Yarım kalmak zorundaydı bizim hikayemiz. Lokmalar boğazımıza düğümlenmeliydi. Böylesine kısayken hayat ve hızla akıp giderken zaman, daha bir sevmeliydik, sımsıkı sarılmalıydık ve ağlamalıydık dağ gibi içimize çöken ayrılığın karşısında.
Kaç kişi geçti bu sahneden, kaç sevdalar eskidi, kaç masal anlatıldı, kaç aşk şarkısı dinlenildi, bağıra bağıra şiirler okundu.
Bitti bitiyor… Bakışlar, sözler, heyecanlar, oyunlar, korkular, sevinçler sönüyor… Ve bir masal daha bitiyor…
Bizim Sınıf /Edebiyat Fakültesi / Çekim: Barış Fotoğrafçılık / 15.05.2006
En zoru yazmakmış… Ayrılık dayandı mı kapıya, kalmakmış, gitmekmiş, gidenin ardından gözyaşı dökmekmiş, giderken bir daha dönmeyeceğini bilmekmiş.
Gülüp eğlendiğimiz ve aslında en güllük gülistanlık dönemimiz olan üniversite yıllarını noktalamanın tarifsiz heyecanı, hüznü kimi zaman da sevinci içinde bocalayıp duruyoruz. Meğerse birbirimizi ne kadar çok seviyormuşuz, meğerse ne çok şey paylaşmışız, meğer gözlerimiz ne kadar güzel, yüreğimiz ne kadar da temizmiş… Hep geç fark ediyor, geç keşfediyoruz… İsimlerimizi öğreniyoruz, hiçbir zaman unutmamak üzere…
En zoru yazmakmış… Semih‘ten, Pelin‘e, İlker‘den Elif’e kadar ömrünün en güzel yıllarını paylaştığın isimlere sevgini, saygını, dostluğunu yazmak ne zormuş. Ve ne kadar da zormuş dostum, kardeşim dediğin insanların, seni bugünlere getiren ANA‘nın, HOCA‘nın senin için yazdıklarını okumak…
Gelmez denilen günler geliyor, devran dönüyor, hayal edemediklerin gerçekleşiyor, bitmez denilen zaman geçip gidiyor ve 18 yıllık yolculuğun sonunda öğrencilik sona eriyor.
EVREN MEZUN OLUYOR!
Kısacık bir andaç yazısı, insanların birbirlerine duyduğu sevgiyi, birbirlerine verdikleri değeri gösterebilmek için sadece bir bahane, hem de ömür boyu sürecek bir hatıra. Benden bunu esirgemeyen Canım Anneme, Turgut Hocama, Gülgün Hocama, arkadaşlarım Başak, Cihan, Dilek, Gülbahar, Harun, İlker, İrem, Mutlu, Müberra, Nilay, Pelin, Selda,Semih, Suzan, Taner ve Tuğba‘ya, ayrıca tebrik mesajı atan bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.
İrem, Cihan, Tuğba, Müberra, Elif, Yahya, Ayşen ve Ben :)
Yanmak bilmeyen semaver, uçurumdan aşağı yuvarlanıp duran top, uzaklara uçup giden frizby, tükenen ve yerine yenisini koyamadığımız ekmeğimiz, Mehmet’in gitarı eşliğinde söylediğimiz şarkılar, bol bol çekilen fotoğraflar, oynamayı bir türlü beceremediğimiz yakar top ve dokuz kiremit, Taner’in yüreğimizi ağzımıza getiren yuvarlanışı, tuvalet sorunu, konuşmayanların konuştuğu, küslerin barıştığı, 4 yıldır söylenilmeyenlerin itiraf edildiği…
Kısacası Edebiyat 2006 mezunlarının bir kere daha kaynaşmasını sağlayan Paşa Yaylası pikniği… Her şeyi ile mükemmeldi.
ADÜ Merkez Yerleşkesi / Çekim: Güvenlikçi Abi :) / 15.05.2006
Mezuniyet andacıdır, mezuniyet gecesidir derken bizim sınıf kaynaştı da kaynaştı. Bu kadar samimi olmuş, birleşmiş bütünleşmişken, bir de mezuniyet pikniği gerçekleştirelim de tam olsun dedik. Ben önce Aytepe Mesire Alanında toplanalım, gülelim oynayalım dedim; Şahin Hocam da “bu çocuklar dört yıldır Aydın’da okuyor, Paşa Yaylası’nı hiç görmediler” deyip pikniği orada yapalım, yiyelim-içelim dedi. Minibüs tutuldu, alış veriş planı yapıldı. Şu an saat gecenin 01.43’ü. Sabah 7.30’da bizim sınıf Paşa Yaylasının yolunu tutarken, biz Şahin Hocamla alış-verişe gidip kuzucuklar için bir şeyler alacağız.
Mutluyum çünkü yıllar sonra firzby oynayabileceğim bir ortam ve arkadaşlarım olacak. Piknikte yorulana kadar frizbyi elimden bırakmayacağım. Ayrıca semaver götürüyorum, çay keyfi yapacağım :) Siz bu yazıları okurken ADÜ Edebiyat‘ın son mezunları inşallah eğleniyor olacak…
Güzel an’lar, hızlı geçiyor her zamanki gibi. Dört yıllık üniversite maratonu sona erdi de, 3-4 saatlik bir gece mi göz açıp kapayıncaya kadar geçmeyecekti. Yedik içtik, oynadık zıpladık… Kısacası ADÜ Edebiyat ilk defa bir arada bu kadar çok eğlendi. Meğer bizim sınıfın kızları ne kadar güzel, erkekleri ne kadar da yakışıklıymış. Üstüne üstlük bizim sınıf oynamayı ne kadar da iyi beceriyormuş. Edebiyatçı ağır olur, efendi olur diyenlere inat, hiçbirimiz oturmadık yerimize :)
Bir başka bahara ertelemedik mutluluklarımızı. Biliyorduk ki başka bir bahar daha yoktu. Eğlenmiştik, gülüp oynamıştık ama hepimiz çok iyi biliyorduk ki, çekilen her bir fotoğraf geri dönülmesi mümkün olmayan günlerimize atılan bir imzaydı. Adnan Hoca ve Şahin Hoca eşleriyle birlikte aramızdaydı. Mustafa Hoca, Ali İhsan Hoca, Nilüfer Hoca ve Yasemin Hoca da büyük bir özlemle hatırlayacağımız gecede yalnız bırakmadılar bizi. Bunca güzel yüreği, böylesine güzel insanları bir daha bir araya toplamak, gençliği geri getirmek milyarlar harcasak da mümkün olacak mı? Ya bu kareleri çekebilmek tekrar…
Hep birlikte bol bol fotoğrafların çekildiği bir dönemdeyiz.
Bizim Sınıf, aylardır heyecanla beklediği mezuniyet gecesini bu akşam gerçekleştiriyor. Dört yıllık bir maceranın son organizasyonlarından biri de mezuniyet gecesi oluyor. Kız arkadaşlar abiyelerini, erkekler takım elbiselerini aldı, kuaföre gidildi, saçlar yaptırıldı, traşlar olundu, makyajlar yapıldı, elbiseler denendi.
Ve ADÜ TDE 2006 mezunları, Kep Törenine 10 kala, bu akşam mezuniyet gecesinde bir araya geliyor…
En son 5 yıl önce abimin düğününde giydiğim ve genellikle nefret ettiğim takım elbisenin içinde bu akşam nasıl rahat edeceğim, ben de bunun derdindeyim :)
Günlerdir, mezuniyetin hüznü, rehaveti hakim olmuş durumda hayatıma. Bu duygusallık elbette Evren‘in sanal dünyasına da yansıyor, yansıyacak, yansımalı da. Hayatını [de]şifre ederken Yunus‘un, ömürde bir defa yazılan Evren anılarını paylaşmamak olmaz.