Tanpınar ve Demli Çay!

Tanpınar bugün “Aşk dediğin nedir ki / Histen nefesten varlık / Umutsuzluk içinde / Karanlığa son ıslık” diye fısıldadı kulağıma. “Sanıyor musun ki unutuyorum? Ben aşkları için geceleri ağlayan bir adamım.” dedim fısıltıyla Ahmet Hamdi‘nin kulağına. 

Gülhane Parkı’nın kapısından girince hemen sol tarafta bulunan ‘yolu bile bambaşka’ olan Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi‘ne dün ilk defa gittim. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan müze kütüphane, 3 kattan oluşuyor ve her yerinden adeta zarafet akıyor.

“Huzuru resmen burada buldum!” dediğim mekân, hem müze hem de kütüphane. Cumartesi olması sebebiyle mi bilmiyorum ama fazla insan yoktu. Var olanlar da kütüphanenin farklı mekanlarına dağılmış ya ders çalışıyor ya da kitap / dergi okuyordu. Bense ilk defa gitmiş olmanın verdiği acemilikle mekânı keşfetmekle meşguldüm. Kütüphanenin ruhunu yaşamak için ise bazı hafta sonlarımı orada geçirmeye karar verdim.

Kütüphanenin Tramvay Yoluna Bakan Okuma Salonu
Kütüphanenin Tramvay Yoluna Bakan Okuma Salonu

Kütüphanede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın tüm eserlerini ve onun adına yazılmış birçok eseri bulmak mümkün. Bunun yanında Tanpınar’ın eşyaları ile birlikte birkaç ünlü edebiyatçının da özel eşyaları sergileniyor. Özellikle 100’den fazla güncel edebiyat dergisinin de kütüphanede yer alması, en sevindiğim ayrıntılardan biri oldu.

Kütüphanenin Penceresinden Gülhane Parkı
Kütüphanenin Penceresinden Gülhane Parkı

Bir tarafı Gülhane Parkı’nın yeşilliklerine diğer tarafı da tramvay caddesine bakan Tanpınar Kütüphanesi, İstanbul’un kalbinde tam bir huzur yuvası, sığınılacak bir liman, hengamenin ortasında nefes alınacak bir vaha; ne derseniz deyin ama edebiyatla, kitapla hiç alakası olmayan insanın bile ruhuna işleyecek manevi bir hava var orada.

Güncel Süreli Dergilerin Bulunduğu Giriş Salonu
Güncel Edebiyat Dergilerinin Bulunduğu Giriş Salonu

Kütüphanede dolaşırken orada çalışan görevlilerin ne kadar şanslı olduğunu düşündüm. (Ben bunu daha önce Mısır Çarşısı’na gittiğimde orada çalışanlar için de düşünmüştüm.) Hatta güler yüzlü ve hoş sohbet güvenlik görevlisiyle de bu düşüncemi paylaştım; “böyle bir yerde sıkılmıyorsunuzdur” dedim ama “gel de bize sor, gece nöbetlerinde korkuyoruz” diye şaka yaptı. Daha önce (1810) İkinci Mahmut tarafından Padişahın geçit alaylarını seyretmeleri için yaptırılan Alay Köşkü olan bu kütüphanenin yukarıda fotoğrafını çektiğim odasının İbrahim Paşa ve Rüstem Paşa’nın odası olduğunu söyledi güvenlik görevlisi; az önceki şakasını da buna bağlayarak “geceleri burada dolaşıyorlar” dedi. (Sohbet arasında Harem dairesinde görevli güvenlikçi arkadaşlarının anlattıklarını da aktardı. Öyle ki Harem’de dönen entrikalardan dolayı küçük yaşta boğdurularak öldürülen şehzadelerin ruhları arada orada geziyormuş; hatta bazı güvenlik görevlileri ciddi psikolojik sorunlar yaşayıp oradan ayrılmış. Ben onun yalancısıyım.)

Okuma Salonun Penceresinden Tramvay Yolu
Okuma Salonun Penceresinden Tramvay Yolu

Daha sonra Sanayi-i Nefise’nin (Güzel Sanatlar Birliği) merkezi olan Alay Köşkü, 18 Temmuz 1928 tarihinden itibaren dönemin edebiyatçıları tarafından Sanayi-i Nefise’nin Edebiyat Şubesini kurmak için yapılan toplantılara ev sahipliği yapmış. Ahmet Hamdi Tanpınar da 19 Eylül 1929 tarihinden itibaren o toplantılara katılmış. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi de 12 Kasım 2011 tarihinde hizmete açılmış.

Dem Karaköy Çay Evi
Dem Karaköy Çay Evi

İstanbul’a Çay Arası

Kütüphaneleri sevdiğim kadar çay içilecek yerleri de seviyorum, çay tiryakisi bir edebiyatçı olarak. Hangi dergiydi hatırlamıyorum; Dem Karaköy Çay Evi‘yle ilgili orada bir yazı okumuş ve telefonumun not kısmındaki ‘gidilecek yerler’ listesine eklemiştim. Hatta bir hafta sonu Eminönü taraflarındayken gidip bulmaya niyetlenmiş, telefonun navigasyonundan da bakmıştım ama haritadaki rota karmaşık gelince, bir de kış günü hızla akşam olunca Dem’i keşfetmeyi sonraya bırakmıştım.

