Azalan Tiyatro Seyretme Görgüsü

Podcast “Asıl Bunu Konuşalım”ın üçüncü bölümü yayımlandı. On altı yıl önce bu blogda misafir kalem olarak yer alan Bade Karababa, bu kez podcastime konuk oldu. Yeni bölümde gündemi, YouTube kanalını yakından takip ettiği bir isme odaklayan Bade, Blue Horizon isimli teknesiyle yaptığı dünya seyahatinden çok etkilendiği Fatih Aksu‘dan bahsetmek istediğini söyledi.

Bade’yle sohbetimiz, Fatih’in çoğumuzun cesaret edemeyeceği seyahati ve YouTube’da bununla ilgili paylaşımları üzerineydi. Konuşmamızın bir yerinde konu tiyatroya geldi. Bu vesileyle ben de tiyatro seyretme adabının giderek azaldığına dair gözlemlerimle ilgili yazmak istedim. E benim de şu an asıl konuşmak istediğim konu bu ;)

Mümkün olduğunca her hafta tiyatroya gidiyorum. Biletleri haftalar öncesinden alıp gelecek bir ayın cuma veya cumartesi akşamlarını planlamış oluyorum. Önceliğim devlet ve şehir tiyatroları olurken arada özel tiyatrolardan da oyunlara gidiyorum. İlk üç sıradaki koltuklarda boş yer kalmadıysa, o oyuna gitmeyi çok istesem de bilet almıyorum. Çünkü son birkaç yıldır, tiyatro seyircisinin profilinde önemli bir değişiklik gözlemlemeye başladım. Önceden sanki tiyatro seyretmenin bir görgüsü, adabı vardı. Önümde veya yan tarafımda oturanlarda bütün oyunu baştan sona fotoğraflama veya videoya çekme alışkanlığının arttığını görüyorum. Bazıları neredeyse hemen her sahneyi çekiyor. Hatta bazen benim de görüş açımı kapatan garip çekim pozisyonlarına girenler var. Üstüne bir de çekilen görüntünün sosyal medyadan anında paylaşılma çabasına şahitlik ediyorum. O kişiler bu süreçte onca sahne, jest mimik ve repliği kaçırırken benim de dikkatimi dağıtıp tiyatro keyfimi kaçırabiliyor.

telegram

Bir de eşinin ya da kız arkadaşının zoruyla tiyatroya gelenlerin arkasına denk geldiğimde büyük sıkıntı yaşıyorum. Adamın canı o kadar sıkılıyor ki başını cep telefonundan kaldırmıyor. Instagram hikayeleri bitiyor, Twitter gündemine geçiliyor, WhatsApp’tan yazışılıyor, arada da ayıp olmasın diye birkaç saniye sahnedeki oyuncular seyrediliyor. Geçenlerde de arkamda oturan çenesi düşük çiftin, oyunun her sahnesini yorumlamalarına tahammül etmek zorunda kaldım. Sahnedekileri mi arkamdakileri mi dinleyeyim bilemedim.

Hiçbir tiyatro oyunu, yarıda çıkılacak saygısızlığı haketmiyor

Podcastte, Bade’yle tam bu konuda görüş ayrılığına düştük. O, benimle hemfikir olmadığını dile getirdi. “Kötü” veya “sıkıcı”, kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin hiçbir tiyatro oyununun perde arasında terk edilmeyi haketmediğini düşünüyorum. Bunu, birkaç yıl önce Turkcell Vadi’de Cimri oyununu seyretmeye gittiğimde yaşadığım bir deneyimden beri söylerim. Çalıştığı kurumdaki poziyonundan dolayı kendisine sürekli bedava etkinlik bileti gelen iki arkadaşla oyunun perde arasında kahve içerken denk geldim. Oyuncuları, dekoru hiç beğenmediklerini söyleyip oyunu bayağı yermişlerdi. Aslında bilet fiyatı epey de yüksek bir oyundu, arkadaşlar davetiyeyle Cimri’yi ücretsiz seyretmenin rahatlığıyla mı yoksa oyundan gerçekten sıkıldıklarından mı bilmiyorum, sigaralarını içip gittiler.

Amatör veya profesyonel, çok oyunculu veya tek kişilik, hangisi olursa olsun canlı sergilenen ve kesinlikle üstün bir performans örneği olan tiyatro bu muameleyi haketmiyor. Oyunu sıkıcı, oyuncukları kötü, senaryoyu vasat bulmaktan bahsetmiyorum; bunların hepsi göreceli. Oyunu parayla bilet alıp veya davetiyeli ücretsiz seyretmekten de bahsetmiyorum. Sahnede ortaya konan sanata, emeğe yüz çevirme saygısızlığından bahsediyorum.

Benim de sıkıldığım oyunlar olmuyor mu, nadiren oluyor. Müzikallerden veya kalabalık kadrolu oyunlardan zevk alan biri olarak tek kişilik veya iki kişilik oyunlar bazen beni sıkabiliyor. Ama hiçbir zaman hiçbir oyunu yarıda bırakıp gitmedim. Mümkün olduğunca ayakta alkışlamaya özen gösterdim oyuncuları. Bazı teknik imkânlarla, ışıkla, oyunculukla sınırların nasıl zorlandığına çok kez şahit oldum; “yok artık” dediğim çok oyun oldu. Müzik ve dansın bir arada kullanıldığı oyunlarınsa bitmesini hiç istemedim.

Bu arada umarım podcastin ilerleyen bölümlerinde bir tiyatro sanatçısıyla da “asıl neyi konuşalım?” sorusunun peşine düşeriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir