruyorum; “Çocuksu, naif” diye özetliyor. Yazılarında, gördüğü yanlışlıkları sert bir dille direkt söyleyen Naci’nin evde paylaşan, saygı gösteren yarı teslimiyetçi bir erkek olduğunu anlatıyor. “Mesela biz hiç kavga etmedik.” diyor; sık sık küstüklerinden, bunun birkaç saat veya bir gün sürdüğünden bahsediyor. Bu huylarının da büyük kavgaların önüne geçtiğini belirtiyor. Naci’nin kendisine bağırmasıyla ilgili aklında kalan tek hatıranın Fransız Kültür Merkezi’nin Fransızca kursunun bitiş yemeğinden geç döndüğü gece yaşandığını şu sözlerle aktarıyor: “Geldim, ayakta; uyuyor zannettim. ‘Sen’ dedi ‘ Beni öldürecek misin Lale? Niye 2’de 3’te geleceğini söylemedin, 12’de geleceğim dedin. Benim kızım, benim evladım trafik kazasında öldü. Bir trafik kazası haberi de bekletmek zorunda mıydın sen!”

Kafasında gece boyu kötü senaryolar kuran Naci’ye göre Lale’sinin bunu ona yaşatmaya hakkı yoktur. Tam da burada Lale Hanım, 80’li yılların başlarında Naci’nin trafik kazasında beraber ölmek istediğiyle ilgili sözlerini hatırlar: “Bir gün ‘Bir trafik kazasında ikimiz beraber ölsek ne güzel olur’ dedi. ‘Valla Naci çok haklısın, ben de senin arkandan kalmak istemiyorum’ dedim.”

Naci de Lale’sine aynı sözlerle eşlik eder eşine: “Ben de senin arkandan kalmak istemiyorum.” “Aslında çok romantik bir adamdı” diyor Lale Hanım, Fethi Naci’nin tam tersi gibi gösterildiğini dile getiriyor ve onun öyle algılanmasını kendince geliştirdiği savunma mekanizmasına veya damarlarındaki Karadenizli kanına veriyor.

Ben Sadece Fethi Naci’nin Eşi Değilim

Kocasının ardında kalan kadının yalnızlaştırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Kendisi için de böyle bir durumun söz konusu olup olmadığını soruyorum; “Dostları Fethi Naci’nin hatırasına sahip çıkıyor mu?” diyorum. Aslında izlenimlerimi (daha doğrusu hissettiklerimi) kendime saklayıp Lale Hanım’ın vefasızlıkla çok karşılaşmadığı yönündeki sözlerini not ediyorum. Milliyet Kitap’ın 6 yıl önce onun mektubuna yer vermesi haricinde bugüne kadar niye birinin kalkıp da Naci’yi Lale’sinin ağzından dinlemediğine, onun kaleminden okumadığına; Lale Kalpakçıoğlu’na bir edebiyat dergisinde -edebiyatı da geçtim herhangi bir dergide- yer verilmediğine şaşırıyorum. İstanbul’da onca üniversitenin her birinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü varken 6 yıl boyunca Babil kulesinden inilip Lale Hanım’ın kapısı nasıl çalınmaz, onun elinden tutup edebiyat öğrencilerinin karşısına çıkarmak nasıl akıl edilmez, şaşırıyorum. Bu düşüncelerimi kendisi yorumsuz bırakmayı tercih ediyor. “Cuma masaları devam ediyor, Fethi’nin vekili olarak orada oturuyorum, hatta gitmediğimde benim sandalyeme başkası saygıdan asla oturmuyor” diyor. Fethi Naci’nin eşi olduğundan dolayı gurur duyduğunu ancak sadece onun eşi olmadığını aynı zamanda o masa etrafındakilerin arkadaşı, bazılarının da bir dönem avukatı olduğunu vurguluyor.

Fethi Naci'nin en güzel fotoğraflarından biri

Fethi Naci’nin en güzel fotoğraflarından biri

Eleştiri Fethi Naci ile Bitti!

Fethi Naci ismiyle birlikte Nurullah Ataç ismi de sıklıkla anılırken bugünkü edebiyat dünyasına baktığımızda eleştiri anlamında bu denli bahsi geçen yeni bir isim olup olmadığını sorduğumda ‘Var mı?’ diye bana soruyor Lale Hanım, kesinlikle olmadığını vurgularcasına. Cuma masası sohbetlerinde eleştirinin artık Naci ile bittiğinin konuşulduğunu aktarıyor; günümüz eleştirmenlerinde objektiflik ve tarafsızlığın kalmadığına işaret ediyor.

Fethi Naci’nin gündüz çalışan, geceyi ise kesinlikle kendisine ayıran biri olduğundan bahsediyor. Eleştireceği kitabı en az üç defa mutlaka okuduğunu, yazmaya başlayınca da yüksek bir konsantrasyonla çevresinde olup biten her şeyden sıyrıldığını anlatıyor. “Ama hava karardıktan sonra bağlasan çalışmaz” diyor, akşamı karşılıklı sohbetlerle, dedikodularla geçirdiklerini söylüyor.

En sevdiği on yazar ve 20 romanın listesi adı geçen kitaplarda yayımlanmış olsa da Fethi Naci’nin evdeyken elinden ve dilinden düşürmediği yazarları, şairleri soruyorum Lale Hanım’a; Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Özdemir Asaf‘ın isimlerini sıralıyor.

Gençlere Karşı Biraz Ön Yargılıydı

Asıl adı İsmail Naci iken isminin başına babasının adını ekleyerek yazılarını yazmaya başlayan Fethi Naci’ye Lale Hanım ‘Naci’ ismiyle hitap etmekte, ondan ‘Naci’m’ diye bahsetmektedir. Ölüm yıl dönümlerinde 26 yılı kendi deyimiyle ‘tek parça halinde, sanki bir ikiz gibi’ yaşadığı Naci’sinin mezarını ziyaret ediyor.

Zaman zaman dillendirdiği bir şey de var ‘arkasından bir türlü gidemedim, bekliyorum’. Ağustos 2008’de blogumdaki ilgili yazıya yaptığı yorumda “Naci’m biraz ön yargılı olarak genç insanlara fazla güvenmiyordu. Elbette çok da haksız değildi. Ama bugün okuduklarımı okusaydı eğer fikirlerinin değişeceğinden yüzde yüz eminim” diye yazan Lale Hanım, Gezi Parkı olayları sırasında tanımadığı onlarca gencin elinden tutup onlardan özür dilediğini açık yüreklilikle anlatıyor. O gençlerin Fethi Naci’nin kitaplarını sımsıkı kucaklayıp kokladıklarından bahsediyor.

Fethi Naci'nin okuma gözlüğü

Fethi Naci’nin okuma gözlüğü

Lale Hanım’la tanışmamıza vesile olan Milliyet Kitap’taki mektup, Naci’sine yazdığı ilk ve son mektup olur; yenilerini yazıp yazmadığını sorduğumda ‘sonra yapamadım’ diyor. Eli bir daha kaleme kağıda gitmemiştir. Ölünün ardında bıraktığı sıkıntılar elbette sadece hissettirdiği acı ve özlem değil, aynı zamanda daha başka sıkıntılardır. Lale Hanım, anlatmasa da dev gibi adamın gidişinin ardından hayatı da bir o kadar küçülmüştür. Önce beraber yaşadıkları evden ‘hatırlarına dayanamıyorum’ diyerek ayrılır, mütevazı küçük bir eve taşınır; Fethi’sinin eşyalarını Darülaceze’ye verir, kitaplarının bir kısmını da dağıtır. ‘Peki ya onun evlilik yüzüğü?’ diye sorduğumda beni çok şaşırtan ama kendince haklı olan gerekçesiye ‘alyansın akıbetini’ tek bir cümleyle söyleyip geçiyor.

Fethi Naci’nin anılarına Bodrum ve Giresun’la ilgili yaşadığı hayal kırıklıkları da yansır. Lale Hanım da doğruluyor Bodrum’dan nasıl el ayak çektiklerini; Giresun’unun da yükselen binalar yüzünden Naci için bittiğini.. “Ama İstanbul’u seviyordu” diyor.

Fethi Naci'nin kedisi

Fethi Naci’nin kedisi

Modalı, genç stajyer avukat Lale Hanım, Fethi Naci ile evlenince taşındığı Cihangir’deki hayatına ismine ithaf edilmiş, güzel cümlelerle imzalanmış onlarca kitap, 26 yıllık birlikteliğin kanıtı yüzlerce fotoğraf ve sekiz yaşındaki kedisiyle birlikte devam ediyor. Hastalığı döneminde aldığı ve ‘iyi ki de almışım’ dediği kedinin 2 yıl boyunca Fethi Naci’nin koynundan çıkmadığını, büyük bir aşk yaşadıklarını anlatıyor. “Öyle ki Naci ölene kadar benim yüzüme bakmadı, son anında yanından hiç ayrılmadı” diyor. Artık yürüyemeyen, dünyaya sessiz ama hüzün dolu gözlerle bakan o kediyle kendisinin avunduğunu söylüyor.

Fethi Naci’yi rahmetle anarken çok kıymetli Lale Hanımefendi’ye de büyük bir alçak gönüllülükle bana dünyasının kapılarını açtığı için teşekkür ediyorum; kıymeti benim için çok büyük. Fethi Naci’yi kendi cümlelerinden okumanın yanında onunla 26 yılı devirmiş hayat arkadaşından da dinlemek çok değerliydi. Naci’den bize kalan eserleri elbette önemli, her birine sahip çıkılması gerekiyor ancak en kıymetli hatırasının eşi Lale Kalpakçıoğlu olduğunu düşünüyorum.

Onunla aynı karede, aynı kitabın sayfaları arasında yer almış ve hâlâ hayatta olan isimlerin de bu konuda benimle aynı düşündüğüne inanmak istiyorum. Dünya görüşüne katılabilir veya katılmayabilirsiniz; eleştirilerini yanlı veya objektif bulabilirsiniz ancak Fethi Naci’nin aziz hatırasına sahip çıkmak Türk edebiyatının boynunun borcu olduğu görüşündeyim.

Fethi Naci’nin burjuva eleştirmeni olduğu suçlamaları, Bodrum’da intihara kalkıştığı iddiaları, Ahmet Altan’dan niçin ‘iğreniyorum’ diye bahsettiği gibi daha pek çok soruyu da yönelttim Lale Hanım’a. O ve daha fazla sorunun cevabını Fethi Naci’nin 6. ölüm yıl dönümü olan 23 Temmuz’da stargundem.com haber sitesinde yayımlanan Lale Kalpakçıoğlu söyleşisini {BURADAN} okuyabilirsiniz.

Evren’i + Sosyal Ağlarda Takip Et

İlgili yazılar:

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Kalpakçıoğlu: Fethi Naci, Dev gibi Bir Adamdı! – bi' blog e-vren! 18 Mayıs 2015 at 21:46

    […] Lale Kalpakçıoğlu ile gerçekleştirilen söyleşinin hikâyesine ve Fethi Naci’nin eşyalarına ait özel fotoğraflara BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ. […]

  • Bir Cevap Yazın