Browsing Tag

zaman gazetesi

e-günlük, Sosyal Medya

Kutsal Olan Haberdir!

İstanbullu günlerimin ilk ciddi etkinliği Bahçeşehir Ü. ve Medya Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri ve 6 hafta (24 saat) sürecek Dijital Medya Okulu’na katılmak oldu.

Zaman Gazetesi Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı

Dijital Medya Okulu’nun birinci haftasının ilk oturumunda Zaman Gazetesi Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı Dijital Gazete Tasarımı üzerine bilgilerini paylaştı. “Haber kutsaldır; tasarım sonra gelir!” diyen Fevzi Yazıcı’yı dinlerken aldığım notlar şu şekilde:

Devamını Okuyun

e-günlük

Gazetelerin Kitap Ekleri

Gazetelerin kitap eklerini takip etmesem, Ocak ayını bitirip, Şubat’ın ilk gününü de tükettiğimizin farkına varmayacaktım. Bugün 1 Şubat! Hangi ara Ocak’ı yaşadım? diye şaşırdım. Şaşkınlığımı bir kenara bırakıp gazetelerin kitap eklerinden bahsetmek istiyorum:

Şubat ayına Zaman gazetesinin kitap ekini alarak başladım. Çünkü Zaman gazetesi her ayın ilk Pazartesi günü kitap eki veriyor. Yeni Şafak gazetesi ise her ayın ilk Çarşambası. Sabah ve Milliyet gazeteleri ise her ayın ikinci çarşambası kitap eklerini okuyucularına sunuyorlar. Vatan gezetesi gün hesabı yapmayıp her ayın 15′inde kitap ekini yayınlıyor. Kitap ekini ciddiye alıp, her hafta bıkmadan usanmadan okuyucularına sunan iki gazete var: Radikal ve Cumhuriyet. Cumhuriyet gazetesi her perşembe, Radikal gazetesi de her cuma kitap ekini çıkartıyor. Peki bu kadar mı? Elbette değil. İşte tam da bu noktada bilinçli ziyaretçilerin yardımına ihtiyacım olacak: Devamını Okuyun

e-günlük, e-vreniyyat

FARKINDAYIM!

Farkındayım, üstüme oturmadı bu elbise. Oradan yırttım, buradan diktim, yine de giydiğim kıyafetin üzerimde eğreti durmasını engelleyemedim. Gönlüm buradaydı ama ruhum oradaydı. Zoraki bir aşk değildi istediğim, ait olduğum yer bambaşka bir diyardı. Bunu sadece iki kişi bildi. Dün bir üçüncüsünü aradım. O’na saatlerce ruhumun çıkmazlarını anlattım. Soyunup dökündüğümde, kurtulduğumda yamalarımdan… arındığımı sandım.Dün sana bir SIR verdim. “Hayatında benden sakladığın herhangi bir şey var mı?” diye sordum. Sen “yok” dedin; benden de “yok”u istedin. Oysa ben sana bir kucak dolusu SIR verdim. Sonra, acaba sana haksızlık mı ediyorum diye düşündüm. İçim içimi yedi. Halbuki hayatımın en büyük SIRrını, ben senden gizledim.

Live Earth konserlerinin dünyayı salladığı yazılıp çizildi. Bütün dünya hala daha kendi bildiğini okuyor. Her birimiz akıl almaz şekilde Küresel Isınmayı tetiklemeye devam ediyoruz. Türkiye, faydası çok tartışılan Live Earth konser fırsatını değerlendiremedi. Seçim çalışmaları için depo depo benzin yakılmaya, köşe bucak parti bayrağı asılmaya, milletvekili adaylarının afişleri dört bir yanı renklendirmeye devam etti. Seçim Kirliliği’ne yanan hektarlarca ormanlar eklenince Küresel Isınma gözünü Türkiye’ye dikti.

Farkındayım, Barış Akarsu’yla ilgili haberleri ben bir yerlerden hatırlıyorum. Ebru Gündeş beyin kanaması geçirdiğinde de Kazım Koyuncu kanserden vefat edince de ben bu filmin aynısını seyretmiştim. Barış’ı seviyordum, onu çok alçak gönüllü buluyordum hatta Karayip Korsanları’nın başrol oyuncusundan daha yakışıklı buluyordum. Ama seçim gündeminden, yaz rehavetinden bunalmış medyanın böylesine acı bir kazanın cılkını çıkarıp Tarkan havasında, cumhurbaşkanı adayı kıvamında yeni bir sanatçı tipi yaratmaya çalışmasına bir anlam veremedim.

OKS birincilerinin basında yer alan reklamlarına her yıl olduğu gibi yine şaştım kaldım. Türkiye 1.si kardeşimiz aynı kurumun hem okulunun, hem dershanesinin hem de dergisinin reklamlarında boy gösteriyordu. Zavallı çocuğun, reklamına malzeme olduğu OKS hazırlık dergisini eline aldığını bile sanmıyorum. Farkındayım artık başarının değil, reklamın kıymeti var. Öyle ki Zaman Gazetesi, onca ülke gündemi içinde OKS birincisini manşete taşımıştı. Çünkü “iptal edilen soru iptal edilmeseydi” gibi ucuz hesaplarla kendisine yakın bir kolejin öğrencisinin “aslında birinci olabileceğine” inanıyordu. Çocukların üzerinden bile prim yapılıyor, onların masum yarışlarına nifak sokuluyordu.

Farkındayım, en suçlu olduğum anlar da bile en masum benim. Kalbimin karşısında aynı kalp olmuyor çünkü. Yürüyegeldiğim bu yolda, bitişe yaklaşırken aradığımı bulamayacağımı görüyorum. Ne işittim, ne gördüm, ne de hissettim… Ne istediğimi biliyordum, tercihlerimi yaşıyordum ve bundan dolayı suçlanmayı da göze alıyordum. Kimsenin haddi değildi kurduğum cümlelerden dolayı beni cezalandırmaya kalkmak. Kimse de kurmadığım cümlelerden dolayı hesap soramazdı bana. Yorgun bir şairin İstanbul’u son kez seyretmesi gibi bir duygu bu. İstanbul, şair yapar adamı… Adam, İstanbul’a şiir yazar… Şair ölür, İstanbul devam eder şairler yaratıp, adına şiirler yazdırmaya… Farkındayım, Evren’de 1 Dünya var…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik