Di’li geçmiş zamanları geçmişte bırakabilmek

internet günlüğü podcastlerini yaparken konuk ettiğim herkese “olanı değil olması gerekeni” konuşalım dememe rağmen ilginç şekilde durum tespiti yapmanın ötesine geçemiyorduk. Bu, bizim milletimize özgü bir durum mu bilmiyorum ama bu konuda uzun süredir “kendimi” sorguluyorum. Henüz pek beceremiyorsam da “miş’li, di’li geçmiş zaman kipinde cümleler kurmamaya çalışıyorum. Çünkü fazlasıyla geçmişe takılıp kalan, deyim yerindeyse gözü sürekli dikiz aynasında yol almaya çalışan biriyim. Hayallerim, hedeflerim, yazmaya çalıştıklarım, gerçekleştirmeyi planladığım fikirler ve hayata geçirdiğim projelerle ancak yüzümü geleceğe dönük tutabiliyorum. Fakat şu di’li geçmiş zamanlardan tam anlamıyla sıyrılabilsem daha fazlasını yapabileceğimi, daha çok üretebileceğimi ve verimli olabileceğimi biliyorum.

Kendimi dinlemek, yaşadığım ve çekmekte olduğum sıkıntıları hatta çoğu zaman anılarımı anlatmaktan sıkıldığım gibi başkalarının başarı hikâyelerini dinlemekten de sıkıldım. “Başarıya ulaşmanın en kestirme yolu modellemektir” sözünün geçerliğiniyse kalkıp bu yazıda sorgulayacak değilim.

2012 Eylül ayının sonunda taşındığım İstanbul’da dördüncü durağımdayım. Aralık 2017’de yaşamaya başladığım Balat’tan dört yılın sonunda yine bir aralık ayında taşındım. Normalde bu yazıyı ilk taşındığım günlerde yazıp Balat’tan ayrılma sebeplerimi uzun uzadıya anlatmayı planlıyordum. (Sadece, onuncu yılımı doldurmak üzere olduğum -ömrümü de tamamlamak istediğim- bu harika şehirde, dördüncü kez taşınırken kendi kendime yaptığım öz eleştiriyi burada kayda geçmek istiyorum: İstanbul, yıllar önce bana çok uzak ve gezmeye gelmekten, yaşamaktan korktuğum bir şehirdi. Oysa dokuz yılın sonunda kalkmış yaşadığım semtleri beğenmeyip başka semtlere taşınır hâle gelmişim.)

Ama Balat’ta yaşadığım sıkıntılarla kendi içimde kavga etmekten, bunları etrafımdakilere anlatmaktan o kadar sıkıldım ki bir de burada yazıyla kayda geçirmekten vazgeçtim.

Çünkü artık gerçekten olanı anlatmak istemiyorum.

Çünkü geçmişi ısıtıp ısıtıp önüme koyarak taze tutmak istemiyorum.

Çünkü artık değiştiremiyorsam eleştirip durmaktan vazgeçmek istiyorum.

Çünkü artık sıkıldım ve yoruldum.

Şu dijital ve gönül yorgunluğum ne zaman geçerse podcast hazırlamaya, YouTube için içerik üretmeye tekrar başlayacağım. Ama zihinsel ve dijital arınma sürecim hâlâ devam ediyor.

telegram

2 Comments

  1. “Geçmiş ve gelecek, bazı günler, içinde yaşadığımız anı nefessiz bırakacak kadar sıkboğaz edebiliyorlar insanı” diyerek ne güzel özetlemişsin her şeyi. Söylediğin gibi karşıdan karşıya geçmeyi düşünmek yerine adım atıp karşıdan karşıya geçmek mesele. Katkın için teşekkür ederim.

  2. Yazdıklarınızdan durum tespiti yapmak teşhisi, yapılması gerekeni konuşmaksa tedaviyi hatırlattı.

    Evet, durumu anlamak iyi bir adım olmakla birlikte yetersiz. Onu başlangıç bilip oradan yola devam etmek gerekiyor. Ama pek kolay değil tabii.

    Geçmiş ve gelecek, bazı günler, içinde yaşadığımız anı nefessiz bırakacak kadar sıkboğaz edebiliyorlar insanı…

    Bazen düşünmek yerine yapmak işe yarıyor. Bazen sizin yaptığınız gibi mekan değiştirmek…

    Galiba ana mesele, hem dünü, bugünü ve yarını hem de iç ve dış etkileri kategorize edip ne dediklerini anlayabilmek.

    İçten yazı için teşekkürler, İstanbul’a selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir