Monthly Archives

Kasım 2006

e-günlük

AŞK NE DEĞİLDİR?

Aşk, dergâhta yasak olduğunu bile bile elmayı yiyerek orucu bozmaktır” diye tanımlıyor grup çalışması sonrası bizim sınıftaki birkaç arkadaş. Bir alkış kopuyor sınıfta.

Aşk vardır, o olmasa da.” diyor bir başka grup, elmayı seviyoruz diye elma bizi sevmek zorunda değildir mantığıyla…

Ve “aşk, Yaradan’ın yarattığı vazgeçilemeyen bir duyguyla bölünebilmektir.” diyor bizim grup.

Soruyorum kendime sonra: Her bir tanım şiirsel, yürek titretici ama… Ben yaşadım mı bütün bu duyguları? Aşkın ne olmadığını bilirsem, ancak öyle cevabını verebileceğim bu sorunun. Çünkü biliyorum, “Kavuşulunca bütün aşklar biter” diyor Cemal Süreya.

e-günlük

ANNEANNEM EVİNDE

Geçen hafta bugün almıştım kötü haberi okuldan eve gelir gelmez. Sıkıntı dolu günler kovaladı birbirini. Anneannem yoğun bakımda yattığı müddetçe göremedim onu. Nihayet geçen Cuma, yoğun bakımdan çkıp servise alındı. Bugünse ders arasında arayıp müjdeyi verdi annem: Anneannen hastaneden çıktı, eve geldi.

Ders çıkışı ayaklarım basmadı yere. Aytepe’den nasıl indim, koca bulvarı nasıl geçtim anlamadım. Soluğu anneannemin yeşil gözlerinde aldım…

e-vreniyyat

SUS BANA…

Ben
her zaman
konuşmam,
Ben senin
susmalarını dinlerim.

dedi Özdemir ASAF. Konuşamıyorum bilirsin, yorulur beynimle yüreğim. Sen, anlatmamı istersin, seversin sözlerimi. Ben de susmalarını severim, susalım isterim. Dil konuşunca, göremiyor insan birbirinin gözlerini. Sus benimle, bak gözlerime…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

24 KASIM GELİR.

Henüz resmen öğretmenliğe adım atmadım. Şu sıralar Ağustos ayına kadar sürecek olan eğitimini alıyorum. Ama lisans öğrenciliğim ve gönüllülük çalışmalarım boyunca öğretmenliği olmasa da eğitmenliği iyi kötü tattım. Ateşböceği Tırı ile dolaşırken, Salavatlı Köyünde Kardeş Yürekler Projesi yaparken, Kemer Toplum Merkezi’ndeki drama çalışmalarımda, küçük arkadaşlarım, öğrencilerim oldu son 5 yıldır. Öğretmen sıfatıyla anılmadım şimdiye kadar ama bir öğretmen nasıl olmalı bunu tecrübe ettim. Yıllardır “benden öğretmen olmaz, ben başka şeyler olacağım” diye tuttururken bu mesleğe girmeye hazırlanıyorum. Hal böyle olunca her geçen yıl, bir öğretmen adayı olarak öğretmenler günümü kutlayanların sayısı bir iki artıyor :) Ama bugün gözlerimden yaş getiren en anlamlı ve sürpriz kutlama EFE’M’den geldi:

 

Bu mesajı bir şeye inandığım ve hatta bildiğim diyebileceğim geleceğin için yazıyorum: Benim gözümde geleceğin en parlak öğretmeni olacaksın! Öğretmenler günün kutlu olsun ÖĞRETMENİM!” / İbrahim SOYUÇOK

e-günlük

SEY{İ}RETMEK!

YOKSA SİZ HÂLÂ

TELEVİZYONU

SİNEMAYI

VE

TİYATROYU

İZLEYENLERDEN MİSİNİZ?

 
İzlemek, birinin veya bir şeyin peşinden gitmek; takip etmek demektir. Tiyatro, seyirlik bir oyundur. Ve tiyatro oyunları, televizyon programları izlenilmez, seyredilir.

Radyolar, dinlenmez. Canlı değillerdir, yorulmazlar, uykuları gelmez. Radyolar sadece dinlenilir. Türkiye’nin en çok dinlenen radyoları, en az dinlenilen radyolarıdır!

e-günlük

ÇOCUKLAR DUYMASIN !

DİKKAT !
BU YAZIYI
18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUKLARIN OKUMASI
YASAKTIR !

 

Gökçen KARAN, elektronik günlüğü’ndeÇocukların İstismar’dan Korunması ile ilgili çalışmalar için gönüllüler aranıyor!başlıklı bir yazı eklemiş. Öncelikle internetteki çocuk istismarıyla mücadelenin % 100 sivil katılımla gerçekleştirilebileceğine inandığını söylüyor. Bu anlamda internet günlüğünde ilk adımı bu yazıyla atmış, potansiyel gönüllülere seslenmiş, hatta bu proje için Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU‘ya bir de mektup yazmış. 

Son günlerde medyanın büyük yer verdiği Türkiye’de Çocuk Pornosu rezaletinde beni en çok rahatsız eden konu, haberlerin verilme şekli ve kullanılan dil oluyor. Televizyonda bas bas “çocuk pornosu” diye bağırmak, göz yapalım derken kaş çıkarmak değil de nedir? 6-17 yaş grubu çocukların televizyon başında olduğu saatlerde, ailelerin hep birlikte seyrettikleri ana haber bültenlerinde “çocuk pornosu” kavramını beyinlere işlemek ne kadar doğru? Bunu ebeveynler çocuklarına nasıl izah edebilir, anlamını öğrenen çocuklar büyüklerine bundan sonra nasıl güven besleyebilir, bunları düşünmedik mi? Ortada ciddi bir sorun, toplumsal bir yara varken ve bunların çözüm yollarını ararken, “çocuk pornosu”nu ulu orta telaffuz etmek yeni sorunlara da yol açmaz mı? Türkiye’de en çok konuşulan, haberlerin baş sırasında, gazetelerin manşetlerinde yer alan konular, internette en çok aranan ve indirilen konular olmaz mı hep!

e-günlük

SABRET ANNEANNE’M

Akşamüzeri okuldan gelir gelmez annem veriyor haberi: “Anneannen yoğun bakıma kaldırılmış!” Teyzemlerin gelmesini bekleyip, sonra hastahanede alıyoruz soluğu. Bir oda yapmışlar kantine. İçine de bir bilgisayar koymuşlar. Yoğun bakımda hastası olanlar, belli saatlerde görevlinin yardımıyla kameradan hastasını görebiliyor. Tek tek baktım yataklara. Anneannem hiçbir kamera görüntüsünde yok. Görevli, bir yeri arayıp anneannemin adını veriyor. Kamerası olmayan başka bir yoğun bakım odasına alınmış. Tekrar dolaşıyoruz başka bir yere. Sadece annem ve teyzemin az bir süre görmesine izin verdi kapıdaki güvenlik. Annemler camın diğer tarafında anneannemi seyrederken uyuyormuş. Uyanmış sonra bir anda, çocuklarının geldiğini sezmiş gibi. Annelik içgüdüsü belki de. Hemşire, yoğun bakımda yatmaya devam edeceğini söylemiş. Annem, iyi göründüğünü söyledi anneannemin. Dedemin yanına geldik sonra. Tek başına, her zamanki gibi cüzlerini okuyordu evinde. Bu defa çok farklı sarıldı dedem bana. Ayağa bile kalktı, ben elini öperken.

Anneannem iyileşir de döner… Dedem, bir başına kalmaz… İnşallah…