MisAfiR KaLeM{LeR}

YALNIZLIK ÜZERİNE

{Haziran ’09 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Yalnızlık nedir? İyi midir, kötü mü? Bu konuda çok şeyler yazıldı, çizildi. Ama, yalnızlığı “yaşamak” nasıl bir şey? “İnsanda” nasıl bir duygu yaratıyor? İnsanı tırnak içine aldım, çünkü insan, sosyal bir varlık. Ancak, birlikte yaşayarak, paylaşarak var olabiliyor.

Yalnızlığın insanlar üzerinde yarattığı duygu, çok farklı. Örneğin; Schiller, “Asıl yalnızken, yalnız değilim.” derken; Goethe, “Yalnızlık en büyük servettir.” derken; Epictetos, “Geceleyin kapılar kapanıp da, ışıklar söndüğünde, odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin.” derken; Sühreverdi, “Yalnızlık fena arkadaştan hayırlıdır.” derken, farklı felsefi nedenlerle de olsa, yalnızlığın iyi bir şey olduğu kanısındalar. Bir anlamda yalnızlıktan mutluluk duyuyorlar.

Buna karşılık Çehov, “Kendini yalnız hisseden insan için her yer çöldür.” sözleriyle benim duygularıma tercüman olmaktadır. Evet, yalnız insan için, her yer, çöldür; eğer yalnızlığı seçmediysen; eğer zorunlu olarak yalnız bırakılmadıysan…

Uzun zamandır içimde bir türlü hafiflemeyen bir acı var! Hiçbir yerde duramıyorum, özellikle evimde. Yalnızlık üzerine okurken şunu fark ettim: Hafiflemeyen acımın ilk nedeni özlemse, ikinci nedeni, istenmeyen, zorunlu yalnızlık. Bir başka söylemle; paylaşmak istediğinle, artık hiçbir zaman, sonsuza kadar paylaşamayacağın olgusu, gerçeği.

Bir tanım da benden: Kapının zilini çaldığında, açacak (açmasını istediğin) kişinin olmaması, anahtarla açıp girmektir yalnızlık.

—-

e-vren günlüğü’nün Haziran ’09 MisAfiR KaLeMi olan Lale Kalpakçıoğlu‘nu ağırlamaktan onur duydum. Türk edebiyatının en önemli eleştirmeni, dev ismi sayın Fethi Naci‘nin eşi Lale Hanım; yazısını kendi fotoğrafıyla yayınlama isteğime Naci’min gülen fotoğrafı bana yeter yanıtı üzerine ilk kez bir MisAfiR KaLeM yazısını şahsına ait olmayan ama aşkına ait bir fotoğrafla yayınlıyorum. Beni kırmayıp bu yazıyı yazma zahmet ve nezaketinde bulunan sayın Lale Hanım’a teşekkür ediyor; bu vesileyle rahmetli Fethi Naci’yi bir kere daha rahmetle anıyorum.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

4 Yorumlar

  • Yanıtla deniz 06 Haziran 2009 at 18:35

    Bazı aşklar vardır ki;anahtar deliğinden sızan bir ışıkta bile dünyanın bütün aydınlığını vurur yüzünüze.Burda ne acı kalır ne de yanlızlık.Ne mutlu ki Lale Hanım bu aşkın ışığını hep ensesinde hissederek,yüzünde taşıyarak devam etmiş hayatına.

    Bir tanımda benden:Kapının zilini çalıp birinin açmasını diliyorsanız hala,yanlız değilsinizdir…

  • Yanıtla sevgi uçan çubukçu 03 Haziran 2009 at 15:34

    “yalnızlık” duygusu insanın kendine ait bir durum ya da hissiyat olduğu zaman halledilebilir; hatta laleciğimin yazısında çok güzel alıntılarla ifade ettiği gibi çoğu zaman çok da güzel ve yaratıcı bir haldir…ancak birinin yokluğuna dair ise yalnızlık duygusu, çok sevgili lalemizin hissettiği hüzün ve acıyı getiriyor elbetteki…eline, diline, duyguna sağlık laleciğim…değer, vefa, sevgi, aşk, acı, hüzün gibi insana dair olanları bizle paylaştığın için…

  • Yanıtla Yasemin diye biri... 02 Haziran 2009 at 00:55

    Lale Hanımı ilk olarak Fethi Naci Bey’in ölümünden 18 gün sonra yazmış olduğu mektuptan okumuş ve çok etkilenmiştim. Evren günlüğündeki bu satırlarla kendisini ikinci kez okuma fırsatı bulduğum için çok mutlu hissediyorum kendimi. Lale hanımın yalnızlığını anlamak kolay değil elbette… Kaldı ki kendisi bu yazıyı aynı zamanda yaşayan biri. Çok değerli hayat arkadaşı Fethi Naci Bey’in gidişi, tıpkı Cemal Süreya’nın da dediği gibi Türk Edebiyatı’nın dengesini nasıl bozduysa, eminim ki Lale hanımın da ruhunu o denli zedelemiştir. Diliyorum ki hayat kendisini en az Fethi Bey kadar naif ve içten sarmalayıp, sağlıklı bir ömür ile kucaklar…
    Saygılarımla,

  • Yanıtla aysima 02 Haziran 2009 at 00:41

    Zaten bu kadar aci veren,yalnizliga zorunlu birakilmak ya da kendini zorunlu birakmak degil midir..

  • Bir Cevap Yazın