e-günlük

Şekil değiştiren birkaç proje

roportaj

Merhaba;

Bugünlerde nasılsınız?

Etrafımdaki çoğu insan ya mutsuz olduğunu ya kendisini yalnız hissettiğini ya da işten ayrılmak istediğini söylüyor. Sizin de sorguladığınız, sorgulayınca değiştirmek istediğiniz ama değiştiremediğiniz için de kendinizi çaresiz hissettiğiniz durumlar var mı?

Hayatını, yapıp ettiklerini (hata yapamadıklarını) çokça sorgulayan biri olarak bu soruya benim vereceğim epey bir cevap var. Ama size başka bir şeyden ve şekil değiştiren iki projeden bahsedeceğim.

Teknoloji Bağımlılığı Kongresi‘nde Mehmet İlhan‘ın önerdiği film, dizi ve belgeselleri önceki yazılarımda paylaşmıştım. Hafta sonu önce Bir Rüya için Ağıt‘ı (Requiem For A Dream) seyrettim. Baştan sona bunalım dolu film, televizyon bağımlısı anne ile madde bağımlısı oğlunun hikayesini anlatıyor. Film bitene kadar ruh sıkıntısından öldüm. Ne demek istediğimi filmi seyredince anlarsınız. “Her” ise konu itibarıyla Bir Rüya için Ağıt kadar gerçekçi değil çünkü bir adamın işletim sistemiyle yaşadığı aşkı anlatıyor. Yarın bir gün Siri‘nin yapay zekası iyice gelişir ve onunla muhabbeti daha da ilerletirseniz kendinizi bir anda Her filminin başkahramanının yerinde bulabilirsiniz; benden söylemesi. Feyza Hepçilingirler‘in Bu Dağların Karı Erimez kitabını bitirmek üzereyim. Son sayfalara doğru İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin Daire (Dayereh) adlı filminden bahsediliyordu; onu seyretmeye başlamıştım ki bu yazıyı yazmak için filme ara verdim. İran sinemasını seviyorum.

fotoğrafevreni projesini ikinci kez daha sonlandırmak üzereydim ki kıyamadım; içeriğini blogspot’a taşımaya karar verdim. Sanki fotoğrafevreni blogu sayesinde fotoğrafla bağımı diri tutacağım, yoksa hiç alakam kalmayacak zannediyorum. Oysa elimin altında her daim fotoğraf paylaştığım instagram var. Ancak aynı şey değil, öyle olduğunu bildiğim için belki de arada bir güncellerim düşüncesiyle Gökhan‘dan yardım rica ettim. Projeyi şimdilik blogspot’ta ikinci kez demlenmeye bıraktım.

Röportaj ile söyleşinin farklı şeyler olduğunu bilenlerin sayısı azdır. Ama yine de röportaj okumaktan büyük keyif aldığımı söyleyeceğim, bazılarının aklı Ayşe Arman‘ın millete ‘röportaj’ olarak yedirilen söyleşilerine gitse de. Özellikle Yaşar Kemal‘in Röportaj Yazarlığında 60 Yıl kitabını okuyunca daha bir merak saldım bu tekniğe. Batı ve Amerika basını röportaj haberciliğini her geçen gün parlatırken Al Jazeera Türk‘ün video röportajlarını hayranlıkla seyrediyorum. Ancak bugün -benim bildiğim kadarıyla- Türkiye’deki hiçbir gazetede röportaja yer verilmiyor. Çünkü’lerini uzun uzun sıralamaya gerek yok; kendimizden pay biçelim: Sosyal medyada paylaşılan görsellerin ve videoların açıklamalarını kaçımız okuyor? Bakıyoruz ve beğenip geçiyoruz. Okumaya, düşünmeye ve tahlil etmeye vaktimiz yok. Oysa biz Dede Korkut Hikayelerini üretenlerin torunlarıyız. Şimdi o hikayeleri başkaları bize okutuyor, dinletiyor, seyrettiriyor; biz de ağzımız açık hayranlıkla bakakalıyoruz.

Her neyse… Ben de dedim ki hem asıl alanım olan edebiyata borcumu ödeyeyim hem de çok sevdiğim röportaj tekniğiyle ilgili farkındalık oluşturmaya çalışayım. Bunun için de kolları sıvadım; .ist ve .istanbul alan adlarının satışının herkese açılmasının hemen ardından 17 Mayıs’ta roportaj.ist alan adı aldım. Öncelikle hedef, röportajın ne olduğunu, ne olmadığını anlatıp iyi röportaj örnekleriyle dolu bir içerik oluşturmak. Sonrasında özellikle Edebiyat ve İletişim Fakültelerinde okuyan öğrencileri yeni röportajlar yapmaları için teşvik etmek ve belki de bir gün Yaşar Kemal Röportaj Ödülleri‘ni dağıtmak.

Röportaj projesi için yapılacak çok şey var. Türkiye’de artık kendisine hiçbir gazetede yer bulamayan, çok az derginin sayfalarını ayırdığı röportajı yeniden canlandırmak için destek, bilinçlenmek ve farkındalık şart. Siz de katkı sağlamak isterseniz buralardayım.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Alp 28 Mayıs 2016 at 11:32

    Bence sana yakışan bir proje, Yaşar Kemal konusunda aile ile tanışma da dahil her türlü desteği vermek isterim Evren :)

  • Yanıtla Gökhan 23 Mayıs 2016 at 11:21

    Yeni alan adın hayırlı olsun Evren abi, Umarım istediğin gibi gerçekleşir her şey.

  • Yanıtla Sibel Koç 23 Mayıs 2016 at 00:20

    Proje çok anlamlı gerçekten…Bende”ağız tadıyla” bir röportaj okuyamamaktan çok dertliyim.Altın günü konuşmaları gibi yazılarla edebiyatımızın bu kıymetlili alanına haksızlık yapıldığını düşünüyorum bir “alaylı” olarak ;)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 23 Mayıs 2016 at 00:25

      Sibel merhaba; bir simitçi röportajıyla tadını damağımızda bıraktığın o günü hiç unutuyorum. Çokça eleştirdiğimiz mevzuyu “Altın günü konuşmaları gibi” ifadesiyle ne güzel özetledin ;) Fikirlerin ve belki de ikinci bir röportajınla bu projede yer alacağını ümit ediyorum ;)

    Bir Cevap Yazın