e-günlük

Ne bildiğimizden çok nasıl anlatabildiğimiz önemli

Kaan Yakuphan ile Diksiyon dersi hatırası

İFOD’da 2012 yılında almaya başladığım dijital fotoğraf eğitiminin ilk dersinde Nilay İşlek hocamız, ‘bu eğitimler sırasında fotoğraf çekememeye başlayacaksınız; merak etmeyin bir süre sonra geçer’ demişti. Neyin, nasıl olması gerektiğine dair herhangi bir konuda eğitim almaya başlayınca insan bildiğini (alışageldiğini) de unutmaya (karıştırmaya) başlıyor. Örneğin bugünlerde konuşurken çok fazla hata yapmaya (hatta konuşamamaya) başladığımı hisseder oldum.

Diksiyon dersleri için 3 gün boyunca haber spikeri Kaan Yakuphan ile birlikteydik. Televizyonda seyrettiğim biriyle aynı sınıfta saatlerce çalışmak ilk defa yaşadığım bir deneyim. Ses tonuyla, beden diliyle, Türkçe bilgisiyle, nezaketiyle, giyimiyle tam bir İzmir beyefendisi Kaan Yakuphan ;) Her ne söylerse söylesin sanki ana haber bülteni tadındaydı; adımı soyadımı söylediğinde de TV 8 Ana Haber Bülteninde adım anons ediliyor gibi hissettim. Gerçekten heyecanlı ve değişik bir durum ;)

İki hafta boyunca dersimize giren Kaan Hoca, gerçekten hepimizle tek tek ilgilendi, yanlışlarımız üzerinde ısrarla durdu. Onunla işlediğimiz dersler son derece verimli geçti. Aralarda mesleğine dair ve televizyon haberciliğiyle ilgili merak ettiğimiz soruları da sorduk. TRT’nin sınavına katılıp 18 bin kişinin arasından seçildiğini ancak o sınavı kazanabilmek için aylarca çok yoğun bir şekilde çalıştığını anlattı. Öyle ki çok genç yaşta girdiği TRT’ye kadar ne konuştuğu anlaşılmayan çok heyecanlı ve utangaç biri olduğunu söyledi.

Diksiyonun bütün kurallarını günlük konuşma dilinde uygulamayı abartılı bulduğunu “Konuşma dilinde abartmaya yer yok” sözüyle özetledi. Taksiye bindiğinde şoförle diyaframdan  konuşmadığını; normalde de günlük hayatta diyaframını çok kullanmadığını söyledi. Kaan Hoca bunları anlatırken geçmişte bazılarımızın zaman zaman karşılaştığı ‘kitap gibi konuşup durma’ eleştirileri aklıma geldi. Bazı insanların düzgün konuşan insanlara tahammülleri olamayabiliyor ancak kitap diliyle konuşmaya kalkmanın iticiliğine (daha doğrusu yapmacıklığına) ben de katılıyorum. Hele ki en çekilmezi, düzgün konuştuğunu zanneden -hatta düzgün konuşmayı yüksek konuşmak zanneden- kişiler daha bir çekilmez oluyor. (Maalesef çok yakınımda böyle biri var ve birinin ona gerçekten kötü konuştuğunu ve çok komik olduğunu söylemesi gerekiyor. Bütün telefon görüşmelerini ve esprilerini yan odaya duyuracak denli diyaframını açmak nezaketsizlik ve görgüsüzlükten başka bir şey değil.)

Kaan Hoca düzgün, doğru ve yerinde konuşmanın sosyal hayatta da iş hayatında da çok önemli olduğunu ve böyle kişilerin çalıştıkları ortamda mutlaka başarıya ulaştıklarını vurguladı. Ona göre “Ne bildiğimizden çok nasıl anlatabildiğimiz” daha önemli. Bu açıdan bakıldığında iyi konuşanın daha başarılı olması kesinlikle şans değil.

Benim de etrafımdakilere ve vakti zamanında öğrencilerime salık verdiğim ‘sesli okuma’ çalışmalarını Kaan Hoca da ısrarla tavsiye etti. Kitabın pasif (sessiz) bir şekilde okunmasından çok aktif (sesli) bir şekilde okunmasından yanayım; en azından 30 dakika ila 1 saat arasında. Kaan Hoca kendimizi ve konuşmamızı daha da geliştirmek adına bol bol sesli okuma yapmak gerektiğini ancak bunun düz bir şekilde değil karşımızda biri varmış da ona anlatıyormuşuz gibi yapılması gerektiğini anlattı.

“Yaptığımız iş aslında bir anlamda suya yazı yazmak gibi” eleştirisini de araya sıkıştırmıştı Kaan Hoca; 25 yıldır ekranda haber sunduğunu ancak insanların kendisini ‘başına dekor düşen spiker‘ olarak hatırladığını söyledi. Oysa bilinçli bir televizyon seyircisi -ya da en azından haber seyircisi- için Kaan Yakuphan ismi tanınan, bilinen ve unutulmayacak bir isim. Her haber spikeri elbette şahsına münhasırdır ama Kaan Yakuphan da Türk televizyon tarihinde haber spikerliğine Gülgûn Feyman ve Ali Kırca gibi damgasını vurmuş ender birkaç isimden biri.

Kaan Yakuphan’ın 15 yıllık TV 8 Haber’e vedası

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın