Ben, İlkbaharını Bekleyen Bir Yaprağım Pencerende

]fh[ fotoğrafhikayeleri {Eylül}

Adın dilimde CAN’dı. Küçük bir tomurcukken ben, nefesin CAN’ıma kandı. Sımsıkı tuttun beni rüzgara karşı. Üzerimdeki yağmur taneleri gençliğime gençlik; güneş, gücüme güç kattı. Esen her yelle “binlerce ben” hışır hışır oynar, adeta hayatla dans ederdim. Sevgililer vardı, senin kalplerini aşkla doldurduğun sevgililer… Kaç tanesi gölgemizde meşk eder, huzura ererlerdi. Ben tıpkı o sevgililer gibi ilkbaharımdaydım, onlardan yüksekte hiçbir şey anlamazdım.

Koca bir ağacın gencecik, yemyeşil bir yaprağı iken, birgün pencerende kurumuş bir yaprak olarak buldum kendimi. Tepelerden seyrettiğim aşk, gün gelmiş beni de kuşatmıştı. Beni de dalımdan koparmış, savurup pencerene, huzurunda kul-köle kılmıştı.

Sararıp kaldım sevdan karşısında. Hayat değil, varlığındı beni kuru bir yaprağa çeviren. Dönüp baktım, sevdanın yüreklere konmadığı yaprak yoktu dallarında. Benim payıma düşen senin sevgindi; yeni mekanım senin gönül pencerendi.

“Gül dururken anma bir solmuş hazan yaprağını” diyor şair Hayali. Aldanma sen ona ey penceresinde kuruduğum sevda! Baharını yaşayıp senin aşkına sonbahara teslim olan bir köleyim huzurunda. Sararmış halime acıma. Ben ilkbaharını bekleyen bir yaprağım pencerende. Kalbini bir açsan, kapılarını ah bir aralasan yeniden hayat bulsam, yemyeşil olsam!


Fotoğrafın Hikayesi: Fotoğraf, 26 Temmuz 2008 tarihinde İzmir Kemalpaşa’da çekildi. Pencerenin yanından geçerken gözüm pencerenin demirine sıkışıp kalan kuru yaprağa takılmştı. “Küçük bir ayrıntı, kimine göre de önemsiz ama detaylar istendiğinde etkileyici olabilir demiştim” ne yaptığımı soran arkadaşıma. Ortaya çıkan kareye o da şaşırmıştı. O anı yakalayamayabilirdim belki de ama geçmişimdeki duygusal yaşantılarımı o yaprağın o duruşuyla ilişkilendirmemi sağlamıştı. O yüzden bu ayrıntıyı fark edebildim belki de orada. Eylül’ün fotoğrafhikayesi de sonbahara yaraşır olsun istedim.

Yıllık İzin

-evren günlüğü nokta net, buyrun?
Merhaba ben e-vren.
-Merhaba e-vren Bey. Nasıl yardımcı olabilirim?
Yıllık iznimden iki günü kullanmak istiyorum bu haftasonu.
-Ama efendim, daha iki hafta önce izin kullanmışsınız. Yazılarda geçen aya göre biraz aksama var. Ve ziyaretçilerden olumsuz eleştiriler alıyoruz bu konuda.
Anlıyorum, döndüğüm zaman telafi edeceğim.
-Nasıl?
Ali Rıza Efe‘nin fotoğraf projesini tamamladım bugün itibariyle. Ben yokken iki gün boyunca ziyaretçileri mağdur etmeyeceğim yani.
-Peki e-vren Bey. Size iyi tatiller. Yoruldum :) İyi tatiller…

e-vren’in Objektifinden 

Bir Aydın Efesi…

evrengunlugu/flickr‘da!

Bekleyeni Gelmeyen Gelin

]fh[ fotoğrafhikayeleri {Ağustos}

Bekledin biliyorum her kız gibi. Gelinlik çağa gelmiş herkes gibi kısmetini bekledin. Kısmetini bulduğun anda da kader ilk tokatını attı suratına.

– Kısmetimi beklemedim ben. Kısmetimi kendim buldum. Doğduğum diyarlardan uzaklarda, hiç beklemediğim bir anda kapımın önünde gördüm ben seni. O andan itibaren gözüm senden başka bir şey görmez oldu. Kısmetimi beklemedim ben. “Kısmetin benim” demedin mi sen…

Herkes konuştu, bir sen konuşmadın. En büyük hayalin o beyaz gelinliği giymekti. Tek başına yetmezdi gelinlik, kolunda beyaz atlı prensin de olmalıydı. Yanında olmadıkça ne önemi vardı ki beyazlara bürünmenin.

– Beyazlara büründüm, kolumda kanadımda sen yokken. Benim gücüm yetmezdi sen dört nala koşarken ey beyaz atlı prens! Ben beyazlara büründüm, oysa yüreğim karalar bağlar. Gelinlik bir kızın içindeki yangını kimler anlar!

Başkalarının “akılları” sevdamızın önüne geçti. Sen içinde gizlediğin sevgiye rağmen onulmaz gururuna yenik düştün. Kapında bir değil onlarca defa toz yutan ben, dostlarının laflarına “hiç” oldum. “Ben aşık olmadan biriyle birlikte olamam” dedin, kestirip attın. Oysa, sen aşıktın… Halbuki gururuna inat aşkından ölüyordun.

– Hayatımdaki en önemli varlıktın sen. Şimdiye kadar bu kadar sevemedim kimseyi. Böylesine yüreğimi açamadım kimseye. Sana baktığım gibi bakamadım, sana dokunduğum gibi dokunamadım kimseye. Aşıktım doğru ama sana “sen beni, içimdeki aşkı söndürmek zorunda bıraktın” dedim.

Özgürlüğüm elimden alınmışken duydum gelinliği giyeceğini. Son bir çare “konuşayım” dedim. Konuşmadın. Kabul etmedin son çırpınışımı. “Nasıl olur” dedim, nasıl sever, nasıl aşık olur adı “ben” olmayan başka birine… İnsan evlenecekse cesur bir karar almış demektir. “Tercihini yapmış demek ki” dedim. Sen beni suçlarken, ardında bir daha aşık olamayacak birini bıraktın oysa.

[Kapıda kalmaz hiçbir gelin, beyazlara büründü mü. Elbet bir nasibi çıkar gelir. Kimi gerçekten aşk’la evlenir, kimi gururla. Gizli saklı sevdalarla girer koynuna alyansın diğer sahibinin. Çoğu zaman kimsenin ruhu duymaz, yüreğinde iki sevgiyi birden taşıdığını bir gelinin. Hatta ölene kadar tek bir sevdayla yaşar kimi gelinler… Beklediği gelmedi gelinin. Büyük aşkı, birkaç dostun yalanlarına yenik düştü. Beyaz atlı prensi özgürlüğüne kavuştuğu gün o, hayatı boyunca bir tutsaklığa imzasını attı. O artık hiç sevmediği bir kalbin eşiydi. Üzerindeki gelinlik, sadece oynadığı bir oyunun kostümüydü.]

Fotoğrafın Hikayesi: Fotoğraf, 23 Temmuz 2008 tarihinde çekildi. Oyuncak Gelin, akrabadan öte aile dostlarımızın kızı sevgili Funda’nın çocukluğundan kalma bir oyuncağı. Fransa’da yaşayan ve Ağustos’un üçüncü haftası evlenme hazırlığında olan Funda’ya oyuncağının fotoğraflarını epostalamıştım sürpriz yapmak için. Çok şaşırmış ve duygulanmıştı. Ağustos’un fotoğrafhikayesi’ni de bu fotoğraf üzerine yazmak istedim. Biraz benden, biraz geçmişten biraz da sizden izler taşıyan bir fotoğraf hikayesi çıktı ortaya.

Bir Saklambaç Benim Çocukluğum

Yine bir cumartesi… Kahvaltı yapıyoruz balkonda. Hüss, pikniğe gideceği için güzelce giyinmiş. “Ne kadar yakışıklı olmuşsun sen” diyorum. Karnımızı doyurup uzun süredir kafamda canlandırdığım bu fotoğrafları çekmek için Hüss’le çalışmaya başlıyoruz. 40 derece sıcakta Hüss’ü fazla yormadan 20 dakikalık bir çekim yapıyoruz.

Hüss ve “saklambaç”

evrengunlugu/flickr‘da.

PENCERE ÖNÜ

]fh[ fotoğrafhikayeleri {Temmuz}

İsmini bilmediği, bilip de unuttuğu pek çok insan geldi geçti hayatından. Büyük olmanın en büyük yükü, yol gözlemek oluyordu. Gençliğin deli çağları hızla akıp gidiyordu da, yaşlılığın ağır aksak dakikaları zamana inat geçmek bilmiyordu. Çoluk çocuk hiçbiri kalmamıştı kolunda kanadında. Bağrından indirmeye kıyamadığı bebeleri, ayda yılda bir gelen ve yolu gözlenen koca insanlar olmuştu. Pencere önü, geçmişi, kalabalık günleri hatırlatan, gelecek misafiri müjdeleyen bir görev üstlenmişti kendisine.

Bu yazıyı 11 Ağustos 2007 tarihinde not düşmüştüm güzel fotoğrafının altına. Şimdi kalabalık o pencerelerin önü. Yolunu beklediğin insanlarla dolu. Kimbilir belki yolunu gözlediklerinden bazıları hala yok, son yolculuğunda bile. Gençliğin deli çağları hızla akıp geçti. Yaşlılığın ağır aksak dakikaları son buldu senin için. Zaman artık yoktu. Doksan yılı aşkın ömründe kaç fotoğraf karesi sığdı, kaç objektif ölümsüzleştirdi varlığını bilinmez. Onlarca kez görüp geçirdiğin bir ilkbaharda misafir olduk evine. İlk ve son görüşmemizdi. Suyundan içtik, elinden yemek yedik, sohbetini dinledik. Ve çektiğimiz birkaç fotoğrafını önce bilgisayarımıza sonra zihinlerimize yerleştirdik. Birbirimizi unuttuğumuz dünya telaşında evinde yeniden misafir olmak kısmet olmadı. Bir çarşamba akşamı ansızın gelen haberle, fotoğrafların yeniden açıldı. Artık pencerenin önü boştu!

—–
Fotoğrafın Hikayesi: “Pencere önüne oturtup resmini çektiğin o güzel babaannem yok artık. İyi ki o resimleri çekmişsin teşekkürler” diyordu İlknur 16 Temmuz 2008 tarihli mesajında. 10 Mart 2007 tarihinde Karacasu’da çekilen bu fotoğraf İlknur’un babaannesine aitti. Ve çarşamba akşamı aldığım bu kötü haberle bu ay Fotoğraf Hikayeleri’ni ona ayırmak istedim. 13 Temmuz Pazar günü o pencereye veda eden babaannenin ardından dualarımızı eksik etmemek dileğiyle…

ancakoyuncak Fotoğraf Projesi

Çocukluğumdan kalan hiç oyuncağım yok. Ama zaman zaman durup hayal etmiyor değilim onları. Kırılsalar da bozulsalar da keşke itinayla saklasaymışım onları. Çünkü hayaller ve hatıralar vardı oyuncaklarımda. En azından bir kare fotoğrafları oslaydı…

ancakoyuncak” fotoğraf çalışması yapmak da bu fikirden doğdu. Oyuncaklar ileride kaybolabilirdi, atılabilirdi vs. Hüss‘ün 100’e yakın oyuncaklarından istediklerini seçtik. Tamamen onun isteğine bağlı şekilde oyuncakları düzenledik. Kendi kafasından neler geçiyorsa, oyuncakları ona göre ya alt alta ya da üst üste koydu. Ve geleceğe “çocukluğundan” ve çocukluğunun en önemli parçası “oyuncaklarından” güzel hatıralar bıraktık.

İleri zaman projesi’nin yeni bir çalışması, oyuncak hatıra fotoğrafları projesi “ancakoyuncak“, evrengunlugu/flickr‘da

Bir Oyuncak Hatıra Fotoğrafları Projesi

Günlerdir kafam bu projeyle meşguldü, nihayet bugün Hüss‘ün de yardımlarıyla ilk adımı atmış olduk. Yaklaşık 45 dakika süren çalışmada Hüss’ün oyuncaklarının farklı açılardan fotoğraflarını çektim. Burada en önemli detay, oyuncakların duruşunun (senaryosu da diyebilirim) tamamen Hüss tarafından karar verilmesiydi. Biraz terledik ama yorulduğumuza da değdi.

Bu bir Oyuncak Hatıra Fotoğrafları Projesi. Çünkü, hala oyuncaklarını saklayan ve onlara değer veren hayatımdaki pek çok insanın oyuncaklarını da görüntülemeye devam edeceğim. Hüss ile yaptığımız çalışmanın photoshop çalışmaları bittikten sonra adını AncakOyuncak projesi koyduğum çalışmanın fotoğraflarını evrengunlugu/flickr‘da bulabilirsiniz.