İlhan Berk Cehennemi

Sabah saat 08:15’te ben ilhan berk’in defteriyim“in 99. sayfası:

Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim Yapmak!

Kafamı kaldırıp pencereden dışarıya, hızla akıp giden pamuk tarlalarına baktığımda nedir bu benzerlik dedim. Yazıyorum… e-vren günlüğü inşa edilmezden evvel yazıyorum. Haksızlık etmeyeyim, o kadar da mutsuz değilim. Ama eksik ve izbe yerleri olmayan bir neşe, bir heyecan ya da delicesine bir mutluluk yaşamadım hiç. Söyleyemediklerimi yazıyorum. Yazamadıklarımı fotoğraflıyorum. Ne İlhan Berk gibi dev bir ismin karaladıklarına benziyor yazılarım ne de çektiğim fotoğraflar onun çizdiği resimler gibi. Ancak, yine de o cümlede kendimi gördüm. Görmüşüm ki yıllar önce aynı yeri işaretlemişim: Sonraları, İlhan Berk’i Özdemir Asaf‘la aldatmışım. Ben İlhan Berk olsaydım; Özdemir Asaf olmak isterdim diye yazmışım.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

İlhan Berk Cehennemi” için 7 yorum

  1. Burada ince bir çizgi var; yazmak eylemi önce mutsuzluğun sonucu yapılan bir eylemmiş gibi sonra da tamamen mutsuzluğun nedeni gibi gösterilmiş.Birincisi doğrudur ama, ikincisi doğru mudur kafam karıştı ! Yeryüzü cehennem gibi görünürken mi yazarız; yoksa yazdıktan sonra mı yeryüzü cehenneme döner ?

  2. İşte bu yazı odamda bomba etkisi yarattı.
    Ben resim yapan, ve resme aşık biri olarak, kesinlikle:

    “Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim Yapmak!“

    Bu sözlerin yanındayım..
    Bu nasıl bir tutku bilemezsiniz, ne tuval ne fırça ne boyadır ihtiyaç duyduğunuz.Bir kağıt bir kalem verdiler mi ilk iş bişeyler yazmak değil, çizmek olurdu benim için. Ellerinizi kesseler, ayaklarınızla devam edersiniz..
    Ya şimdi ..
    kaç gündür hiç resim yapmadım, dahasi elimi bile süremiyorum. Sadece birşeyler yazıp okumak, istiyorum.Ben Özdemir Asaf’i seviyorum, ama Salvador Dali, Frida Kahlo,Rob Gonsalves ve daha nicesine tutkuyla bağlıyım.
    Ne demişti bana giderken ,evet şöyle demişti ruhsuz!!

    ‘ Senin resim dediklerinin daha hızlı, ve güzelini photoshopla yapıyorlar’
    Bir de yüzsüz yüzsüz gülmüştü..Çekip gitti , resim aşkımı da götürdü yanında, onu bıraksaydın onsuz yapamam ki ben ;(
    Boş hissederim , anlamsız; yok hissederim hava olurum, oysaki ben su olmak istiyorum, milyon kere buharlaşıp, atmosfere karışmak oradan tekrar tekrar ve tekrar yeryüzüne dönmek!..Noktalama işaretleriyle savaşmak değil, boyalarımla, fırçalarımla huzur bulmak istiyorum.

  3. … delicesine mutluluğu tatsaydın zaten senin burada oldunu düşünemezdim sadece.. bir anlık bir neşe, bir anlık mutluluk insanın yaşamı boyunca ona hep lazım olan, fakat lazım olupta özelliklede gerekli olduğu zamanlarda insanların bir nebze bulamadığı tadamadığı anlardır … .. deniz izce’den kendimce..

  4. Ne güzel yazabilmek, çizebilmek ya da…..
    Ya içinde hapsetmek zorunda kalanlar, beceriksizliklerinden sebep aciz olanlar…

  5. Mutluluk vefasızdır harflerle bile paylaşmaya vakti yoktur o anları…
    Bir mutsuzluk her seyi etkilemek ister geleceği geçmişi,yazdırır durur kendini kağıtlara anıtlara…

  6. Özdemir Asaf olmasaydın;
    Bu sefer “Mutlu Aşk Yoktur” diyen Louis Aragon’un peşinde sürüklenirdin. Taa ki Melihat Gülses’in güzel sesinden “Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgârına…” yı işitinceye kadar. Sonra birdenbire bir Attila İlhan esir alırdı benliğini “Ben sana mecburum bilemezsin…” dizeleriyle. Tam son durağa geldiğini sandığın bir anda Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın tokat gibi şiiri ile buharlaşıverirdin…

    Öyle uzun seviyorum ki seni
    Ya yaradılışta doğmuşum
    Ya ölümsüzün biriyim ben…

    Böyle sürüklenip gitmek yerine kendi bildiğin yoldan şaşmamanın en cesur hareket olduğunu bilmeni isterim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir