STK Gönülsüzlüğü, Gönüllü İkiyüzlülüğü

Üniversite yıllarımdan beri ulusal veya yerel birçok sivil toplum kuruluşunda gönüllülük yaptım. İnsanın kanına karışınca, ruhuna bulaşınca gönüllülükten kurtulmak (iyi anlamda söylüyorum) pek kolay olmuyor. Bu sebeple elimden geldiğince gönüllü işler yapmaya çabalıyorum; hem bilgimin zekatını verebilmek hem de yalnızca kendim için yaşama bencilliğinden sıyrılabilmek için. Herkesin gönüllülük bilinci ve hassasiyeti hatta niyeti farklı olabilir. Peki ya sosyal sorumluluk alanında faaliyet gösteren dernekler, vakıflar, yardım kuruluşları da aynı bilinç ve hassasiyete sahip mi? Bunca yıldır kurduğum temaslar ve deneyimlerden dolayı bir gönüllü olarak bu soruya “Hayır” cevabını verebilirim. Türkiye’de ne sivil toplum kuruluşu ne de gönüllülük bilincinin bir kültür olarak yerleşmediğini düşünüyorum. “Gönüllülük” kavramı hem STK hem de gönüllüler tarafından maalesef doğru anlaşılmamakta.

Gönüllünün adı, bağışçının namı var

STK’lar gönüllüleri, nakdi yardımda bulunan bağışçıları önemsediği kadar önemsemez. Gönüllüsüne tebessüm dahi etmeyen STK’lar, bağışçılara gülücükler dağıtır. Para bir şekilde bulunur, maaş verdikten sonra çalıştırılacak kişi de kolaydır. Peki ya gönüllüyü bulmak? Gönüllüyü ne reklamla ne davetle ne de parayla getirtemezsiniz. Bir insanın bunca dünya telaşı, iş güç koşuşturmacası, dijital ve fiziksel bağımlılıklar arasında bir sosyal sosyal sorumluluk projesine “vakit” ayırabilmesi, yapılacak tüm nakdi bağışların arasında paha biçilemez değerdedir. Çünkü “zaman” denen şeyin maddi – manevi karşılığı neredeyse yoktur, hele ki günümüzde…


YouTube’dan, Netflix’ten, kafede arkadaşlarıyla sohbetten, halı sahada dostlarıyla maçtan kalkıp bir STK’ya gönüllülük yapmaya gelen biri, böylesi büyük bir adım atarken maalesef STK’lar bu gönüllülerin heyecanını, hevesini (geçici bir heves bile olsa) sıcağı sıcağına değerlendirememekte, yanı arzuyla o pası karşılayamamakta. Biri gönüllülük yapmak istiyorsa, STK’lar bu çabanın kıymetini bilip değerlendirebilmeli, o gönüllülük isteğini en doğru şekilde yönlendirebilmeli. Ama ne yazık ki bizde işler böyle yürümüyor. Gönüllülük formu doldurursunuz, cevap alamazsınız. Sosyal hesaplar üzerinden yazarsınız, okundu mu okunmadı mı bilemezsiniz. Ama bağış yapmak isterseniz söz konusu derneğin, vakfın kapıları size ardına kadar açıldığı gibi karşınızda muhataplar da bulursunuz.

Gönüllüyle bağışçı arasında ciddi ayrım yapan STK’lar, bağışçılar arasında da ayrım yapmakta. 100 TL bağışlayan da 1 milyon TL bağışlayan da vaktini bağışlayan da bir olması gerekirken STK’ların gözünde böyle değildir. Sosyal medyada karşımıza çokça çıkar, yaptığınız bağış biraz yüklü, tanınırlığınız da fazlaysa söz konusu yardım kuruluşunun âdeta tanıtım yüzü gibi kullanılır, boy boy fotoğraf ve videolarınızla paylaşılırsınız. İyi de diğer taraftan kıt kanaat geçinmesine rağmen kazancından az demeyip 3-5 kuruş bağış yapana aynı teşekkür, hürmet, ilgi alaka niçin gösterilmez? Bu sorunun cevabını ben değil yardım kuruluşlarının yönetimindekiler vermeli.

Mesele Musa’nın asası mı gösteriş mi?

Geçenlerde önüme bir video düştü. Türkiye’den bir yardım kuruluşu, elinde bir yemek paketini küçük bir çocuğa uzatıyor, o esnada dernek görevlisi biri de videosunu çekiyor. 3-5 saniyelik görüntü alındıktan sonra görevli, çocuğa vermeden yemek paketini başka ihtiyaç sahipleri arasında da dolaştırıyor. Çünkü sosyal medya hesapları için gerekli içeriklerin toplanması lazım. Oyunu kurallarına göre oynuyorlar. Oyunu kurallarına göre oynayanlar sadece onlar değil elbette, bağışçı gönüllüler de bazen bu oyunun parçası hâline geliyor. Yapılan her bağış ve yardım sanki sosyal medya hesaplarında paylaşılmak zorundaymış gibi yaptığı yardımı gösterişe dönüştürenler de var, üstelik şirketlerinin, markalarının isimlerini/hesaplarını etiketleyerek. STK’nın “gönüllü” yazan yeleği giyilir, yemek kazanı başına geçilir, çorbalar özenle dağıtılır, sıraya girenlere tebessüm edilir. Ve ilginçtir, bu bağış sahibinin her anını fotoğraflayan, videoya çeken de biri vardır. Böylece sağ elin verdiğini bırakın sol eli, el âlem görür, duyar, öğrenir. Üstelik bu görgüsüzce gösterişe STK’lar da kendi hesaplarından paylaşım yaparak çanak tutmaktadır. Bin takipçisi olan bir gönüllünün ne yardımı ne paylaşımı önemsenmezken on binlerce, yüz binlerce takipçisi olan gönüllünün/bağışçının paylaşımları STK’lar tarafından da etiketlenerek, övgüler dizilerek yeniden paylaşılır. “Hayırda yarışın” ayeti de Müslümanlar Musa’nın (a.s) asasını eline almalı sözü de sosyal medya görgüsüzlüğü içinde çok ama çok yanlış anlaşılmıştır.

Gönüllülük, zorunluluktur

Sadece STK’lar bilinçsiz değil elbette, gönüllülerde de bilinçsizlik söz konusu. Gönüllülük, keyfilik gerektiren, canım sıkıldı yaptım canım sıkıldı ayrıldım denilebilecek bir şey değil. Gönüllülük, zorunluluktur. Gönüllü olarak üstlendiğiniz her ne ise onun sorumluluğunu da yüklenirsiniz. Ve artık bundan, birinci derece siz mesulsünüzdür. Bu ister bir öğrenciye düzenli okul harçlığı göndermek olsun, ister hafta sonu yoksul ailelerin çocuklarına matematik öğretmek olsun isterseniz de sokakta yaşayanlara akşamları sıcak çorba dağıtmak olsun. Siz “ben buna gönüllüyüm” dediğiniz andan itibaren bir ileri iki geri davranır, sorumluluğunu aldığınız yardımı aksatırsanız sistem çö-ker!

Amatör ruhu kaybetmek

Sürekli bir gönüllülük faaliyeti içinde olunduğunda da bazen durup o an ne yaptığınıza, nasıl bir olayın içinde bulunduğunuza bakıyor musunuz? Yaptığımız sosyal yardım çalışmalarını otomatiğe bağlamak bizi körleştiriyor; yapılan işin inceliğini, maneviyatını, hayrını idrak edemediğimiz bir noktaya geliyoruz.

Elbet en güzeli yapılan yardımı / iyiliği unutabilmek. Daha da güzeli o iyiliği yaparken her anını, her aşamasını, tüm ayrıntısını hissedebilmek. Hatta aradan çekilebilmeyi bilmek! Ne bağış olarak verdiğimiz paranın, ne iki ekmeğin “sahibi olmadığımızı, aslında ihtiyaç sahibinin rızkını ona ulaştıran bir aracı olduğumuzu anlayabilmek. Hiçbir şeye sahip olmadığımızın, hiçbir şeyin sahibi de olmadığımızın bilinciyle, aslında verebileceğimiz tek sadakanın tebessümümüz olduğunun idrakinde olabilmek…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir