e-günlük

Yazmak Yaşamaktır*

yazmak

Melih Cevdet Anday‘ın günlüklerinin bir araya toplandığı ‘Bir Defterden’ kitabında “Yazmak, yaşamaktır” diyordu Anday. Oktay Akbal’ın kendisine yönelttiği “Sence yazmak yaşamak mıdır?” sorusuna bu cevabı vermişti. 3 Temmuz 1978 tarihli günlüğüne de bu konu hakkında şu cümleleri not düşmüştü:

“…Defterimi buldum. Gene yazmak istiyorum. Üstelik yalnız olduğum için bu deftere yazmak beni canlandıracaktır. (…) Yazmak konuşmaktan daha iyidir bence. Eskiden çok konuşurdum, çünkü az yazardım. (…) Evet, yazmak yaşamaktır. Ben de bu deftere, yaşamamı sürdürmek için yazacağım.”

Bu satırları okuyunca aklıma bazı sorular geldi:

  • Şimdiki yazarlar, şairler de defterlere günlük tutuyor mudur? Tutuyorlarsa bunları illa onlar vefat ettikten sonra mı okuyacağız?
  • Çağın gereği artık deftere değil de bir blogda günlüklerini tutup bunu çevrim içi paylaşan Türkiye’de bir edebiyatçı niye yok? (Varsa da benim haberim yok.) Melih Cevdet Anday, 1978 yılında değil de günümüzde blogunun kaybettiği şifresini bulduğu için sevinip yeniden blog tutmaya başlasa güzel olmaz mıydı? Onun ruh dünyasını anlık olarak takip etmek kim bilir nasıl heyecanlı olurdu.

Blog tutmasa bile hâlâ defterlere günlük yazanlar olduğunu tahmin edebiliyorum. Ben en son 2000 yılında bir ajandaya 365 gün boyunca günlük yazmıştım ama bazen çevrim içi ortamda her şeyi paylaşamadığımı hissedip ayrıca bir deftere içimi dökmek istediğim de oluyor.

Anday, günlük tutmanın yalnızlığını gidererek kendisini canlandıracağını söylüyor. Bu konudaki satırları arasında belki de en önemli anahtar sözcükler bunlar: Yalnızlık ve canlanmak. Onca arkadaşa, dosta, kalabalığa rağmen içimizdekileri kimseyle paylaşamıyorsak devreye kalem kağıt giriyor; kimisi için de fırçalar, boyalar; kimisi için de gitar veya fotoğraf makinesi. Kendimizi en rahat ve en iyi nasıl ifade edebiliyorsak o yöntemi seçip bir anlamda yalnızlığımızı telafi etmeye, canlanmaya çalışıyoruz. Tek başına yazdıklarımız, çizdiklerimiz, bestelediklerimiz daha sonra onlarca insana ulaşıyor.

Yazma eyleminin konuşmaktan daha iyi olduğu görüşü bende de karşılık buluyor. Fakat çok yazınca da çok konuşmuş gibi hissediyorum ve ne tuhaftır blogda bile bir sessizlik evresine gömülüyorum. Anday da eskiden çok konuşuyor olmasını az yazıyor olmasına bağlıyor; ne garip. Bugün Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi işi sadece yazmak olan isimleri yazılı ve görsel basının her yerinde gün aşırı görmeyişimizin en büyük sebebi bu olabilir mi? Üretmekle meşgullerken kanaldan kanala koşup uzatılan her mikrofona söyleşi vermiyor olmaları da bilinçli bir tercih. Bir de sürekli ekranda gördüğümüz bazı kalemler var; konuşmaktan yazmaya, çizmeye, yeni eserler yayımlamaya sıra gelmiyor. Belki ‘konuşmak’tan kazandıkları para ‘yazmak’tan kazandıkları paraya göre daha fazla ve daha tatlı geliyordur onlara, bilemeyiz.

Anday, defterini bulmasını büyük bir sevinçle karşılamakta haklıdır çünkü yaşamını sürdürmesi için yazması gerektiğine inanır. Onun hayata bakış açısı böyledir. Eserlerini okuyunca ‘iyi ki de böyledir’ dersiniz. Ben de yazdıkça nefes alabiliyorum; bu blogda bir şeyler ürettikçe inşa ettiğim dünyama yeni bir tuğla eklediğimi ve daha verimli olduğumu düşünüyorum.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

2 Yorumlar

  • Yanıtla Mustafa Alnıak 23 Ağustos 2015 at 13:55

    Merhaba Evren. Böyle bir kitapdan bahsetmen gerçekten çok güzel oldu benim için. Bahsettiklerin beni meraklandırmaya yetti. Yazmak yaşamaktır gerçekten. Yazdığın yazında her neyden bahsediyorsan, mutlaka ama mutlaka o duygu ve heyecanı yazarken yaşıyor zaten insan. Yazarı bu kitapda başka nelerden söz ettiğini merak etmeye başladım doğrusu, bu kitabıda alınacaklar listesine ekledim ^_^ Sende “Salih Seçkin Sevinç – Her Şeyin Başı Blog” kitabını okumalısın :)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 24 Ağustos 2015 at 09:42

      Mustafa, yerli ve yabancı usta yazarların günlüklerini çok önemsiyorum; hepsini edinip okumayı da istiyorum. Her Şeyin Başı Blog (Neyse ki ‘her şey’i ayrı yazmışlar) kitabı epeydir alınacaklar listemde ama henüz sıra gelmedi. O kitapla ilgili farklı bir çalışma var kafamda; sanırım Eylül gibi okumuş olurum. Yorumun ve katkın için çok teşekkür ederim.

    Bir Cevap Yazın