ÂŞIK ET BENİ ALLAHIM!

Gerçek olmayan yolların, sahte kaldırımlarında en büyük günahlarımı işledim. Söylediğim yalanların ardında en acı gerçeklerimi gizledim. Dost dediğime dost; yâr dediğime yâren olamadım. Gurbetten şikayet ederken vuslata; acıdan dem vururken zevke varamadım. Onun eşiğinde, bunun döşeğinde, şunun ellerinde yorgun bir Yunus oldum; Emre‘mi eksik bıraktım…

Biri ilk defa gönlünün penceresini aralarken bana; Âşık Et Allahım beni ona! Bu, ruhumda son deprem; dünyamda son devrim olsun! Yüreğim, dev gibi sevdayla Rabbim sana; hamd’olsun!

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

SERDE EFELİK VAR

90 yaşında var yoktu… Yılların omuzlarına yüklediği ağırlıkla hafif kambur, yüzü buruşuktu. Dört yıl bu vatana ben askerlik yaptım dedi; dedi de hemen gürledi: “Serde asıl EFE’lik vardır!

Başı öne eğmek; halinden şikayet etmek; bırak ağlamayı iki damla göz yaşı dökmek ayıptı. Ayıptı ya; yakışmazdı mertliğe, sığmazdı delikanlılığa. Körüklü çizmeleri vurdum mu yere, işte bütün öfkemi alır savururum göklere diye gürleyince 90’lık Efe, be hey deli dağın zeybeği, Aydın’ın Efesi diye ünledi diğeri. Ezan okundu; burada akşam oldu. Hanım bekler, yerde sofra kurulu.

Belli ki yiğitlerin yiğidiydi 20’lerinde. Minneti de yoktu kimseye, havası da boldu. Kartal misali açıp kollarını kendinden geçerken, düşmanı geçirmezdi köyünden, kasabasından, kentinden. Kaç sevda yaraladı gönlünü; kaç göz kamaştırdı gözünü… Kimbilir… Serde yiğitlik vardı bir kere, sevdi mi yürekten sever, terketti mi ölümüne terkederdi. İkibüklüm olmuş bedenine inat, hakkını verdi efeliğinin. Önce efeyim bu dağlara, sonra askerim bu vatana! dedi. Ezan bitti usulca, usulca koyuldu evinin yoluna. Tüfenginin yerinde bugün bir baston vardı elbet amma gönlünün ateşi, efeliğin ruhu her bir adımında yine taze, ille de canlıydı. Her şey değişir; insan değişir; bir tek bakışlar değişmezdi. Bir endam, bir eda kalmıştı; son bir defa şöyle efe efe baktı, baktı… Serde de o gözlerde de bir Efelik vardı…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Oyunlarımın Bir Parçası Ol

Daha bir gürültülü oldu benim oyunlarım. Yalnız başıma kendi dünyamda, daha bir kalabalık oynar oldum yalanlarımı. Ağlayarak oynanan bir oyun yoktu benim çocukluğumda. Oysa şimdi her biri gözyaşıyla son buluyor saklambaçlarımın. Cevap ver hayat, ben sorularımı soru işaretlerinin ardından çıkarayım. Küçük halkalar kurup, seni de oyunlarımın bir parçası yapayım.

Ah Aşk, beni azat ettin ve “Yaş ile dolmak, yaş’lanmak için geçmek gerek çocukluktan.” dedin. Doğruları bulmak için de önce çocuk olmak sonra yanlışları yaşamak gerek ey Aşk! Doğru bir, yalanın biri bin; sen yok isen benim hafızamda, diğer her şeyi unut gitsin.

Şimdi ben, kapanır giderim dünlerime. Kaparım gözlerimi; saklarım kendimi ellerimle. Görmesin beni aşk, ben görmeyeyim sevdayı diye, uzatırım içimden saydığım sayıları. Bu oyun bir gün bittiğinde; ah o çocukluğumun masum gizlenmeleri yetişir her derdime: Ben kim, sen nerede, cihân-ı evren ne hâlde…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

LEYLA

Bir Leyla vardı. Kulağında leylak, sağ bileğinde pembe boncuklu bileklik, ayağında rengarenk entari ile Leyla’nın insana neşe veren bir havası vardı. Bir Leyla vardı; Leyla’nın bir hayali vardı. Hayali, hayatı hep hayallerindeki gibi yaşamaktı. Leyla’nın bir hayatı vardı. O rengarenk hayat bir töre, bir gelenek ya da kör bir kurşunla son bulan bir hayat…

Her Mecnu’nun O’na kavuştuğunda kendi içinde kaybettiği bir sevdası; “Sen, benim yıllardır aradığım ve uğruna ömrümü toza toprağa buladığım Leyla değilsin” dediği bir Leylası vardı… Her Mecnun’un ayrı bir Leylası; bu dünyanın, hayallerine kavuşamadan kara toprağa kavuşan pek çok Leylası vardı.

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

TEK SATIRLIK NEFES

Kimsesi olmuyor insanın değil mi bombalar yağarken tepesine…

Kurşun askerlere özenirdim yıllar önce. Kaplumbağalara imrenirdim. Kendimi hiç sevmezdim. Yorganın altında saklarken küçücük bedenimi, dünyadaki hiçbir sesi bir daha duymak istemezdim. Keşke, bir kaplumbağanın kabuğuna sahip olan bir kurşun asker olarak büyütseydi hayat beni.

Ateş düştüğü yeri yaktığında, yapayalnız bırakıyor dünya seni değil mi?

Eşyalarımı toplayıp gitmek isterken -isterken değil bunu gerçekten yaparken- seni gördüm bir pencereden bakarken. Sonra yaklaşınca, penceredekinin aslında ben olduğumu anladım. Öyle mahzun bakacaktım ve sen yanımda olmayacaktın. Yine savunmasız, yine korumasızdım. Bıraktım eşya toplamayı, kapattım çekmeceyi. Kaçışı yoktu bu yaşanılanların.

Tek başına kalakalıyorsun değil mi bütün yollar tıkanıp kaldığında.

Ben bir fotoğraf çekiyorum, içine seni de koyuyorum. Ben bir resim yapıyorum, içine seni de çiziyorum. Ben bir aşk yaşıyorum, yüreğimde seni de büyütüyorum. Ben seni seviyorum, işte o zaman geçmişimi siliyorum. Ben artık tek satırlık bir nefes alıyor, tek nefeslik bir aşk yaşıyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik