e-günlük, e-vreniyyat

Röportaj mı Söyleşi mi? En Güzel Cevap: Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in aziz hatırasına…

Hemen bültenlere ve sosyal medyaya baktığımızda Attila İlhan’ın ardından oluşan “an gelir Attila İlhan ölür” korosunun bir benzerinin oluştuğunu gördük, maalesef. Okuyan okumayan hemen herkes başta “Demirciler Çarşısı Cinayeti” romanının giriş cümlesi”o iyi insanlar o güzel alara binip çekip gittiler…” olmak üzere yazarın belli başlı bazı cümlelerini sloganlaştırıp paylaşmaktaydı. Sloganlarla düşünmek, sloganlaştırmak düşüncelerimizi, sloganların gölgesinde boğmak fikri… En az, ölenin arkasından övgü dolu ağıtlar yakmak gibi hepimizin hastalığı.

Böyle söylüyor Ömer Faruk K. Siyah Sanat dergisindeki Yaşar Kemal’le Eşkıyalık Üstüne başlıklı yazısının girişinde.*

Toplumsal olaylara ve ölümlere sosyal ağlar üzerinden pek değinmediğim gibi 28 Şubat 2015 tarihinde aramızdan ayrılan Yaşar Kemal için de dijital taziyeciliğe soyunmadım. Onun romanlarından birini bile okumamış insanların internetteki paylaşımlarını buruk bir tebessümle okudum. Oysa edebiyatın yaşayan çınarlarından Yaşar Kemal’i son yolculuğuna uğurlarken yapılacak en güzel şey ardından ‘okumak’ ve ‘onu okumak’tı.

Ben de öyle yaptım; kaleminin kuvvet bulmaya başladığı röportajlarını okumakla işe başladım: Yaşar Kemal; Röportaj Yazarlığında 60 Yıl.

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ve Ara Güler’in objektifinden yansıyan Yaşar Kemal fotoğraflarıyla zenginleştirilmiş kitapta usta kalemin 1951 – 1973 yılları arasında gerçekleştirdiği 12 röportajı yer alıyor. Kitabın ilk bölümünde ise Milliyet Sanat dergisinin Ağustos 1975’te çıkan sayısındaki röportaj soruşturmasına verdiği yanıtlar bulunuyor. Yaşar Kemal’in sadece bu kısımdaki ifadeleri bile röportajın gerçekten ne olduğu konusundaki bütün kafa karışıklıklarını gidermeye yeter de artar.

‘Röportaj’ ile ‘Söyleşi’yi birbirine karıştıran, röportaj yaptığını zanneden ama aslında söyleşi’den öteye geçemeyenlerin kulağına Yaşar Kemal’in şu cümleleri küpe olsun:

yaşar kemal

“Röportaj gazeteciliğin başlıca, ana kollarından biridir. Hele sinemadan, televizyondan, radyodan sonra önemi gittikçe de artıyor. Şu andaki Batı gazeteciliği bir tür röportaj gazeteciliğine dönüştü.”

“Gazetecilikte haber, radyodan, televizyondan önce de okuyucuyu doyurmuyordu. Ancak röportaj çıkıncadır ki, okuyucu yaşamla, yaşamın, olayların özüyle karşı karşıya gelebildi. Haber gerçeğin kaba yansıması, röportajsa yaşamın özüne, gerçeğin özüne doğru bir iniştir.”

“Röportaj bal gibi edebiyattır!”

“Röportaj bir edebiyat sayılabilir mi? (…) Röportaj bir edebiyat dalı sayılmak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür. Haber bir yaratma değildir, bir taşımadır. Aslında röportaj, taşıma anlamına geliyor ya, yanlış, o taşıma olan haberdir, hem de en gerçek anlamıyla. Röportaj bir yaratmadır. (…) Röportaj haberin varamadığı yere varandır, nasıl, yaratarak, gerçeği değiştirerek değil, yaratarak.”

“Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancılardır. Bunların arasında Hemingway, Ehrenburg, Şolohof, Simonov, Kessler var. Salt gazetecilikten gelen usta, büyük bir röportaj yazarı daha tanıyoruz, o da Malaparte’dir. Şu saydığım adlar da gösteriyor ki röportaj bir yaratmadır.”

“İyi röportaj orta adamın işi değildir. Bu arada çağımızın en büyük düşünürü Sartre’ın röportajlarını da sayabiliriz. Nazım Hikmet’in Küba röportajları erişilmez bir güzelliktir. (…) Sait Faik’in, Orhan Kemal’in, Aziz Nesin’in röportajlarını kim unutabilir?”

“Röportaj bir edebiyat türüdür, onun için bize insan yaşamını, gerçeğini en güzel veren bir daldır.”

yasar-kemal-001

Son birkaç yıldır internet gazeteciliği eğitimlerinde sıklıkla duyduğum ‘gazetelerin elini internet medyasına karşı güçlü kılacak tek şey Avrupa’da örneklerini görmeye başladığımız gibi ‘röportaj haberler’ olacaktır’ sözünü 1975 yılında Yaşar Kemal zaten söylemiş ama bizim gazetelerimiz hâlâ o yöne evrilememiş:

“Şu günlerde tirajları tepe aşağı giden gazetelerimiz bir çıkar yol arayacaklardır. Onları kurtaracak, onları halkın, okuyucunun gözünde sevimli kılacak, gerçek insan yaşamını, olayların, haberlerin ardındaki gerçeği verecek olan tek yol röportajdır.”

“Türkiye’de demokrasiyle birlikte röportajcılık da gelişecektir. Gazeteler ne kadar diretirlerse diretsinler, ayakta kalmak, okuyucuya insanca varmak için televizyon, radyo, sinema furyasında, röportaja başvurmak zorunda kalacaklardır. Dünya gazeteciliğinin bugünlerde girdiği bu çaresiz yola bizimkiler de gireceklerdir.”

Yaşar Kemal Röportajlarını Nasıl Yapıyordu?

Yaşar Kemal’in röportajlarını nasıl yaptığını anlattığı cümleleri okurken gerçekten şaşırdım. Bugün bizler ses kayıt cihazı, fotoğraf makinesi, notlar, kalemler, yetmedi tabletler ve türlü elektronik cihazla görüşmeleri kayıt altına almaya çalışıp ortaya da doğru düzgün bir röportaj koyamazken Yaşar Kemal, muhteşem gözlem gücü ve hafızasıyla bu türün en güzel örneklerini vermeyi başardı:

“Ben röportajlarımı nasıl yaptım? Hemen şunu söyleyeyim ki herhangi bir röportajıma herhangi bir romanım kadar çalıştım. Çoğunlukla dizi röportajlar yaptım. İkinci yaptığım dizi röportaj kaçaklardır. Güney sınırlarımızdaki kaçakçılığı konu almıştım. Gittim, üç aydan fazla bir süre kaçakçılar arasında bir kaçakçı gibi yaşadım. Onların korkularına, acılarına, sevinçlerine, varlıklarına yokluklarına katıldım.”

“Hiçbir röportajımda bir tek not almadım. Ne bir sözcük ne bir çizgi. Hiçbir zaman yanımda kalemim olmaz ki… Adres yazmak için bile. Son iki röportajımı banda aldım. Niye acaba? Çok düşündüm, belki makineyi kullanmak hoşuma gitti. Ama bir kere olsun, yazmak için teybi açıp da dinlemedim. Dinlemek gerekliğini duymadım.”

“Bu davranışımın sebebi ne? Çok bilinçli olduğumu sanıyorum burada. İnsan ancak gerçeğe, o gerçeği, o insanı, insanları yaşayarak varır. Bence not almak, çizgi çizmek, saptamak hava. Bana öyle geliyor ki notlar, çizgiler, sözler gerçeğe varmak için tuzaktır. İnsan onlara güvenip yaşamayı unutur. Yaşamayı önemsemez. Yazıcı olduğunu, salt onların yaşamına yazıcı olarak katıldığını unutamaz. Unutmazsa da işte o zaman hapı yutar. Yaratması engellenir, kısıtlanır. Ne kadar röportaj yapmışsam, onu sonuna kadar yaşadım diyebilirim. Konumu, insanlarımı gereğince yaşamamışsam röportajlarım da olmadı. Uydurma oldu. Ya da ben öyle sandım. Nasıl roman yazmışsam, hangi biçimle, hangi davranışla, öyle röportaj yaptım.”

Peki ya sonra? Röportaja böylesine gönül veren Yaşar Kemal bugün ortalığı romanlarıyla kasıp kavuran bir yazar değil de röportajlarıyla ses getiren bir isim olamaz mıydı? Cevabı yine hüzün dolu cümleleriyle kendisi versin:

“…Yaşamım boyunca röportaj benim ana işlerimden birisi oldu. Koşullar bana yardım etseydi röportaj yazarlığımı bugüne kadar sürdürürdüm. Koşulların bana yardım etmemesi, benim işimi sürdürememem çok acı oldu. Gazeteciliğimiz olağan yaşamını sürdürseydi, şimdiye benim bir sürü röportaj kitabım olurdu. İşimi çok seviyordum ama on iki yıl sürdürebildim. (…) 1963 yılında gazetemin sahiplerinden birisiyle birlikte birçok arkadaşımla işimden oldum. O gün bugün de bir Allah’ın kulu kalkıp da “Yahu sen bir zamanlar iyice röportajlar yapardın, benim gazetemde de yapmaz mısın? diye sormadı.

Makasçı gazetecilik röportaja gerek durmuyordu, bütün sorun buydu.”

*Aylık Kültür Sanat Dergisi Siyah Sanat, Sayı 7, Mart 2015; Ömer Faruk K. – Yaşar Kemal’le eşkıyalık üstüne

 Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Hüseyin Düver 13 Nisan 2015 at 16:38

    Büyük üstadı ne kadar ansak az. Ben de ölümünden sonra okumadığım bir kitabını okuyup tanıtayım diye Bu diyar Anadolu’nun ilk kitabı Nuh’un Gemisini bu yazımda ele aldım. Çok öğretici bir kitaptı. Ellilerin anadolusunu tüm acı yönleriyle tanıtıyordu.

  • Bir Cevap Yazın