
Bugün Feyza Hepçilingirler’in Rüzgârın Göğe Savurduğu Türkçe Günlükleri 3 kitabını okumaya başladım. Bitirince kitapla ilgili notlarımı ayrıntılı paylaşacağım ama daha ilk sayfalardaki şu uyarıyı yazmadan edemeyeceğim: Continue reading →

Bugün Feyza Hepçilingirler’in Rüzgârın Göğe Savurduğu Türkçe Günlükleri 3 kitabını okumaya başladım. Bitirince kitapla ilgili notlarımı ayrıntılı paylaşacağım ama daha ilk sayfalardaki şu uyarıyı yazmadan edemeyeceğim: Continue reading →

“Neden sen de bir kitap yazmıyorsun?” sorusuyla zaman zaman karşılaşırım. En başta Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu olmam, -kimilerine göre- kitap yazmam için en büyük avantajdır. (Oysa yazar ve şairlerin büyük çoğunluğunun edebiyat bölümlerinden mezun olmamış kişiler olduğu yönünde veriler var.) Dijital mecrada (blogu kastediyorum) uzun süredir yazıyor olmam da -kimilerince- artık bir kitap yazmam için gayet yeterli bir sebep. Oysa ben edebi anlamda ortaya bir eser koyabilmenin TDE mezunu olmaktan veya gazete, dergi, blog köşelerinde yazmaktan çok daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. İşte bu sebeple ileride bir kitap yazmak yerine bir kitap yayımlayabilirim. Continue reading →

Son okuduğum kitaplardan Yaratıcı Reklamcılık‘ta bir reklamın, vermeye çalıştığı mesaj anlaşılmıyorsa yaratıcı olmadığını vurguluyor Feridun Hürel. Continue reading →
Minder, şilte, divan ve sedir’e “kanepe, koltuk”; dolaba “büfe, konsol, gardrop”; ocağa “şömine” diyenler; zaten olumsuzluğu ifade eden “tepki”yi “olumsuz tepki, olumlu tepki” şeklinde kullananlar; kalana da gidene de “hoşça kal” deyip, “güle güle”yi ağzına bile almayanlar; teşekkür edenlere “önemli değil” diye cevap verenler; “kendine ait (sorunları var.)” gibi bir cümle kurup “(onun) kendi sorunları var.” şeklinin doğrusu olduğundan haberdar olmayanlar; insanlar için kullanılmaması gereken “tane” ile “sen sevdiğim insanlardan bir tanesisin” gibi bir cümle kuranlar; “annen herhalde harika bir insandı.” demek gerekirken özentiyle “senin harika bir annen olmalı” diyenler; bununla yetinmeyip “hadi biraz dışarı çıkıp hava alalım”ı “neden biraz dışarı çıkıp hava almıyoruz” şeklinde söyleyenler; zaten beklenmeyen şey olan “sürpriz”le “bu güzel sürprizi hiç beklemiyordum” gibi cümleler kuranlar; “Kendine iyi bak, kendimi iyi hissetmiyorum, aklından bile geçirme” gibi çeviri Türkçesiyle konuşanlar; “nitelik” gibi pırıl pırıl Türkçe bir kelime dururken “kalite”yi diline dolayanlar; eskiden eşekler için kullanılan “keyif” kelimesini “zevk” yerine kullananlar; “şaşkınlığa uğramak” yerine “şaşkına uğramak” diyenler; “olduça üzgün” görünenler ve bunun doğrusunun sadece “üzgün olmak” olduğunu bilmeyenler; “şöyle söyleyeyim” diye söze başlayanlar; “biri, kimi” yerine “birisi, kimisi” demekte ısrar edenler; “denilmesi”nin doğru şekli “denmesi”ni kullanmayanlar Feyza Hepçilingirler‘in aynı zamanda “Türkçe Off 2” de dediği kitabı Dedim: “Ah” ile Türkçe konusunda epey bir faydalı bilgiye sahip olabilirler.
Yazar, kitabında sıkça yapılan dil yanlışlarından başka bilmediğimiz bazı gerçekleri de dile getiriyor. Örneğin birkaç yıl önceye kadar her pazar Star Tv Ana Haber Bülteni’nden sonra “naçizane benim yazdığım bir öykü” diyerek yüreğimizin tellerini titreten Deniz Arman, aslında Henry’e, Mauppasant’a ait öyküleri okuyormuş. Çocuklarımız daha iyi ingilizce öğrensin, temelden yetişsin diye ana okullarından itibaren ingilizce öğretmeye başlarken, UNESCO’nun yabancı dil öğretiminin alt sınırını “9 yaş” olarak belirlediğini görmezden geliyoruz. Üstelik yabancı dille eğitim yapan bir okula uluslararası statü kazandırmak için “anadilini çok iyi derecede öğretmek” koşulunu öne süren UNESCO’nun bir devlet bir ulus için önemli bir detay sayılacak bu önermesine rağmen Anadolu-Fen Liselerinde ve artık pek çok üniversitemizde dersler ingilizce anlatılıyor!
Kitabın künyesi: Dedim “Ah”, Feyza Hepçilingirler, Everest Yay. İst. 2005, 333 S.