OYALANIYORUM HAYATLA

{Mayıs ’06 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Difrensiyali dağılmış Chevrolet gibisin” dedi birahanenin omuzları çökmüş, gözleri kırış kırış, azıcık sarı saçlı patronu. Elindeki yufkayı özenle kıvırıp sigara böreği yapmaya devam etti. “Hadi parka git de açıl” diyerek önünde dikilip bira isteyen sarhoşu kolundan tutup dışarı doğru itti. Chevroletin arkasından bakakaldım ben de. Yer Bornova.. Sevgi Yolu.. Birçok cafe ve restoran var ama öğrenci semti diye hiçbirinde bira yoktu. Biz de illa bira içmek için merkeze doğru yürüdük. Sonunda bulduğumuz salaş birahane, Türkiye’de bir zamanlar her sokakta olan birahanelerin son örneğiydi. İçerideki yorgun ve bezgin yüzler at yarışı izliyordu TV’ den. Ağır bir yağ kokusu sinecekti üstümüze ama olsun. Mekanın sefilliği belki de imkansız bir buluşma için en güzel yerdi.

Pazar günü evde otururken, Continue reading →

Bir cüppe, üstüne bir kep

CÜPPELİ ve KEPLİ FOTOĞRAFLARIMIZI ÇEKİLDİK, SIRADA ?

Andaç yazısı yazayım derken üzüntülere gark olduğum cumartesi günüm, kepli fotoğraflarımızı çeken bayanın 1 saate yakın süren neşeli çekimi sonucu öyle güzel bir hal aldı ki…

Hikmet’im de ” cüppeli fotoğraf çekilmeye gidince moralin düzelir.” demişti. Hakikaten ilaç gibi geldi. Bir gün o kıyafeti giyecek olmak, bana çok uzak görünürdü. 

İLK FOTOĞAFLAR SEMİH’TEN, YA BENİMKİLER ?

Şimdi “nerede senin kepli fotoğrafların?” diyebilirsiniz. Canım arkadaşım Semih‘in fotoğrafını koydum, benimkini belki sonra paylaşırım :) Sıramızı beklerken stüdyoda aynadan kendimizi çekmeyi ihmal etmediğim gibi, bol bol kepli fotoğraflarımızı da çektim kişisel makinamla. Eve gelip bilgisayara yükleyince annemle ikimiz çok duygulandık. Gerçekten çok güzel bir duyguymuş. 

Bu gün beni mutlu eden bir başka durum daha var ki, içim içime sığmıyor. Canım abim 22 gündür bizden uzakta olduğu UMRE‘den dönüyor. Dakikalar kaldı, az sonra onu karşılamaya gideceğiz. Hüss babasına, biz de abimize kavuşuyoruz :)

Ayrılık vakti yaklaşıyor


“Birlikte yaşanan dört yıllık tecrübeyi cümlelere dökmenin vakti gelmedi mi artık”
 deyip, mezuniyet andacı için kolları sıvadık.

BAŞLADIK ZORLANMAYA, HÜZÜNLENMEYE…

En zoru bu olsa gerek. Her şeyini paylaştığın, birlikte gülüp ağladığın, canın kadar sevdiğin arkadaşlarına son sözlerini yazmak… Bilgisayarın başına oturup oturup kalkıyorum. Bir ömür boyu saklanacak mezuniyet andacında arkadaşlarımın sayfasına eklenecek “son sözlerimi” yazarken, acı çekiyorum. Çünkü ben bu maceranın hiç mi hiç bitmesini istemiyorum…

Bu gün, kepli fotoğraflarımızı çekilmeye gideceğiz fotoğrafçıya. Objektife bakarken “gülümse” diyecek fotoğrafçı. Gülümse, bir daha hiç geri gelmeyecek günlerinden arta kalan bir anı olarak…

Kayıplarımı arıyorum

KAYIPLARIMI ARIYORUM, İKİ DÜNYA ARASINDA GEL GİTLERLE

Önce mezun olduğum ilkokula gittim, ilkokul öğretmenim Aynur DURMAZ‘ın izini bulabilmek için. Her yol denendi, bu sonuncu. Buradan da çıkmazsa bir sonuç… Bulunur elbet bir yerlerde izi…

Elime kalemi kağıdı alıp oturdum masamın başına, seninle baş başa olabilmek için” diye yazmışım. Şaşırdım ve bir şeyi de kaybettiğimi fark ettim: Uzun süredir beni masamın başına oturtup elime kağıdı kalemi aldıracak bir sevda yok yüreğimde. İnternet günlüğü, yaşananlara tanıklık ediyor; ya yaşanamayanlar?

Cumartesi kep’li fotoğraflarımızı çekileceğiz bütün sınıf. Kaybetmek üzere olacağımız güzel günlerin belgesi olacak yarın ki fotoğraflar… Mezuniyet andacı için yazılar yazılıyor, fotoğraflar çekiliyor, birbiriyle hiç konuşmayanlar konuşmaya, nefretle bakan gözler hüzünle bakmaya başlıyor ve insanoğlu  elindekilerinin kıymetini, yine kaybetmek üzereyken anlıyor.

Bu gençlik gelmeyecek bir daha geriye, biliyorum…