Dün, aslında oraya gitmek yine hesapta yoktu ama Eminönü’ndeyken yine aklıma geldi ve Dem’i arayıp yolu tarif etmelerini rica ettim. Telefondaki bayan gayet kibar bir şekilde (ki sonra orada çalışan herkesin güler yüzlü, kibar ve bir o kadar da kendilerine has bir ‘sakinliğe’ sahip olduklarını gözlemledim) adresi tarif etmesiyle kendimi aylardır merak ettiğim yerde buldum.

Öyle Lezzetliydi ki İki Demlik İçtim
Öyle Lezzetliydi ki İki Demlik İçtim

Sonradan söyleyeceğimi şimdiden söyleyeyim; Eminönü taraflarındaysanız, meydanın ve Galata Köprüsü’nün kalabalığından, gürültüsünden sıyrılıp bir çay molası vermek istiyorsanız Dem’i arayıp bulun ve gidin çayınızı için. Üstelik geleneksel Türk çayının yanında dünyanın 60 çeşit çayını da bulabilirsiniz ;) Kenya’nın özel bir çayı olduğunu söyledikleri (yanlış hatırlıyor da olabilirim) çaydan iki demlik içtim ;) 

Dem’e giderken deniz manzaralı bir yer bekliyordum. Tenha sayılabilecek bir ara sokakta köşe başına kurulmuş küçük bir kafeyle karşılaşınca ister istemez hayal kırıklığı yaşadım ancak o küçük dünyanın içerisinde apayrı bir atmosfer var; işte onlarca çayın arasındaki o sükûnet beni çok etkiledi. İstiklal’e her gittiğimde mutlaka filitre kahve içmek için uğradığım ve benim için çok özel olan Ara Kafe gibi yeni bir yer daha keşfetmiş olduğum için mutlu oldum. 

+ Sosyal Ağlarda Takip Et

Bir önceki Bana Doğru Düzgün Türkçe ile Gelin! başlıklı yazımda cemil meriç, google ve nurullah ataç hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Tanpınar ve Demli Çay!” için 10 yorum

  1. Evet ilk fırsatta kız arkadaşlara haber salınacak ve bir güne iki kütüphane ve bir çay evi ziyareti sığar mı bilmem artık denenip görülecek. Ve uzun uzun hayıflanılacak hey gidi günler denilecek okul zamanında hergün gelip geçtiğimiz yollardan bihabermişiz a canlar diyip iç çekilecek.

    İki sene önce yazın, balkon sefası lüksüme Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u damgasını vurmuştu, Saatleri Ayarlama Enstitüsü de o günden beri kitaplığımda balkona çıkacağı günü bekliyor. Sanırım Tanpınar huzuru gittiği her yere götürüyor, sanki Tanpınar okunacaksa hava güzel olmalıymış, kuş cıvıltılarına yan bahçeden gelen lavanta çiçeğinin kokusu eşlik etmeliymiş gibi geliyor bana.

    Çok teşekkürler.

  2. kitapsever tüm arkadaşlarımı mutlaka götürürüm Tanpınar müze kütüphanesine. Laleli-üniversite durağından inip de 300 m kadar yürüyünce Beyazıt’a doğru sağda Orhan Kemal ilk halk kütüphanesi var, oranın tarihi havasını da muhakkak solumalısınız.
    Dem’e bir kış akşamı gitmiş ve dışarıya kadar taşan sırayı görünce geri dönmüştük. sizin ortamı teneffüs ve tecrübe etmeniz güzel olmuş.
    selamlar..

  3. İstanbul’a giderken sana danışmak gerekiyormuş abi, gittim gezdim İstanbul’u biraz ama bu tarz yerler bir başka ilgimi çeker benim. İşin içinde sanat ve tarih varsa tam benlik! Unutmayacağım burayı, yolum düşerse tekrar gitmeyi düşünüyorum.

  4. Kütüphane oldukça huzurlu görünüyor. Aromalı çayları seven bir çift olarak, arayışında olduğumuz şu günlerde bu yazı süper oldu. Dem Karaköy Çay Evi. İnceledim sayfalarını mutlaka gidip denemek istiyorum…. Uğrayalım bakalım.

  5. O noktada haklısın fakat özellikle de kucukle bir kütüphanede hayal edemiyorum kendimi. Biraz da yalnız kalma izlenimden belki de öyle yazdım. Senin cevap ise uyandırdı…

  6. Bence güzel insanların güzel yaşadığı her yer imrenilesidir. Niye çocuksuz dedin anlamadım ama onlar anne babayla yapılan keşiflerden daha kıymetli ne var ki? Onlar hâlâ arkadaşlarının esiri olmamışken, sen nereye onlar da orayayken birlikte dolaşmanın tadını çıkarın. Büyüdüklerinde istesen de beraber bir yere gidemeyeceksiniz zaten, hepsinin arkadaşlarıyla planı programı olacak.

  7. Böyle yazılar okuyunca İstanbul’da hayatın çok imrenilesi yanları olduğunu düşünüyorum. Umarım her iki mekanı da ölmeden (çocuksuz) ziyaret edebilirim :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir