GÜÇ

Bunu kaç kez yaşadım, bilmiyorum. Boş verdim, hiç de önemli değil. Aylar sonraki ilk buluşmada yüzünü omzuma kapatıp hüngür hüngür ağlamaya başladığın o an “senin için her şeyin bittiğini” sanmıştım. Yaşam alanımın tam göbeğinde, hayatın koşuşturmacasındaki onlarca göz bize bakıyordu.

Yirmili yaşlarımın sonlarındayım. Annem altmışlı yaşlarında. Ama ben hâlâ daha annemi güçlü görmek isterim. Yılların bunca yorgunluğuna rağmen hakkı olmasına rağmen kimi zamanki zayıflıklarına, ağlamalarına tahammül edemem. Hal böyleyken küçücük bir çocuğun anne veya babasını ne kadar güçlü görmek isteyeceğini, onları çökmüş bir halde görünce de yaşayacaklarını sen benden daha iyi biliyorsundur.

Allah kuluna “en beterini”, “biraz daha az beterinden” önce yaşatmaz. Veya ben buna inanmak istiyorum. “Her şeyimi kaybettim” derken insan, aslında gerçekten her şeyini kaybettiğinde bunu hangi cümlelerle ifade edecek peki?

Dostum! Hayatının en kötü günlerinden birini yaşadığını düşündüğün an soluğu yanımda alıp Huzur’a benimle birlikte çıktığın için teşekkür ederim, inan çok mutluyum. Ben sevdiklerimin zayıflıklarını görmek istemeyen bencillikte bir adamım. Dostlarım ve ailem güçlü oldukça güçlü olabilen saçma biriyim de aynı zamanda. Bir daha ki sefere “her şeyini gerçekten kaybettiğin o an” beraber ağlıyor olacağız ve bizi kimse teselli edemeyecek. Ay’ın bir yüzü üç gün karanlıktaysa diğer üç günü mutlaka aydınlıktır. Biliyorum, şu an aydınlık yüreğin.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

KİR

Kocaman arabaları olan küçücük adamlar tanıyorum; büsbüyük evleri olan minnacık kadınlar…

Zengin gibi görünen fakirler biliyorum; kendini mutlu gibi gösteren mutsuzlar…

Anlıyorum, büyüklendikçe küçülüyor; çok güldükçe ağlıyor; sahip oldukça kaybediyor; kalabalıklaştıkça yalnızlaşıyor insan.

Ve çok az insan göründüğü gibi yaşıyor, görüyorum.

Birkaçımız zannedildiğimiz gibiyiz. Kirliyiz, aslında hangimiz tertemiziz. Temiz kalmaya çalıştıkça kirleniyoruz. Birçoğumuz temiz zannedildiğimiz için kirletiliyoruz.

KİR, Türk bloglarında ilk kez e-vren günlüğü’nden önce haliselciman.com’da yayımlanmıştı.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

İlk Kez Bir Yazı “Önce Başka Blogda”

e-vreniyyat kategorisine girecek yeni bir yazı üzerinde gidip geliyordum. Yaklaşık 2 ayın sonunda son noktasını koyduğum ve KİR adını verdiğim o yazı, o yazıya özel fotoğrafla birlikte Türk bloglarında ilk defa bir başka blogta yayımlandı.

Söz konusu yazıya Halis Elciman ev sahipliği yapıyor. Buyrun.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Polaroid

Ben yoktum, Polaroid vardı; 70’lerin sonu 80’lerin başıydı. 2000’lerin ilk çeyreğinde Canon‘la tanışmadan çocukluğumun ilk yıllarında Avusturya vizeli Polaroid land kamera’yla arkadaştım ;)

O günden bu yana beni sanal alemde takip etmenin 14 yolundan 15.si; e-vren günlüğü’nün geliştirilmeye çalışılan eski ama yeni bi’şey’si ;) PHOTOBLOGGER

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Artık Herkes Çok Yakışıklı Pek Güzel

Uğraşım gereği bi’ blogluk fotoğraf çekilebilir miyiz? derdim; şimdiyse insanlar bi’ feysbukluk fotoğrafımı çeksene abi der oldu. Albümlerin şeffaf yalıtımlarından, duvarlarımızdaki çerçevelerinden çıkan {daha doğrusu artık oraya konulmayan} fotoğraflar sadece facebook profilinde arkadaşlarımıza hava atmak için çekilir ve sadece dijital ortamlarda saklanır (!) hale geldi. Özellikle facebook profillerine bakıyorum da herkes çok yakışıklı, herkes pek de güzel. Neredeyse sanatçılar da bile olmayan pozlara, göz alıcı karelere sahibiz. Yeni nesil Türkler ne kadar yahşileşiyor diyebiliriz evet ama unutmayalım ki hepimiz birer fotoşop hilesiyiz ;)

Sevgili Doğan geçenlerde facebook duvarındaPeki ya 1987 yılında Thomas Knoll denilen amca Photoshop’u geliştirmeye başlamasaydı?diye sormuştu. Makyajsız kadın düşünebilirim ama fotoşopsuz bir fotoğraf düşeniyorum :p Bu benim fotoğraf konusundaki amatörlüğümün bir göstergesidir belki ama yukarıdaki ihtimalin üstüne bir de Adobe Lightroom harikasının olmayışını kariyerimin sonu olarak görüyorum ;)

Bu yazımı da Lightroom’lu bir fotoğrafımla desteklemek istedim. Yukarıdaki karenin konu mankeni olarak öylece kalmasına da gönlüm razı olmadı ;) Söz konusu fotoğraf henüz buradan haberini veremediğim Aydın Life efsanesinin geri dönüşü -tabi benim de orada köşe yazarlığına geri dönüşüm- için kardeşim tarafından çekildikten sonra bir dizi photoshop ve üzerine lightroom müdahelesi uygulanan birkaç kareden biri. O birkaç kare geçen ay blogun facebook profilinde ziyaretçilerin oylamasına sunulmuş ve yukarıdaki karenin dergide kullanılmasına karar verilmişti.

Bu vesileyle başta Thomas Knoll amcaya, kardeşime ve e-vren günlüğü taraftarlarına teşekkür ederim ;) ha bir de kendini klonlayan tek ve en blogger öğretmen Doğan’a ;)

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Arkadaşlar ve Sevimsiz Sevgilileri

Ben çoğunlukla, parmağa o alyans takılmadıkça ikili ilişkileri çok ciddiye alan biri olmadım. Yakın arkadaşlarımın sevgililerine bile bakış açım hep bu yönde; üzgünüm ama öyle. Ne zamanki sözlendiler veya nişanlandılar ve dünyaevine girdiler en yakın arkadaşımın hayat arkadaşına  saygım sevgim artık sonsuzdur ;)

Sevgilisini erkek arkadaşlarından bile kıskanan kızlara uyuzluğum had safhadadır. Hele ki kız arkadaş edinip MAL’laşan erkekler var ki onları koyacak kategori bile bulamıyorum. Kıskançlık hepimizin ruhunda var; sahiplenme duygusunu, namus olgusunu genlerimizden sıyırmak elbette mümkün değil ama bu kızın sahibi benim, dünyada tek erkek benim, abazaydım şimdi dünyanın en şanslı adamı benim, hayvanım ulan modunda olmak bizim bu topraklara has bir kültür de değil ;)

Aslında hiçbir kız ve erkek, arkadaşlarının sevgilileri gözünde potansiyel sapık, abaza veya rakip olarak görülmeyi haketmiyor. En can sıkıcı durumsa bunun o sevimsiz sevgililer tarafından karşı tarafa hissettirilmesi. Böyle durumlarda arkadaş, senden önce biz vardık! Sen gidicisin biz kalıcıyız. deyip çirkinleşmeyi de tercih edebilirsiniz ama sanırım en doğrusu bu mutlu mesut çiftleri kendi saçmalıklarıyla başbaşa bırakıp hayatınızda küçük bir temizlik yapmak. Zaten, ne hikmetse böylesi ilişkilerin baş kahramanları dımdızlak oratada kalıverirler. Dımdızlaktan kastım, sevgilisi tarafından terk edilip halihazırda sizin gibi arkadaşı da çoktan kaybetmiş olmaları ;) Çok eskiden ne demişim ben: Aşk biter ama dostluk devam eder ;)

Ben istisnalar dışında, hayatımda çok değer verdiğim insanları aynı masaya oturtmamışımdır. İki dostumla aynı anda aynı mekanda veya aynı sofrada bulunmam ender görülür bir durumdur; benim de mahremiyet tarafım bu ;) Dostunu diğer dostundan kıskanan bir adam olarak kendimle tezatlık içine düşmüş görünüyor olabilirim. Mesele bu değildi zaten; arkadaşlarımın kız arkadaşlarının sinir bozucu veya erkek arkadaşlarının küfredilesi bakışlarına muhatap olmak kendimi kaybetmeyi bırakın onların beni kaybetmesi için yeterli bir sebep; pöf :) Sevgilileri için beni tehlike olarak görmeyen arkadaşların partnerlerine minnet borçluyum; içinden az da olsa “kıskançlık” duyan varsa “yerim sizin kıskançlığınızı”; zaten birçoğunuzdan hiç haz almıyorum ;)

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Türkolog

Düzgün konuşmak ayrı bir olay, dili doğru kullanmaksa apayrı. Ve dilimizi doğru kullanmak için ille de dilci olmaya gerek yok.  Türkçe’yi kurallarına uygun yazabilmenin yolu Türkçe öğretmenliğinde veya Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okumaktan geçmiyor. Belli bir eğitim seviyesine ulaşmış herkesin dilini en doğru şekilde kullanması -aslında- bir sorumluluk, bir gereklilik.

Maalesef ki edebiyat bölümü öğrencilerinden yerel ağızla konuşanlarla karşılaşmak mümkün. Hatta derslerine giren hocalarının bile telaffuzlarında ciddi sorunlar var. Attila ilhan’ı Atilla İlhan yazıp, doğrusunu ilk kez biz öğrencilerinden öğrenen yardımcı doçentle bile karşılaşmıştık ;) Noktayı, virgülü nerede kullanacağını bilmeyen üniversite mezunlarının noktalı virgül konusundaki karmaşasını hesaba katmıyorum bile.

Yazının başında düzgün konuşmak ayrı bir olay diye yazmıştım. Herkes, İstanbul Türkçesiyle konuşmak zorunda değil ama bir edebiyat öğrencisi, hele ki öğretmen olacak eğitim fakültesi öğrencisi düzgün konuşmak ZO-RUN-DA! Özellikle edebiyat bölümlerinde diksiyon/güzel konuşma adlarıyla dersler yoksa, gerçekten çok acı. Her bölümün birinci sınıfına çok lazımmış gibi ingilizce dersi koyulurken öğretmen yetiştirecek bölümlere güzel konuşma derslerinin konulmaması büyük bir tezatlık.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.